قُلْ أَنَدْعُوا۟ مِن دُونِ ٱللَّهِ مَا لَا يَنفَعُنَا وَلَا يَضُرُّنَا وَنُرَدُّ عَلَىٰٓ أَعْقَابِنَا بَعْدَ إِذْ هَدَىٰنَا ٱللَّهُ كَٱلَّذِى ٱسْتَهْوَتْهُ ٱلشَّيَٰطِينُ فِى ٱلْأَرْضِ حَيْرَانَ لَهُۥٓ أَصْحَٰبٌ يَدْعُونَهُۥٓ إِلَى ٱلْهُدَى ٱئْتِنَا قُلْ إِنَّ هُدَى ٱللَّهِ هُوَ ٱلْهُدَىٰ وَأُمِرْنَا لِنُسْلِمَ لِرَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
“Say: Shall we cry, instead of unto Allah, unto that which neither profiteth us nor hurteth us, and shall we turn back after Allah hath guided us, like one bewildered whom the devils have infatuated in the earth, who hath companions who invite him to the guidance (saying): Come unto us? Say: Lo! the guidance of Allah is Guidance, and we are ordered to surrender to the Lord of the Worlds,” — M. M. Pickthall
Zemahşerî12. c.✓ Citation verified
Zemahşerî bu ayeti, Allah'ın kurtardığı ve İslam'a hidayet ettiği kişilerin şirke geri dönmesini, tıpkı cinlerin ve gulyabanilerin şaşırttığı kimsenin doğru yoldan saptırılması gibi bir benzetmeyle açıklar. Kişi çölde yolunu şaşırıp cinlerin peşine takılır, onlar 'bize gel' derler ama doğru yola ulaştıramazlar; aynı şekilde şirk koşulan varlıklardan hidayet ve yardım istense de onlar Allah'ın icabet ettiği gibi icabet edemezler.
راجعين إلى الشرك بعد إذ أنقذنا الله منه وهدانا للإسلام كالذي ذهبت به مردة الجن والغيلان إلى أن يهدوه الطريق المستوي . أو سمي الطريق المستقيم بالهدى ، يقولون له { ائتنا } وقد اعتسف المهمه تابعا للجن لا يجيبهم ولا يأتيهم . وهذا مبني على ما تزعمه العرب وتعتقده : أن الجن تستهوي الإنسان . والغيلان تستولي عليه
Fahreddin er-Râzî12-13. c.✓ Citation verified
Bu metin, Allah'ın kulda hidayeti hâsıl etmesini kudret ile kesin/belirleyici bir dâî (isteği doğuran saik) birlikte yaratmasına bağlar; kudret tek başına yeterli olmadığı gibi, karşıt dâî yaratılsaydı da fiil meydana gelmezdi. Ayrıca ayetteki gaipten hitaba geçişin (iltifat) sebebini, kâfirin küfründe kaldığı sürece gaip/uzak, iman edince ise hazır/yakın muhatap konumuna geçmesiyle açıklar.
أما لما خلق القدرة ، وخلق الداعية الجازمة ، وكان مجموع القدرة مع الداعية المعينة موجبا للفعل كانت الهداية حاصلة في الحقيقة بتقدير / الله تعالى ، وتخليقه وتكوينه
Kurtubî13. c.✓ Citation verified
Kurtubî bu ayette 'reddedilme, dönme' anlamındaki 'a'kâb' kelimesinin dil kökenini açıklar; Mübered'e göre bu kelime hayırdan sonra şerle karşılaşmak anlamına gelir ve 'âkıbe', 'ukbâ', 'ukûbe' kelimeleriyle aynı köktendir. Ardından 'استهوته الشياطين' ifadesindeki kıraat farklılıklarını (Hamza'nın tekil/cemi okuyuşları, İbn Mesud ve Hasan rivayetleri) aktarır. Son olarak İbn Abbas'tan naklen ayetteki benzetmenin, putperesti gulyabaninin kandırıp çölde şaşkın bıraktığı kimseye benzediğini, bazı rivayetlerde ise ayetin Abdurrahman b. Ebî Bekir hakkında indiğini belirtir.
