ٱلَّذِينَ يَلْمِزُونَ ٱلْمُطَّوِّعِينَ مِنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ فِى ٱلصَّدَقَٰتِ وَٱلَّذِينَ لَا يَجِدُونَ إِلَّا جُهْدَهُمْ فَيَسْخَرُونَ مِنْهُمْ سَخِرَ ٱللَّهُ مِنْهُمْ وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ

“Those who point at such of the believers as give the alms willingly and such as can find naught to give but their endeavours, and deride them - Allah (Himself) derideth them. Theirs will be a painful doom.” — M. M. Pickthall

Tafsirs

AI-generated
Taberî9-10. c.✓ Citation verified

Bu müfessire göre ayet, sadakalarında gönüllü ve fazladan veren zenginlerle (Abdurrahman b. Avf örneği) ellerinden gelenin azını veren fakirleri (Ebû Ukayl örneği) münafıkların ayıplayıp alay etmesi üzerine inmiştir. Münafıklar zenginin verdiğini riya ve gösteriş olarak nitelendirmiş, fakirin verdiğini ise Allah'ın ve Rasûlü'nün ona ihtiyacı olmadığını söyleyerek küçümsemişlerdir. Bu durum üzerine Allah bu ayeti indirmiştir.

يقول تعالى ذكره: الذين يلمزون المطوعين في الصدقة على أهل المسكنة والحاجة، بما لم يوجبه الله عليهم في أموالهم، ويطعنون فيها عليهم بقولهم: إنما تصدقوا به رياء وسمعة، ولم يريدوا وجه الله
Zemahşerî12. c.✓ Citation verified

Zemahşerî bu ayetin, münafıkların sadaka veren mü'minleri alaya alma olayı üzerine indiğini açıklar. Abdurrahman b. Avf ve Asım b. Adî gibi zenginler büyük miktarda sadaka verdiklerinde münafıklar bunu riya olarak yorumlamış, Ebû Ukayl el-Ensârî gibi fakir bir sahabî az miktarda (bir sa') sadaka verdiğinde de onunla alay ederek gösteriş yaptığını iddia etmişlerdir. Böylece münafıklar hem çok verene hem az verene dil uzatmış, bunun üzerine bu ayet nazil olmuştur.

فلمزهم المنافقون وقالوا : ما أعطى عبد الرحمن وعاصم إلا رياء ، وإن كان الله ورسوله لغنيين عن صاع أبي عقيل ، ولكنه أحب أن يذكر بنفسه ليعطي من الصدقات ، فنزلت
Kurtubî13. c.✓ Citation verified

Kurtubî'ye göre bu ayet münafıkların bir sıfatını anlatır; onlar müminlerden zengin olanların çok sadaka vermesini riyakârlık, fakir olanların az sadaka vermesini de gereksiz/anlamsız bularak alay ederlerdi. Bu durum Abdurrahman b. Avf ve Ebu Ukayl kıssalarıyla örneklendirilmiştir; Abdurrahman malının yarısını verince 'ne büyük riya' denmiş, Ebu Ukayl yarım sa' verince de 'Allah'ın buna ihtiyacı yok' denilerek küçümsenmiştir.

وذلك أن عبد الرحمن بن عوف تصدق بنصف ماله وكان ماله ثمانية آلاف فتصدق منها بأربعة آلاف فقال قوم : ما أعظم رياءه فأنزل الله : الذين يلمزون المطوعين من المؤمنين في الصدقات
İbn Kesîr14. c.✓ Citation verified

İbn Kesîr'e göre bu ayet, sadaka veren mü'minlerle alay eden münafıklar hakkında inmiştir; ayet bu alay ve tahkiri, münafıkların sadaka konusundaki kötü davranışlarına karşılık olarak nazil olmuştur. Rivayetlere göre, Abdurrahman b. Avf'ın büyük miktarda sadaka vermesi ile Ebû Ukayl gibi fakir bir sahabinin elindeki az miktarı (bir sâ' hurma) sadaka olarak vermesi, münafıkların alay ve dedikodusuna sebep olmuş, bunun üzerine Allah bu iki tavrı kınayan ayetleri indirmiştir.

