فَعَقَرُوا۟ ٱلنَّاقَةَ وَعَتَوْا۟ عَنْ أَمْرِ رَبِّهِمْ وَقَالُوا۟ يَٰصَٰلِحُ ٱئْتِنَا بِمَا تَعِدُنَآ إِن كُنتَ مِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ
“So they hamstrung the she-camel, and they flouted the commandment of their Lord, and they said: O Salih! Bring upon us that thou threatenest if thou art indeed of those sent (from Allah).” — M. M. Pickthall
Zemahşerî12. c.✓ Citation verified
Zemahşerî'ye göre deveyi kesme fiili topluluğun tamamına isnat edilmiştir çünkü fiil sadece bazıları tarafından işlenmiş olsa da hepsinin rızasıyla gerçekleşmiştir; büyük bir kabileye 'siz şunu yaptınız' denilmesi gibi, aslında onu sadece biri yapmıştır. Ayrıca Rablerinin emrinden kastın, Salih aleyhisselam'ın dilinden bildirilen azap talebi olduğunu, bunun bilindiği için mutlak zikredildiğini belirtir. Azabı acele istemeleri ise Salih'i yalanlamalarından kaynaklanmaktadır.
أسند العقر إلى جميعهم لأنه كان برضاهم وإن لم يباشره إلا بعضهم ، وقد يقال للقبيلة الضحمة : أنتم فعلتم كذا ، وما فعله إلا واحدا منهم
Fahreddin er-Râzî12-13. c.✓ Citation verified
Bu müfessire göre 'akr' kelimesi aslında devenin arka bacak sinirinin kesilmesi anlamına gelirken, bu eylem boğazlamaya (nahr) vesile olduğu için mesebbebin adı sebebe verilerek 'akr' kelimesi kesme/boğazlama için de kullanılmıştır. Ayrıca fiilin topluluğa isnad edilmesi, işi bizzat yapmayanların da rızası bulunduğu için tüm kavme atfedilmesinden kaynaklanır; büyük bir kabileye tek kişinin yaptığı işin 'siz yaptınız' denilmesi gibi. 'Utüv' kelimesi ise istikbar (büyüklenme) anlamındadır ve Mücahid'e göre batılda aşırı gitmek demektir; bu bağlamda kavmin Salih'in Allah'tan getirdiği emre karşı büyüklenip onu yalanladıkları belirtilir.
واعلم أنه أسند العقر إلى جميعهم ، لأنه كان برضاهم مع أنه ما باشره إلا بعضهم ، وقد يقال للقبيلة العظيمة : أنتم فعلتم كذا مع أنه ما فعله إلا واحد منهم
Beydâvî13. c.✓ Citation verified
Beydâvî'ye göre büyüklük taslayanların 'inandığınız şeyi inkâr ediyoruz' sözü, müminlerin 'iman ettik' ifadesine tam bir karşılık (mukabele) olarak söylenmiştir; onlar bilinçli olarak 'gönderildiğine iman ettik' yerine sadece 'inandınız' ifadesini kullanarak müminlerin kesin/bilinen kabul ettikleri şeyi reddetmişlerdir. Deveyi kesme fiilinin topluluğa isnad edilmesi, ya fiile bulaşmaları (rıza ile ilişkilendirilmeleri) ya da bu işin topluluğun rızasıyla yapılmış olması sebebiyledir. Rablerinin emrine karşı azgınlıkları (utüvv), Salih'in 'onu bırakın' emrine uymamalarıyla gerçekleşmiştir.
قال الذين استكبروا إنا بالذي آمنتم به كافرون على وجه المقابلة، ووضعوا آمنتم به موضع أرسل به ردا لما جعلوه معلوما مسلما. فعقروا الناقة فنحروها. أسند إلى جميعهم فعل بعضهم للملابسة، أو لأنه كان برضاهم.
