وَلَا تَقْرَبُوا۟ مَالَ ٱلْيَتِيمِ إِلَّا بِٱلَّتِى هِىَ أَحْسَنُ حَتَّىٰ يَبْلُغَ أَشُدَّهُۥ وَأَوْفُوا۟ ٱلْكَيْلَ وَٱلْمِيزَانَ بِٱلْقِسْطِ لَا نُكَلِّفُ نَفْسًا إِلَّا وُسْعَهَا وَإِذَا قُلْتُمْ فَٱعْدِلُوا۟ وَلَوْ كَانَ ذَا قُرْبَىٰ وَبِعَهْدِ ٱللَّهِ أَوْفُوا۟ ذَٰلِكُمْ وَصَّىٰكُم بِهِۦ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ

“And approach not the wealth of the orphan save with that which is better, till he reach maturity. Give full measure and full weight, in justice. We task not any soul beyond its scope. And if ye give your word, do justice thereunto, even though it be (against) a kinsman; and fulfil the covenant of Allah. This He commandeth you that haply ye may remember.” — M. M. Pickthall

Tafsirs

AI-generated
Zemahşerî12. c.✓ Citation verified

Zemahşerî bu ayette 'ölçü ve tartıyı adaletle/eksiksiz yerine getirin' emrinin, ancak kişinin gücünün yettiği ölçüde geçerli olduğunu belirtir; tam bir denklik ve hiçbir sapma olmaksızın ölçmek insan gücünü aşan bir zorluk (haraç) doğurduğundan, Allah'ın kulundan istediğinin ancak gücünün yettiği kadarı olduğunu, bunun ötesinin bağışlanmış (afv) olduğunu ifade eder. Ayrıca kavmin, yabancı kişilerin sağlam paralarını sahte diye kesip parçalayarak eksik değerde geri verdiklerine dair bir rivayeti nakleder.

وإنما أتبع الأمر بإيفاء الكيل والميزان ذلك ؛ لأن مراعاة الحد من القسط الذي لا زيادة فيه ولا نقصان مما يجري فيه الحرج ، فأمر ببلوغ الوسع وأن ما وراءه معفو عنه
Fahreddin er-Râzî12-13. c.✓ Citation verified

Bu müfessire göre ayette yetim malına yaklaşmama emri mutlak bir yasak değil, malın artırılması ve geliştirilmesi amacıyla yapılan tasarrufa cevaz vardır; ayrıca veli ihtiyaç halinde örfe uygun şekilde yetim malından yiyebilir, imkânı olduğunda bunu öder, imkânı olmazsa üzerine bir şey gerekmez. Ayrıca velayetin yetim buluğa (nikâh çağına/rüşde erişmeye) kadar süreceği belirtilir. Râzî ayrıca ölçü ve tartıda adaletin, ancak mümkün olan ölçüde tam yerine getirilmesinin vacip olduğunu, mutlak hakikate ulaşmanın şart koşulmadığını açıklar.

الثاني : المراد هو أن تأكل معه إذا احتجت إليه ، وروى مجاهد عن ابن عباس قال : إذا احتاج أكل بالمعروف فإذا أيسر قضاه ، فإن لم يوسر فلا شيء عليه
Kurtubî13. c.✓ Citation verified

Kurtubî'ye göre 'eşüddühû' (rüşdüne erişme) hem bedensel güç (bulûğ) hem de tecrübeyle kazanılan bilgi/olgunluğu (rüşd) birlikte ifade eder; bu ayette mutlak zikredilse de Nisâ suresinde bulûğ ile rüşdün birlikte şart koşulmasıyla açıklanmıştır. Yetimin malı, bedensel güç kazanıldığında değil, ayrıca rüşd de sabit olduğunda teslim edilmelidir; aksi halde malını israf edip fakir düşebilir. Ayrıca ölçü ve tartıda adaletin ancak insan gücünün yettiği ölçüde emredildiği, kaçınılmaz küçük farkların affedildiği belirtilmiştir.

وقد جاء بيان حال اليتيم في سورة النساء مقيدة فقال : وابتلوا اليتامى حتى إذا بلغوا النكاح فإن آنستم منهم رشدا فجمع بين قوة البدن وهو بلوغ النكاح وبين قوة المعرفة وهو إيناس الرشد فلو مكن اليتيم من ماله قبل حصول المعرفة وبعد حصول القوة لأذهبه في شهوته وبقي صعلوكا لا مال له
İbn Kesîr14. c.✓ Citation verified

İbn Kesîr bu bölümde, ihtiyaç sahibi kişinin yetim malından örfe uygun şekilde yiyebileceğini (ya karşılığını ödemek şartıyla ya da bedelsiz olarak) belirtir. Ayrıca büluğ yaşına dair Şa'bî, Mâlik, Süddî gibi selef alimlerinden farklı görüşler (ihtilam, otuz, kırk veya altmış yaş) nakleder ve bunları burada uzak görür. Son olarak ayetin adalet ve doğruluğu emrettiğini, bunun Allah'ın ahdine vefa ile ilişkili olduğunu ve İbn Mes'ûd'un bu ayeti Kur'an'daki en kapsamlı ayet saydığını aktarır.