وقوله هذا من باب المقابلة على سوء صنيعهم واستهزائهم بالمؤمنين لأن الجزاء من جنس العمل فعاملهم معاملة من سخر منهم انتصارا للمؤمنين في الدنيا وأعد للمنافقين في الآخرة عذابا أليما لأن الجزاء من جنس العمل
Beydâvî13. c.✓ Citation verified

Beydâvî'ye göre bu ayet, sadakalarda gönüllü olarak bağış yapan mü'minleri (Abdurrahman b. Avf, Âsım b. Adî gibi çok bağışta bulunanlar) alaya alan, aynı zamanda gücü ancak az bir şeye yeten Ebû Ukayl gibi az bağışta bulunanları da küçümseyen münafıkları konu almaktadır. Münafıklar zenginlerin bağışını riyakârlık, fakirin bağışını ise değersiz sayarak her iki tarafı da kınamışlardır. Bunun üzerine Allah bu ayeti indirmiş ve onların alayına karşılık kendilerini rezil etmiştir.

فلمزهم المنافقون وقالوا: ما أعطى عبد الرحمن وعاصم إلا رياء ولقد كان الله ورسوله لغنيين عن صاع أبي عقيل ولكنه أحب أن يذكر بنفسه ليعطى من الصدقات. فنزلت : والذين لا يجدون إلا جهدهم إلا طاقتهم.
Fahreddin er-Râzî12-13. c.✓ Citation verified

Bu müfessire göre ayet, sadaka konusunda mütevazi (az) veren fakirlerle bol veren zenginler arasında sevap açısından fark olmadığını, önemli olanın niyetin keyfiyeti olduğunu bildirmektedir. Ayrıca münafıkların, Ebu Akîl gibi az miktarda sadaka getirenleri riya ile itham ederek alay ettiklerini, Allah'ın da onlarla alay ettiğini anlatmaktadır.

ولا تفاوت بين البابين في استحقاق الثواب ، لأن المقصود من الأعمال الظاهرة كيفية النية

Comparison

Common ground

Tüm müfessirler ayetin, sadaka veren mü'minlerle (zengin-Abdurrahman b. Avf, fakir-Ebû Ukayl örnekleri) alay eden münafıklar hakkında indiğinde birleşir. Zenginin çok vermesi 'riya', fakirin az vermesi 'değersiz/gereksiz' diye küçümsenmiş, ayet bu çift yönlü alayı ve münafıkların rezil edilişini konu edinir. Nüzul sebebi rivayeti (Abdurrahman b. Avf ve Ebû Ukayl kıssaları) ortak temel dayanaktır.

Differences

Taberî, Zemahşerî, İbn Kesîr ve Beydâvî büyük ölçüde rivayet nakliyle yetinirken, Kurtubî buna ilaveten 'yelmizûne', 'mutatavvi'în', 'cehd' gibi kelimelerin dil ve belağat tahlilini katarak metni derinleştirir. Râzî ise olayın anlatımından öteye geçip ayetin asıl mesajını 'niyetin keyfiyeti, sevapta miktar değil ihlasın önemi' şeklinde teolojik/ahlaki bir ilkeye bağlar; bu fark, tefsir yönteminin rivayet nakli ile dilbilimsel/kelamî yorum arasındaki eksende değişmesinden kaynaklanır.

Historical context

Taberî'den (erken dönem, rivayet ağırlıklı) Râzî'ye (kelamî-yorumsal) kadar temel nüzul rivayeti değişmeden aktarılmış, fakat zaman içinde tefsir metodolojisi genişleyerek dil tahlili (Kurtubî) ve ahlaki-teolojik çıkarım (Râzî) eklenmiştir. Bu, temel anlatının sabit kalıp yorum katmanlarının zenginleştiğini gösterir.

Modern connection

Bu ayet, insanların hayır ve yardımda bulunma çabalarını -imkanı az olsun çok olsun- küçümsemeden, niyet ve ihlası esas alarak değerlendirmeye dair bir hassasiyet hatırlatabilir. Toplumsal dayanışmada herkesin gücü nispetinde katkısının kıymetli sayılması, yapıcı bir bakış açısı olarak günümüzde de anlam taşır.

AI analysis — not a fatwa or ruling, not yet reviewed by a scholar