وَلَوْ تَرَىٰٓ إِذْ وُقِفُوا۟ عَلَى ٱلنَّارِ فَقَالُوا۟ يَٰلَيْتَنَا نُرَدُّ وَلَا نُكَذِّبَ بِـَٔايَٰتِ رَبِّنَا وَنَكُونَ مِنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ

“If thou couldst see when they are set before the Fire and say: Oh, would that we might return! Then would we not deny the revelations of our Lord but we would be of the believers!” — M. M. Pickthall

Tafsirs

AI-generated
Taberî9-10. c.✓ Citation verified

Taberî, 'ولو ترى إذ وقفوا' ifadesindeki 'وقفوا' fiilinin 'حبسوا' (hapsedildiler/durduruldular) anlamına geldiğini belirtir; müşrikler ateşin üzerinde durdurulduklarında Rablerine karşı geldiklerini itiraf edip dünyaya geri döndürülmeyi, ayetleri yalanlamamayı ve iman edenlerden olmayı temenni edeceklerdir. Ayrıca kıraat farklılıklarına göre 'ولا نكذب' ve 'ونكون' kelimelerinin nasb veya ref' ile okunmasının anlam üzerindeki etkisini tartışır; nasb okuyuşunun temenniye cevap olduğunu, ref' okuyuşunun ise ayrı bir haber cümlesi olduğunu aktarır.

يقول: إذ حبسوا، ومعناه: إذا وقفوا، لما وصفنا قبل فيما مضى أن العرب قد تضع (إذ) مكان (إذا) ، و (إذا) مكان (إذ)
Zemahşerî12. c.✓ Citation verified

Zemahşerî bu ayette 'وقفوهم على النار' ifadesindeki 'وقف' fiilini üç ayrı ihtimalle açıklar: onlara ateşin gösterilip görmelerinin sağlanması, ateşin altlarında olacak şekilde üzerinde durdurulmaları, ya da ateşe sokularak azabının derecesini bilip anlamalarının sağlanması. Bu son yorumu 'وقفته على كذا' (bir şeyi birine bildirdim/anlattım) ifadesindeki bilme/anlama anlamına dayandırır. Ayrıca ayetin 'وُقِفُوا' (meçhul) şeklinde okunduğu gibi 'وَقَفُوا' (malum, fail bina) şeklinde de kıraat edildiğini belirtir.

أروها حتى يعاينوها . أو اطلعوا عليها اطلاعا هي تحتهم ، أو أدخلوها فعرفوا مقدار عذابها من قولك : وقفته على كذا إذا فهمته وعرفته ، وقرىء : ( وقفوا ) على البناء للفاعل
Fahreddin er-Râzî12-13. c.✓ Citation verified

Bu müfessire göre 'vukûf' (durdurulma) ifadesi için birkaç yorum mümkündür: kâfirlerin ateşe bakarken cehennemin kenarında durdurulmaları, sırat üzerinde ateşin üstünde durmaları, ateşin hakikatini/mahiyetini bilip tanımaları (vakafa=öğrendi anlamında) ya da ateşin içinde onu kuşatılmış halde bulunmalarıdır. Ayrıca 'lev terâ' ifadesindeki gelecek zaman anlamı ile 'iz vakafû' ifadesindeki geçmiş zaman lafzı arasındaki görünür çelişki, 'iz' kelimesinin pekiştirme ve şüpheyi giderme amacıyla 'izâ' yerine kullanılmasıyla açıklanır.

يحتمل ثلاثة أوجه : الأول : يجوز أن يكون قد وقفوا عندها وهم يعاينونها فهم موقوفون على أن يدخلوا النار . والثاني : يجوز أن يكونوا وقفوا عليها وهي تحتهم ، بمعنى أنهم وقفوا فوق النار على الصراط ، وهو جسر فوق جهنم . والثالث : معناه عرفوا حقيقتها تعريفا من قولك وقفت فلانا على كلام فلان ؛ أي علمته معناه وعرفته
Kurtubî13. c.✓ Citation verified

Kurtubî bu bölümde ayetteki fiillerin zaman kipleri (mâzî-muzâri) arasındaki geçişi ve kırâat farklılıklarını (رفع/نصب/جزم) dilbilgisi açısından inceliyor. 'وقفوا' fiilinin gelecekte olacak bir şeyi kesin gerçekleşecek olduğu için mâzî sîgasıyla ifade edildiğini belirtiyor, çünkü Allah'ın haberi haktır ve doğrudur. Ayrıca 'لا نكذب' ve 'نكون' fiillerinin farklı kırâatlerde temenni anlamına dahil olup olmama durumunu, sîbeveyh ve Ebû Amr gibi dilcilerin görüşleriyle açıklıyor.

