قَالَا رَبَّنَا ظَلَمْنَآ أَنفُسَنَا وَإِن لَّمْ تَغْفِرْ لَنَا وَتَرْحَمْنَا لَنَكُونَنَّ مِنَ ٱلْخَٰسِرِينَ

“They said: Our Lord! We have wronged ourselves. If thou forgive us not and have not mercy on us, surely we are of the lost!” — M. M. Pickthall

Tafsirs

AI-generated
Taberî9-10. c.✓ Citation verified

Taberî, Âdem'in Allah'tan aldığı 'kelimeler'in ne olduğu konusundaki farklı rivayetleri nakleder ve bu rivayetlerin lafızları farklı olsa da anlamca birleştiğini belirtir: Allah Âdem'e kelimeler öğretmiş, Âdem bunları kabul edip söylemiş, günahını itiraf ederek ve pişmanlık göstererek tevbe etmiştir. Bu kelimelerin, Âdem ve Havva'nın Kur'an'da geçen 'Rabbimiz, kendimize zulmettik' şeklindeki itiraf ve tevbe sözleri olduğunu, Kur'an'ın kendisinin buna delalet ettiğini söyler. Kendi görüşüne muhalif diğer rivayetleri de reddetmez, ancak bunların kesin delile dayanmadığını belirtir.

فإن معانيها متفقة في أن الله جل ثناؤه لقى آدم كلمات، فتلقاهن آدم من ربه فقبلهن وعمل بهن وتاب بقيله إياهن وعمله بهن إلى الله من خطيئته، معترفا بذنبه متنصلا إلى ربه من خطيئته، نادما على ما سلف منه من خلاف أمره
Zemahşerî12. c.✓ Citation verified

Zemahşerî'ye göre Âdem ve Havva küçük ve bağışlanmış bir hatayı bile 'zulüm' diye adlandırmışlardır; bu, günahlarını kendi nefislerine yapılmış bir zulüm olarak nitelendirmeleridir. Bu ifade tarzı, velilerin ve salihlerin küçük kötülükleri büyük görüp büyük iyilikleri küçük görme âdetine uygun bir söyleyiştir.

وسميا ذنبهما وإن كان صغيرا مغفورا ظلما لأنفسهما ، وقالا : على عادة الأولياء والصالحين في استعظامهم الصغير من السيئات ، واستصغارهم العظيم من الحسنات
Fahreddin er-Râzî12-13. c.✓ Citation verified

Bu metin, Hz. Âdem'in cennetten çıkarılmasına sebep olan hatanın büyük bir günah (zelle) olduğunu gösteren yedi delili sayar, ancak bunların hiçbirinin Âdem'in peygamberlik makamındayken bu hatayı işlediğini kanıtlamadığını savunur. Râzî'ye göre bu olay Âdem peygamber olmadan önce vuku bulmuş olabilir, dolayısıyla peygamberlerin günahtan korunmuşluğu (ismet) meselesine yönelik itiraz ortadan kalkar. Ayrıca ayette geçen 'zulüm' ifadesinin mutlak zulüm anlamında olmadığı, bağlamına göre farklı yorumlanabileceği belirtilir.

والجواب المعتمد عن الوجوه السبعة عندنا أن نقول : كلامكم إنما يتم لو أتيتم بالدلالة على أن ذلك كان حال النبوة ، وذلك ممنوع فلم لا يجوز أن يقال : إن آدم عليه السلام حالما صدرت عنه هذه الزلة ما كان نبيا
İbn Kesîr14. c.✓ Citation verified

İbn Kesîr, Âdem'in Rabbinden aldığı kelimelerin ne olduğu konusunda müfessirlerden nakledilen görüşleri aktarır. Bir rivayete göre bu kelimeler hac ile ilgili bilgilerdir; başka bir rivayette ise Âdem'in Rabbine, işlediği hatanın kendisi yaratılmadan önce üzerine yazılmış bir şey mi yoksa kendiliğinden uydurduğu bir şey mi olduğunu sorması ve Allah'ın bunun kendisine yazılmış olduğunu bildirmesi, bunun üzerine Âdem'in bağışlanma dilemesi olayı anlatılır. Mücahid'in görüşüne göre de bunlar Âdem'in Rabbinden aldığı kelimelerdir.

