إِلَّا ٱلَّذِينَ عَٰهَدتُّم مِّنَ ٱلْمُشْرِكِينَ ثُمَّ لَمْ يَنقُصُوكُمْ شَيْـًٔا وَلَمْ يُظَٰهِرُوا۟ عَلَيْكُمْ أَحَدًا فَأَتِمُّوٓا۟ إِلَيْهِمْ عَهْدَهُمْ إِلَىٰ مُدَّتِهِمْ إِنَّ ٱللَّهَ يُحِبُّ ٱلْمُتَّقِينَ
“Excepting those of the idolaters with whom ye (Muslims) have a treaty, and who have since abated nothing of your right nor have supported anyone against you. (As for these), fulfil their treaty to them till their term. Lo! Allah loveth those who keep their duty (unto Him).” — M. M. Pickthall
Taberî9-10. c.✓ Citation verified
Taberî'ye göre bu ayet, Hz. Peygamber'in Hudeybiye döneminde antlaşma yaptığı müşrik Kureyş'e (veya genel olarak ahd sahibi müşriklere) tanınan süreyi ifade etmektedir. Bu süre, kurban gününden itibaren dört ay olup, Allah Peygamberine bu süre sonuna kadar antlaşmaya sadık kalmasını, süresi belirsiz olanlara ise Muharrem ayının sona ermesine kadar mühlet tanınmasını emretmiştir. Antlaşmalarını bozan veya düşmana yardım eden müşriklerle antlaşmanın geçersiz sayılacağı, sadakat gösterenlere ise ahdin yerine getirileceği belirtilmiştir.
قال: هم مشركو قريش الذين عاهدهم رسول الله صلى الله عليه وسلم زمن الحديبية. وكان بقي من مدتهم أربعة أشهر بعد يوم النحر، فأمر الله نبيه أن يوفي لهم بعهدهم إلى مدتهم، ومن لا عهد له إلى انسلاخ المحرم، وينبذ إلى كل ذي عهد عهده
Zemahşerî12. c.✓ Citation verified
Zemahşerî'ye göre 'إلا الذين عاهدتم' istisnası, öncesindeki 'lem yaktulû', 'lem yudârrûkum' ve 'lem yuâvinû aleykum aduvven' ifadelerinden yapılmıştır; yani antlaşma yaptığınız ve size karşı bir düşmana yardım etmeyip antlaşmayı bozmayan kabileler bu hükümden istisna edilmiştir. Bu bağlamda Huzâalıların Kureyş ve Benî Bekr ile olan ilişkisi ve Amr b. Sâlim el-Huzâî'nin Hz. Peygamber'e gelip yardım istemesi olayı zikredilir. Ayrıca 'lem yenkudûkum' kıraatinin 'ahdinizi bozmadılar' anlamına geldiği ve İbn Abbas'tan nakille Kinâne'den bir kabilenin ahdinden dokuz ayının kaldığı, bunun tam olarak yerine getirildiği belirtilir.
فإن قلت : مم استثنى قوله ؟ قلت : وجهه أن يكون مستثنى من قوله : لم يقتلوا منكم أحدا ولم يضروكم قط ولم يعاونوا { عليكم } عدوا
Fahreddin er-Râzî12-13. c.✓ Citation verified
Bu müfessire göre âyetteki istisna (istisnâ), 'berâet' kelimesine râci olup, ahitlerine sadık kalan ve onu bozmayan kabilelerin (Kinâne ve Damre gibi) bu genel bozma hükmünden hariç tutulduğunu belirtir. Ayrıca Râzî, bu sûrenin Hz. Ali tarafından hacılara okunmasının sebebi olarak, Arap örfünde ahdi bozma ilanının ancak akit sahibinin akrabası tarafından yapılabileceği gerekçesini nakleder ve bunun Hz. Ali'nin Hz. Ebu Bekir'e üstünlüğünü göstermediğini vurgular.
هذا الاستثناء إلى أي شيء عاد ؟ فيه وجهان : الأول : قال الزجاج : إنه عائد إلى قوله : { براءة }
Kurtubî13. c.✓ Citation verified
Kurtubî'ye göre istisna (illâ), Allah'ın müşriklerden beri olduğu ifadesine bağlı olarak ya muttasıl (bağlı) istisna olup andlaşmalıları kapsam dışı bırakır, ya da munkatı' (kopuk) istisna olup andlarına sadık kalanlarla ahdin tamamlanmasını emreder. Ayet, andlaşmalı kabilelerden bazılarının ahde ihanet ettiğini, bazılarının ise vefa gösterdiğini; bu yüzden Hz. Peygamber'e vefasızlık edenlerle ahdi bozma, sadık kalanlarla ise ahdi süresince tamamlama izni verildiğini gösterir. 'Lem yenkusûkum' ifadesi ahid şartlarından hiçbir şeyi eksiltmemeleri, düşmana yardım etmemeleri anlamına gelir ve bu hükmün özellikle Benî Damre kabilesine has olduğu söylenmiştir.