وما سيكون فكأنه كان لأن خبر الله تعالى حق وصدق فلهذا عبر بالماضي
İbn Kesîr14. c.✓ Citation verified

Verilen ham metin, İbn Kesîr'in bu ayete dair yorumunu içermemekte; sadece 'burada dedi', 'Allah'ın sözü' ve 'aynı şekilde sözü' gibi bağlaç ve atıf ifadelerinden oluşan kopuk bir metin parçası bulunmaktadır. Bu nedenle metnin ana görüşünü tespit etmek mümkün olmamaktadır.

الآية وقال ههنا وقوله عز وجل وكذا قوله جل وعلا
Beydâvî13. c.✓ Citation verified

Beydâvî'ye göre 'yensevne anhu ve yen'evne anhu' ifadesi, kâfirlerin insanları Kur'an'dan veya Peygamber'e imandan alıkoyup kendileri de ondan uzak durmalarını; ya da Ebu Talib örneğinde olduğu gibi Peygamber'e dil uzatılmasını yasaklayıp bizzat kendilerinin ona iman etmemelerini ifade eder. Bu davranışlarıyla ancak kendilerini helak ettikleri, ancak bunun farkında olmadıkları belirtilir. Ateşin üzerinde durdurulduklarında söyledikleri 'ya leytenâ nüred' sözü, dünyaya dönme temennisidir ve devamındaki 'yalanlamayız, iman edenlerden oluruz' ifadesi bu temenninin bir parçası olarak yorumlanır.

وهم ينهون عنه أي ينهون الناس عن القرآن، أو الرسول صلى الله عليه وسلم والإيمان به. وينأون عنه بأنفسهم أو ينهون عن التعرض لرسول الله صلى الله عليه وسلم وينأون عنه فلا يؤمنون به كأبي طالب.

Comparison

Common ground

Müfessirlerin çoğu (Taberî, Zemahşerî, Râzî, Kurtubî, Beydâvî) 'وقفوا' fiilinin kâfirlerin ateşin karşısında/üzerinde durdurulmasını ifade ettiği konusunda birleşir; bu durdurulma anında kâfirlerin dünyaya dönüp iman etme ve ayetleri yalanlamama temennisinde bulundukları da ortak vurgudur. Ayrıca hemen hepsi kıraat farklılıklarını (وُقِفُوا/وَقَفُوا, نصب/رفع gibi) ve bunların nahiv/anlam üzerindeki etkisini merkezi bir konu olarak ele alır.

Differences

Taberî ve Kurtubî daha çok kıraat rivayetleri ve nahiv kurallarına odaklanarak dilbilgisel tahlile öncelik verir; Zemahşerî ve Râzî ise 'وقف' fiilinin semantik çok anlamlılığını (görme, bilme/tanıma, kuşatılma gibi) vurgulayarak belâgat temelli çok yönlü yorumlar sunar. Beydâvî bağlamı genişletip ayetin öncesindeki 'nehy' ifadesiyle ilişkilendirir. İbn Kesîr'in görüşü metin yetersizliğinden tespit edilememiştir; bu farklılıklar temelde müfessirlerin yöntem tercihinden (nahiv odaklı/dirayet-belâgat odaklı) kaynaklanır, ekolsel çekişme söz konusu değildir.

Historical context

Taberî'den Beydâvî'ye kadar geçen süreçte temel yorum (ateş karşısında durdurulma ve pişmanlık temennisi) sabit kalmış, ancak zamanla dilbilgisel/kıraat tartışmalarına belâgat ve çok anlamlılık boyutu eklenerek yorum zenginleşmiştir; bu durum tefsir faaliyetinin dilbilim ve mana inceliğine doğru derinleştiğini gösterir.

Modern connection

Bu ayet, bir davranışın sonucunu görmeden önce fark edememenin insanı nasıl pişmanlığa sürükleyebileceğini hatırlatır; bu bakımdan ilim ile iman arasındaki uyumun, bir şeyi anlamadan hüküm vermemenin önemine dair düşünmeye çağırır. Ayrıca sözle inkâr edip içten pişmanlık duyma çelişkisi, ihlasın ve söz-eylem tutarlılığının kişisel ve toplumsal hayatta ne denli değerli olduğunu düşündürür.

AI analysis — not a fatwa or ruling, not yet reviewed by a scholar