قال آدم يارب خطيئتي التي أخطأت شيء كتبته على قبل أن تخلقني أو شيء ابتدعته من قبل نفسي قال بل شيء كتبته عليك قبل أن اخلقك قال فكما كتبته علي فاغفر لي
Beydâvî13. c.✓ Citation verified

Beydâvî'ye göre Âdem ve Havvâ'nın 'nefsimize zulmettik' ifadesi, işledikleri masiyet ile cennetten çıkarılmaya maruz kalma sonucunda kendilerine verdikleri zararı ifade eder. Ayetteki 'bağışlamazsan kaybedenlerden oluruz' sözü, küçük günahların bağışlanmadığı takdirde cezalandırılabileceğine delildir; Mu'tezile ise büyük günahlardan kaçınıldığında küçük günahlar için cezalandırmanın caiz olmadığını söyleyip bu sözü mukarreblerin küçük kötülükleri büyük görme âdetiyle açıklamıştır. 'İhbitû' hitabı ise Âdem, Havvâ ve zürriyetlerine, ya da onlara ve İblis'e yöneliktir; emrin tekrarı onların ebediyen birbirine eşlik edeceğini bildirmek içindir.

وإن لم تغفر لنا وترحمنا لنكونن من الخاسرين دليل على أن الصغائر معاقب عليها إن لم تغفر. وقالت المعتزلة لا تجوز المعاقبة عليها مع اجتناب الكبائر

Comparison

Common ground

Tüm müfessirler Âdem ve Havva'nın hatasını itiraf edip tevbe ettikleri, 'Rabbimiz kendimize zulmettik' ifadesinin bu tevbeyle ilişkili olduğu konusunda birleşir. Ayrıca Taberî, Zemahşerî ve Beydâvî bu zulmün büyük bir mutlak zulüm olmaktan çok, kişinin kendine verdiği zarar anlamında olduğunu vurgular.

Differences

Taberî ve İbn Kesîr 'kelimeler'in içeriğini rivayetler üzerinden nakledip farklı olasılıkları (tevbe sözleri, hac bilgileri, kader sorgusu) sıralar; Zemahşerî ve Beydâvî meseleyi dil/belağat açısından ele alıp salihlerin küçük hatayı büyük görme üslubuna bağlar; Râzî ise kelami bir mesele olan peygamberlerin günahtan korunmuşluğu (ismet) tartışmasını öne çıkararak olayın peygamberlik öncesine ait olabileceğini savunur. Beydâvî ayrıca Mu'tezile'nin küçük günah-ceza yorumuna açıkça itiraz eder.

Historical context

Erken dönem müfessirleri (Taberî, İbn Kesîr) rivayet ağırlıklı bir yöntemle farklı nakilleri toplayıp değerlendirmeyi tercih ederken, sonraki dönemde Zemahşerî ve Beydâvî dil/belağat inceliklerine, Râzî ise kelami tartışmalara daha çok yer verir; bu, tefsir usulünün zamanla rivayetten dilsel ve itikadi tahlile doğru genişlediğini gösterir. Temel anlam (tevbe ve pişmanlık) sabit kalırken yorum araçları çeşitlenmiştir.

Modern connection

Bu ayet, bir hatanın ardından samimi bir şekilde kabul edip pişmanlık duymanın, insanı yeniden doğru yola yöneltebileceğini hatırlatır. Küçük hataları önemseyip büyük iyilikleri mütevazı görme tutumu, günlük hayatta ihlas ve öz eleştiri kültürünü besleyebilir. Farklı rivayet ve yorumların bir arada saygıyla nakledilmesi ise ilim geleneğinde hoşgörülü ve çok sesli bir tartışma zemini için ilham verici olabilir.'

AI analysis — not a fatwa or ruling, not yet reviewed by a scholar