فَلَمَّا كَشَفْنَا عَنْهُمُ ٱلرِّجْزَ إِلَىٰٓ أَجَلٍ هُم بَٰلِغُوهُ إِذَا هُمْ يَنكُثُونَ

“But when We did remove from them the terror for a term which they must reach, behold! they broke their covenant.” — M. M. Pickthall

Tafsirs

AI-generated
Taberî9-10. c.✓ Citation verified

Taberî'ye göre, Allah kendilerine indirdiği azabı kaldırınca, bu kavim Allah'a ve Musa'ya verdikleri sözleri bozmuş, küfür ve sapkınlıklarında ısrar etmiştir. Bu bozma eylemi, kendilerine hayatlarından belirlenmiş vadeye ulaşana kadar devam eden bir süreçtir.

فلما رفع الله عنهم العذاب الذي أنزله بهم إلى أجل هم بالغوه ليستوفوا عذاب أيامهم التي جعلها الله لهم من الحياة أجلا إلى وقت هلاكهم، يقول: إذا هم ينقضون عهودهم التي عاهدوا ربهم وموسى، ويقيمون على كفرهم وضلالهم
Zemahşerî12. c.✓ Citation verified

Zemahşerî bu ayette 'vücûd' kelimesinin 'ilim' anlamında kullanıldığını, 'vecedtü Zeyden zâ'l-hıfâz' örneğindeki gibi bir bilme fiili olduğunu belirtir. Ayrıca ayetteki azabın kendilerine ulaşacağı belirli bir vakit (ecel) olduğunu, kendilerine tanınan mühletin ve azabın kaldırılmasının onlara fayda vermediğini, çünkü azap kalkar kalkmaz hemen yeminlerini bozduklarını açıklar.

والوجود بمعنى العلم من قولك : وجدت زيدا ذا الحفاظ ، بدليل دخول ( إن ) المخففة واللام الفارقة . ولا يسوغ ذلك إلا في المبتدإ والخبر
Fahreddin er-Râzî12-13. c.✓ Citation verified

Bu müfessire göre azap onlardan mutlak olarak kaldırılmamış, belirli bir süreye kadar ertelenmiştir; süre dolduğunda azap yeniden kaldırılmayacak, bilakis onlar bu azapla helak edilecektir. Ayetteki 'كشفنا' fiilinin geçmiş zaman kalıbında olması, bu olayın geçmişte gerçekleştiğini ve gelecekte de aynı şekilde tekrarlanacağını gösterir; azap kalkınca hemen sözlerinden dönmüşlerdir.

بل إنما أزلنا عنهم العذاب إلى أجل معين ، وعند ذلك الأجل لا نزيل عنهم العذاب بل نهلكهم به
Kurtubî13. c.✓ Citation verified

Kurtubî bu ifadeyi, kendilerine tanınan mühlet/vaad süresi dolduğunda İsrailoğulları'nın kendi üzerlerine aldıkları ahdi (iman/hidayet sözünü) bozmalarıyla açıklar. Azap kaldırıldığında 'biz artık hidayete erdik' diye söz vermişlerdi, ancak bela geçince bu sözden dönüp eski hallerine (küfür/isyan) geri döndüler. Böylece 'ينقضون' ifadesi, onların kendilerine yükledikleri ahdi bozmaları anlamına gelir.

أي ينقضون العهد الذي جعلوه على أنفسهم فلم يؤمنوا وقيل : قولهم إننا لمهتدون إخبار منهم عن أنفسهم بالإيمان فلما كشف عنهم العذاب ارتدوا
İbn Kesîr14. c.✓ Citation verified

Verilen metin, ayet hakkında herhangi bir tefsir içeriği barındırmamaktadır; sadece 'Âyetler' başlığına atıf yapan kısa bir işaret bulunmaktadır.

< الآيات
Beydâvî13. c.✓ Citation verified

Bu müfessire göre ayetteki 'ركز' (azap) müfessire göre ya daha önce tafsilatlı zikredilen belalardan biri ya da sonradan gönderilen taun hastalığıdır. 'بما عهد عندك' ifadesi de Musa'ya verilen nübüvvet ahdine, ya da kendisine öğretilen ve Allah'ın icabet ettiği bir dua yoluna işaret eder; ayrıca bu ifade bir yemin cümlesi olarak da okunabilir, yani 'Allah'ın sana verdiği ahid hakkı için, eğer azabı kaldırırsan iman edeceğiz' anlamındadır. 'إلى أجل هم بالغوه' ifadesiyle kastedilen ise ya boğulma ya da ölüm vakti olan belirli bir zaman sınırıdır; bir görüşe göre de bu, imanları için kendilerinin tayin ettiği vakittir.

يعني العذاب المفصل، أو الطاعون الذي أرسله الله عليهم بعد ذلك. قالوا يا موسى ادع لنا ربك بما عهد عندك بعهده عندك وهو النبوة، أو بالذي عهده إليك أن تدعوه به فيجيبك كما أجابك في آياتك

Comparison

Common ground

Taberî, Zemahşerî, Râzî ve Kurtubî; azap kaldırıldığında İsrailoğulları'nın verdikleri sözü (iman/hidayet ahdini) bozduğu ve bu bozmanın belirli bir vakte (ecel) kadar süregelen bir davranış örüntüsü olduğu noktasında birleşir. Beydâvî'nin 'ecel' yorumu da bu çizgiyle örtüşür.

Differences

Taberî rivayet temelli aktarımla yetinirken, Zemahşerî ve Râzî dil/belağat tahliline (sırasıyla 'vücûd' kelimesinin anlamı ve 'كشفنا' fiilinin zaman delaleti) yaslanır; Râzî ayrıca insan tabiatının zayıflığına dair akli bir yorum ekler. Kurtubî ahdin mahiyetini iman vaadi olarak netleştirir. Beydâvî ise azabın ve ahdin ne olduğu konusunda birden fazla ihtimali (taun, nübüvvet ahdi, yemin cümlesi) yan yana sunarak farklı bir çoğulcu yaklaşım sergiler. İbn Kesîr'den aktarılan metinde ise değerlendirilebilecek bir içerik bulunmamaktadır.

Historical context

Erken dönem rivayet ağırlıklı yaklaşım (Taberî) zamanla yerini dil/belağat ve mantıksal istidlale dayalı daha analitik okumalara (Zemahşerî, Râzî, Kurtubî, Beydâvî) bırakmış; ancak ayetin özündeki 'verilen sözün bozulması' teması tüm dönemlerde sabit kalmış, sadece izah yöntemleri ve vurgular çeşitlenmiştir.

Modern connection

Bu karşılaştırmalı okuma, güçlük ve rahatlık dönemlerinde verilen sözlere sadakatin sınandığını hatırlatır; sıkıntı geçtiğinde eski davranışlara dönmemek, ahde bağlılığı ve sabrı sürdürmek ahlaki bir olgunluk işareti olarak düşünülebilir. Aile ve toplum ilişkilerinde de zor günlerde verilen sözlerin iyi günlerde de yaşatılması, güven ve dayanışmayı güçlendiren bir tutum olarak görülebilir.

AI analysis — not a fatwa or ruling, not yet reviewed by a scholar