وقال المبرد : معناه تعقب بالشر بعد الخير وأصله من العاقبة والعقبى وهما ما كان تاليا للشيء واجبا أن يتبعه ومنه والعاقبة للمتقين ومنه عقب الرجل ومنه العقوبة لأنها تالية للذنب
Beydâvî13. c.✓ Citation verified
Beydâvî'ye göre bu ayet, Allah'tan başka kendilerine ne fayda ne zarar veremeyecek putlara tapmayı reddeden bir söylemi anlatır; küfre dönmek, şeytanların çölde şaşkın bırakıp yoldan çıkardığı kişinin durumuna benzetilir. Bu kişinin arkadaşları onu doğru yola çağırsa da, asıl hidayetin sadece Allah'ın hidayeti olduğu ve bunun dışındakinin sapıklık olduğu vurgulanır. Son cümlede İslam'a teslim olma emrinin gerekçesi açıklanır.
كالذي استهوته الشياطين كالذي ذهبت به مردة الجن في المهامة، استفعال من هوى يهوي هويا إذا ذهب.
Taberî9-10. c.✓ Citation verified
Taberî bu ayeti, Allah'tan başka faydası ve zararı olmayan taşa veya tahtaya tapmanın anlamsızlığı üzerine bir misal olarak açıklar. Ayetteki temsil, doğru yoldan sapıp şeytanların çağırmasıyla yerde şaşkın bırakılan bir adamın hali ile, İslam'dan sonra küfre dönmenin hali arasında kurulan bir benzetmedir. Müşriklerin Hz. Peygamber'in ashabını kendi yollarına çağırması ve buna karşı Allah'ın verdiği cevap bu bağlamda zikredilir.
قل أندعو من دون الله ما لا ينفعنا ولا يضرنا
Comparison
Common ground
Tüm müfessirler ayetteki temel teşbihi aynı şekilde okur: şirke/küfre dönüş, çölde şeytanların şaşırtıp yolunu kaybettirdiği kişinin durumuna benzetilir. Zemahşerî, Kurtubî, Beydâvî ve Taberî bu temsili Arapların cin/gulyabani inançları bağlamında açıklar ve hidayetin yalnız Allah'tan geldiği, putların/ortak koşulan varlıkların fayda-zarar vermeye güç yetiremediği vurgusunda birleşirler.
Differences
Zemahşerî ve Beydâvî dil-belağat ağırlıklı, temsilî anlam açıklamasına yoğunlaşır; Kurtubî kelime kökeni (a'kâb) ve kıraat farklılıklarını ayrıntılı işler; Taberî rivayet ağırlıklı bir yöntemle (Mücahid, Katade, İbn Abbas) meseleyi nüzul bağlamına oturtur. Râzî ise farklı bir eksende, ayeti kelamî/itikadî tartışmaya (kudret-dâî, cebir-kader) taşır ve iltifat sanatının hikmetini ayrıca inceler; bu yönüyle diğerlerinden ayrılır.
Historical context
Taberî (erken dönem, rivayet tefsiri) ayeti sahâbe/tabiîn nakilleriyle temellendirirken, sonraki müfessirler (Zemahşerî, Râzî, Kurtubî, Beydâvî) dil, belağat ve kelamî tahlilleri daha sistemli işlemiştir. Temel teşbih yorumu değişmeden korunmuş, ancak yöntem çeşitliliği (rivayet, dilbilim, kıraat, kelam) zamanla derinleşmiştir.
Modern connection
Bu karşılaştırmalı okuma, doğru yol bulunduktan sonra yönünü kaybetmenin -çölde şaşkın kalan kişi örneğinde olduğu gibi- kişiyi yalnızca görünüşte yardımcı olan ama gerçek çıkış sağlamayan yollara sürükleyebileceğini hatırlatır. Günümüzde bu, ilim ve iman arasında sağlam bir denge kurmanın, sabırla doğru rehberliğe bağlı kalmanın önemine dair ihtiyatlı bir hatırlatma olarak düşünülebilir. Toplumsal ve ailevi ilişkilerde de gerçek desteğin, geçici çözümler yerine köklü ve güvenilir kaynaklarda aranmasına dair bir ders çıkarılabilir.
AI analysis — not a fatwa or ruling, not yet reviewed by a scholar