في موضع نصب بالاستثناء المتصل المعنى : أن الله بريء من المشركين إلا من المعاهدين في مدة عهدهم وقيل : الاستثناء منقطع أي أن الله بريء منهم ولكن الذين عاهدتم فثبتوا على العهد فأتموا إليهم عهدهم
İbn Kesîr14. c.✓ Citation verified
İbn Kesîr'e göre bu ifade, Hz. Peygamber ile arasında ahd bulunan kimselerin durumuna işaret etmektedir; kimin Resûlullah ile bir ahdi varsa o ahdin süresi sonuna kadar geçerli kalacağı yönündeki görüş en güzel ve en kuvvetli görüş olarak nitelendirilmiştir. Bu görüş İbn Cerîr tarafından da tercih edilmiştir ve Kelbî ile Muhammed b. Kâ'b el-Kurazî'den de rivayet edilmiştir.
ومن كان بينه وبين رسول الله صلى الله عليه وسلم عهد فعهده إلى مدته وهذا أحسن الأقوال وأقواها وقد اختاره ابن جرير رحمه الله وروي عن الكلبي ومحمد بن كعب القرظي وغير واحد
Beydâvî13. c.✓ Citation verified
Beydâvî'ye göre 'ezân' kelimesi ilan/bildiri anlamındadır ve ayet, Allah ve Resulü'nün müşriklerle olan ahitlerinden beri olduğunu insanlara duyurmasıdır. 'Hac-ı Ekber günü' ifadesi Kurban bayramı günü olarak açıklanır çünkü haccın büyük kısmı o gün tamamlanır ve ilan da o gün yapılmıştır; Arafe günü olduğuna dair görüş de nakledilir. Ahdi bozmayan ve düşmanlara yardım etmeyen müşriklerin istisna tutulduğu ve onlarla ahdin süresi bitene kadar tamamlanması gerektiği belirtilir, bu da takva gereği olarak açıklanır.
يوم الحج الأكبر يوم العيد لأن فيه تمام الحج ومعظم أفعاله، ولأن الإعلام كان فيه ولما روي أنه صلى الله عليه وسلم وقف يوم النحر عند الجمرات في حجة الوداع فقال «هذا يوم الحج الأكبر»
Comparison
Common ground
Tüm müfessirler ayeti Hz. Peygamber döneminde müşriklerle yapılan antlaşmalar bağlamında ele alır ve 'illâ' (istisna) ifadesinin, ahdini bozmayan ve düşmana yardım etmeyen kabileleri genel hükümden ayırdığı konusunda hemfikirdir. Ahdine sadık kalanlarla süre sonuna kadar antlaşmanın tamamlanması, bozanlarla ise ilişkinin kesilmesi ortak vurgudur.
Differences
Taberî ve İbn Kesîr konuyu daha çok tarihî/siyer rivayetleri üzerinden ele alırken, Zemahşerî, Râzî, Kurtubî ve Beydâvî istisnanın dilbilimsel olarak hangi ifadeye (bereâe, lem yenkusûkum vb.) râci olduğunu tartışır. Kurtubî istisnanın muttasıl mı munkatı' mı olduğunu ayrıca tartışır; Zemahşerî ve Kurtubî kıraat farklarına değinir; Râzî ise Hz. Ali'nin sûreyi okuma kıssasına dair siyasi-tarihî bir noktaya da yer verir. Bu farklar, müfessirlerin dilbilimsel/belâgat odaklı (Zemahşerî, Râzî, Kurtubî, Beydâvî) veya rivayet/siyer odaklı (Taberî, İbn Kesîr) yöntem tercihlerinden kaynaklanır.
Historical context
Erken dönem müfessiri Taberî meseleyi ağırlıklı olarak rivayet ve tarihsel olay örgüsü üzerinden açıklarken, sonraki dönemlerde Zemahşerî ve Râzî ile birlikte dilbilimsel/belâgat tahlilleri daha belirgin hale gelmiş, Kurtubî ve Beydâvî bu birikimi sentezleyerek hem dil hem rivayet boyutunu birlikte sunmuştur. İbn Kesîr ise klasik rivayet çizgisine dönerek İbn Cerîr'in tercihini esas alır. Temel mesaj (ahde vefa gösterenlere vefa gösterilmesi) tüm dönemlerde sabit kalmış, sadece izah yöntemi zenginleşmiştir.
Modern connection
Bu ayet, verilen sözün ve yapılan anlaşmanın karşı taraf sadık kaldığı sürece titizlikle korunması gerektiğine dair evrensel bir ahlaki ilkeye işaret eder; bu, günümüzde de toplumsal güvenin ve dayanışmanın temelini oluşturan bir değerdir. Sözünde durmak ve karşılıklı güvene dayalı ilişkiler kurmak, aile ve toplum hayatında sabır ve ihlasla sürdürülmesi gereken bir tutum olarak düşünülebilir. Farklı müfessirlerin aynı ayete dair zengin okumaları, ilim geleneğinde metnin çok yönlü anlaşılmasının, hoşgörülü bir yaklaşımla değerlendirilmesinin önemini de hatırlatmaktadır.
AI analysis — not a fatwa or ruling, not yet reviewed by a scholar