وَٱلَّذِينَ كَسَبُوا۟ ٱلسَّيِّـَٔاتِ جَزَآءُ سَيِّئَةٍۭ بِمِثْلِهَا وَتَرْهَقُهُمْ ذِلَّةٌ مَّا لَهُم مِّنَ ٱللَّهِ مِنْ عَاصِمٍ كَأَنَّمَآ أُغْشِيَتْ وُجُوهُهُمْ قِطَعًا مِّنَ ٱلَّيْلِ مُظْلِمًا أُو۟لَٰٓئِكَ أَصْحَٰبُ ٱلنَّارِ هُمْ فِيهَا خَٰلِدُونَ
“Kötülük kazanmış olanlara gelince, kötülüğün cezası, misli kadardır. Ve onları bir aşağılık ve eziklik kaplar. Onlar için Allah'dan başka hiçbir kurtarıcı yoktur. Yüzleri karanlık gecelerden bir parçaya bürünmüş gibidir. İşte onlar cehennem ehlidir. Orada ebedî kalacaklardır.” — Elmalılı Hamdi Yazır
Taberî9-10. yy✓ Alıntı doğrulandı
Taberî'ye göre kötülük işleyip Allah'a ve Rasûlü'ne küfredenlere, dünyada yaptıkları kötü amelin cezası olarak ahirette benzeri bir ceza verilecek; onları zillet ve horluk kaplayacak ve Allah'ın azabına karşı kendilerini koruyacak hiçbir engelleyici olmayacaktır. Ayrıca 'kıt'a' kelimesinin gecenin bir parçası/karanlığı anlamına geldiği, yüzlerinin sanki gece karanlığının bir parçasıyla kaplandığı belirtilir.
يقول تعالى ذكره: والذين عملوا السيئات في الدنيا، فعصوا الله فيها، وكفروا به وبرسوله، جزاء سيئة من عمله السيئ الذي عمله في الدنيا بمثلها من عقاب الله في الآخرة.
Zemahşerî12. yy✓ Alıntı doğrulandı
Zemahşerî, ayetteki ifadenin bağlamını iki farklı gramatik ihtimalle açıklar: bu ifade ya öncesindeki 'onları Allah'ın gazabından ve azabından koruyacak kimse yoktur' anlamına atfedilmiştir, ya da 'onlar için Allah tarafından ve O'nun katından koruyacak kimse yoktur' şeklinde, müminler için olduğu gibi bir koruma bulunmadığı anlamı verilmiştir. Ayrıca 'muzliman' (karanlık) kelimesinin 'leyl' (gece) için hal olduğunu belirtir. Metinde 'kıta'a' kelimesinin sükun ile okunuşuna da işaret edilir.
إما أن يكون معطوفا على قوله : أي لا يعصمهم أحد من سخط الله وعذابه . ويجوز ما لهم من جهة الله ومن عنده من يعصمهم كما يكون للمؤمنين { مظلما } حال من الليل
Kurtubî13. yy✓ Alıntı doğrulandı
Kurtubî, 'kesbû es-seyyiâti' ifadesini işlenen günahlar (veya bazılarına göre şirk) olarak açıklar; bu kişilerin yüzlerini zillet ve hakaretin kaplayacağını belirtir. Bu durumun, mü'minlerin yüzleri kardan daha beyaz olurken münafık ve kâfirlerin yüzlerinin zifttten daha siyah olacağı şeklinde tezahür edeceğini nakleder. Ceza günahlara denk (misliyle) olacak şekilde adil olup, herhangi bir zulüm içermez.
أي يغشاهم هوان وخزي وذلك أن المؤمنين يرفعون رؤوسهم ووجوههم أشد بياضا من الثلج وتسود وجوه المنافقين والكافرين حتى ترجع أشد سوادا من القار
İbn Kesîr14. yy✓ Alıntı doğrulandı
İbn Kesîr'e göre bu ifade, kâfirleri azaptan koruyacak hiçbir engelleyici ve sakınıcının bulunmadığını bildirmektedir; ayrıca ahiret gününde onların yüzlerinin kararacağına dair bir haber niteliğindedir. Bu kararma, dünyada itaate karşı gösterdikleri büyüklenmenin (istikbar) karşılığı olarak açıklanmaktadır.