Kurtubî13. c.✓ Citation verified
Kurtubî bu bölümde 'akr' kelimesinin dil açısından anlamını (yaralama, bacak damarını kesme, boğazlama) açıklıyor ve deveyi kesen kişinin kimliği ile olayın nasıl gerçekleştiği hakkındaki farklı rivayetleri sıralıyor. Sahih olan görüşe göre kavmin en şerlisi olan kişi öne çıkmış ve kavminin teşvikiyle deveyi öldürmüştür; ayrıca deve yavrusunun kayaya kaçıp üç kez böğürmesi ve Salih'in üç gün sonra helak haber vermesiyle ilişkilendirilen anlatılar da nakledilmektedir.
وقد اختلف في عاقر الناقة على أقوال أصحها ما في صحيح مسلم من حديث عبد الله بن زمعة
İbn Kesîr14. c.✓ Citation verified
İbn Kesîr, deveyi kimin öldürdüğü sorusuna dair rivayeti nakleder: Ummu Ganm ve Sadûf adlı iki kadının kışkırtmasıyla Kudâr b. Sâlif ve Musaddi' b. Muharric öne çıkmış, bunlara yedi kişi daha katılarak dokuz kişilik bir grup oluşmuş ve deveyi bunlar öldürmüştür. Bu dokuz kişi ayette Allah'ın işaret ettiği kimselerdir.
فاستفزا غواة من ثمود فاتبعها سبعة نفر فصاروا تسعة رهط
Comparison
Common ground
Zemahşerî, Râzî ve Beydâvî deveyi kesme fiilinin tek kişi tarafından işlenmesine rağmen tüm kavme isnad edilmesini aynı belağat mantığıyla açıklar: fiile rıza gösterenler de fail sayılır, büyük bir topluluğa tek kişinin işi 'siz yaptınız' denilerek atfedilebilir. Kurtubî ve İbn Kesîr ise bu ortak dilsel açıklamanın arka planındaki tarihî-rivayet detayına, yani fiili gerçekte kimin işlediğine odaklanır.
Differences
Zemahşerî ve Beydâvî meseleyi büyük ölçüde dil ve isnad üslubu çerçevesinde ele alırken, Râzî buna ek olarak 'akr' kelimesinin sözlük anlamı ile mecazi kullanımını sebep-müsebbep ilişkisi üzerinden derinleştirir. Beydâvî ayrıca müminlerin ve inkârcıların sözleri arasındaki karşılıklı ifade (mukabele) inceliğine dikkat çeker. Kurtubî ve İbn Kesîr ise dilbilimsel tahlilden ziyade rivayet malzemesine yönelerek olayın failini ve oluş sürecini nakiller üzerinden aktarır; bu farklılık tefsir yöntemlerindeki (dirayet/re'y ağırlıklı - rivayet ağırlıklı) ekol farkını yansıtır.
Historical context
Daha erken dönem müfessiri Zemahşerî'den başlayarak Râzî ve Beydâvî'ye kadar dil ve belağat temelli isnad açıklaması sabit kalmış, temel yorum değişmemiştir. Kurtubî ve İbn Kesîr gibi nispeten sonraki müfessirler ise aynı dilsel çerçeveyi kabul etmekle birlikte, olayın tarihî ayrıntılarını rivayetlerle zenginleştirme eğilimi göstermiştir; bu, dirayet tefsirinden rivayet tefsirine doğru bir vurgu farkı olarak okunabilir, temel anlamda bir kopuş değildir.
Modern connection
Bu karşılaştırmalı okuma, bir topluluk içinde işlenen haksızlığa sessiz kalanların veya rıza gösterenlerin de sorumluluktan bağımsız kalamayacağını hatırlatır; bu da toplumsal dayanışma ve ortak sorumluluk bilincine dair düşündürücü bir zemin sunar. Ayrıca müfessirlerin farklı yöntemlerle (dil analizi, rivayet) aynı konuyu ele alması, ilim geleneğinde çok yönlü ve yapıcı bir araştırma tutumunun örneğini gösterir.
AI analysis — not a fatwa or ruling, not yet reviewed by a scholar