أي مانع ولا واق يقيهم العذاب كقوله تعالى الآية إخبار عن سواد وجوههم في الدار الآخرة كقوله تعالى أي في مقابلة مااستكبروا في الدنيا عن الطاعة
Beydâvî13. yy✓ Alıntı doğrulandı
Beydâvî'ye göre 'kesbü's-seyyiât' âyeti, kötülüğün cezasının ancak misliyle verileceğini, fazlasıyla cezalandırılmayacağını belirtir; bu durum iyilik yapanlara verilen fazlalık (hüsnâ ve ziyade) ile tezat oluşturur. Ayrıca âyetteki 'ashâbü'n-nâr, hüm fîhâ hâlidûn' ifadesi Vaîdiyye mezhebince delil sayılsa da, Beydâvî bunun küfür ve şirki içeren büyük günahlara mahsus olduğunu, ehl-i kıbleden büyük günah işleyenlerin bu hükme dahil olmadığını belirtir. Şirk koşulan varlıkların müşriklerden 'bize ibadet etmiyordunuz' diyerek teberri etmesi ise, onların gerçekte kendi hevâlarına taptıklarının bir istiaresi olarak açıklanır.
والجواب أن الآية في الكفار لاشتمال السيئات على الكفر والشرك ولأن الذين أحسنوا يتناول أصحاب الكبيرة من أهل القبلة فلا يتناولهم قسيمة.
Fahreddin er-Râzî12-13. yy✓ Alıntı doğrulandı
Bu müfessire göre iyilikle kötülüğün karşılığı arasında fark vardır: iyilikte sevaba fazladan ihsan eklenmesi bir lütuf olup güzeldir ve kişiyi ibadete teşvik eder, ancak kötülükte hak edilenden fazla ceza vermek zulüm olur ve verilirse vaad, vaîd, terğib ve terhib anlamsız kalırdı. Ayrıca kâfirin âhirette duyacağı eksiklik hissi kendisi için zillet, hakaret ve rezilliğin sebebi olarak açıklanır. Metin ayrıca Allah'tan hiçbir koruyucunun bulunmadığını, kazâsının bütün varlıkları kuşattığını belirtir.
وأما الزيادة على قدر الاستحقاق في عمل السيئات ، فهو ظلم
Karşılaştırma
Ortak noktalar
Tüm müfessirler ayetin kötülük işleyenlere getirdiği cezanın işledikleri kötülüğe denk (misliyle) olacağı, yüzlerinin zillet/karanlıkla kaplanacağı ve Allah'a karşı onları koruyacak hiçbir engelleyicinin bulunmadığı hususunda birleşir. Cezanın adil olup zulüm içermediği vurgusu da ortak bir temadır.
Farklar
Taberî ve Zemahşerî ağırlıklı olarak dil/kıraat ve nahiv tartışmalarına (kıta, muzliman, atıf ihtimalleri) odaklanır; Kurtubî rivayet ve hadislerle (mü'min-kâfir yüzlerinin tezadı) konuyu somutlaştırır; İbn Kesîr olayı büyüklenmenin (istikbar) cezası olarak bağlamsal okur; Beydâvî ve Râzî ise meseleyi kelamî/fıkhi düzleme taşıyıp Vaîdiyye mezhebine cevap verir, adalet-zulüm ayrımı ve büyük günah-küfür farkı üzerinden akli istidlallerde bulunur.
Dönemsel bağlam
Erken dönem müfessirleri (Taberî) dil ve rivayet ağırlıklı bir yöntemle ayeti izah ederken, Zemahşerî belâgat inceliğine yönelmiş; Kurtubî hadis rivayetleriyle daha somut bir tasvire geçmiş; sonraki dönemde İbn Kesîr, Beydâvî ve Râzî ile birlikte kelamî tartışmalar (özellikle Vaîdiyye'ye cevap ve adalet kavramı) ön plana çıkarak yorum daha sistematik bir teolojik çerçeveye kavuşmuştur. Temel anlam sabit kalmış, yöntem ve vurgu zamanla çeşitlenmiştir.
Günümüz bağlantısı
Bu ayet, yapılan her davranışın karşılığının adil bir ölçüyle geri döneceği fikrini hatırlatarak, kişinin hem bireysel hem toplumsal ilişkilerinde ölçülü ve sorumluluk sahibi olmasına dair bir öğüt taşıyabilir. İyiliğe karşı gösterilen fazladan lütuf ile kötülüğe verilen dengeli karşılık arasındaki fark, günlük hayatta sabır, ihlas ve adalet bilinciyle hareket etmeyi teşvik eden bir bakış açısı sunabilir.
Yapay zekâ analizi — fetva veya hüküm değildir, henüz uzman incelemesinden geçmemiştir