قال الشعبي ومالك وغير واحد من السلف يعني حتى يحتلم وقال السدي حتى يبلغ ثلاثين سنة وقيل أربعون سنة وقيل ستون سنة قال وهذا كله بعيد ها هنا والله أعلم
Beydâvî13. c.✓ Citation verified

Beydâvî'ye göre yetimin malına 'en güzel şekilde' yaklaşmak, malı korumak ve çoğaltmaktır; büluğa erme ise güç ve olgunluğa ulaşma anlamındadır. Ölçü ve tartıda adalet emri, kişiye ancak gücü yettiği ölçüde yükümlülük getirir; bu ayet önceki emrin ardından zikredilmiştir, çünkü hakkı tam ifa etmek zor olabilir, bu yüzden güç yetirilen kısım istenir, ötesi bağışlanmıştır. Adalet emri akraba olsa da geçerlidir ve Allah'a verilen ahid, şeriat hükümlerini yerine getirme ve adaletten ayrılmama sözüdür.

لا نكلف نفسا إلا وسعها إلا ما يسعها ولا يعسر عليها، وذكره عقيب الأمر معناه أن إيفاء الحق عسر عليكم فعليكم بما في وسعكم وما وراءه معفو عنكم
Taberî9-10. c.✓ Citation verified

Bu metinde Taberî, âyetin 'adl' ve 'ihsan' kavramlarını İbn Uyeyne'den naklen açıklar: adl, kişinin gizli hali ile açık halinin bir kimse için yaptığı işte eşit olmasıdır; ihsan ise kişinin gizli halinin açık halinden daha güzel olmasıdır; fahşâ ve münker ise açık halinin gizli halinden daha güzel (yani gizlisinin daha kötü) olmasıdır. Ayrıca Abdullah b. Mesud'dan nakledilen rivayette bu âyetin Kur'an'daki en kapsamlı âyet olduğu belirtilir.

إن معنى العدل في هذا الموضع استواء السريرة والعلانية من كل عامل لله عملا

Comparison

Common ground

Zemahşerî, Râzî, Kurtubî ve Beydâvî ölçü-tartıda adalet emrinin insan gücünün yettiği ölçüde geçerli olduğu, tam ve kusursuz denkliğin şart koşulmadığı konusunda birleşir. İbn Kesîr ve Taberî ise İbn Mes'ûd rivayetiyle ayetin Kur'an'daki en kapsamlı ayetlerden biri sayıldığını ortaklaşa nakleder. Yetim malıyla ilgili konularda Râzî, Kurtubî ve İbn Kesîr velinin ihtiyaç halinde örfe uygun tasarrufta bulunabileceği hususunda yakın görüştedir.

Differences

Zemahşerî dil/belağat tahliline ve bir rivayete (para kesme uygulaması) ağırlık verirken, Râzî fıkhi çıkarım ve başka ayetlerle bağlamsal karşılaştırmaya yönelir. Kurtubî 'rüşd' kavramını bedensel güç ve tecrübeyi birleştirerek daha kapsamlı işler ve âlimler arası ihtilafları (Ebû Hanîfe, Ehl-i Medine) nakleder. İbn Kesîr büluğ yaşına dair selef görüşlerini detaylandırıp bunları burada uzak bulur; kendi fıkhi tercihini ortaya koyar. Taberî ise adl-ihsan-fahşâ ayrımını rivayet zinciriyle daha kavramsal bir çerçevede ele alır, Beydâvî ise özlü bir dil ve bağlam analiziyle sentezci bir yaklaşım sunar. Bu farklar; tefsir yönteminin (dirayet/rivayet ağırlığı), dönemin fıkhi tartışmalarının ve müfessirin ilgi alanının (belağat, hukuk, hadis) yansımasıdır.

Historical context

Taberî ve Zemahşerî'den Kurtubî, Râzî, Beydâvî ve İbn Kesîr'e uzanan süreçte rivayet nakli sabit bir zemin olarak kalırken, zamanla dilbilimsel ve fıkhi çıkarımların daha sistematik hale geldiği, farklı fıkıh ekollerinin görüşlerinin karşılaştırmalı şekilde sunulduğu görülür; temel ilke (güç yettiği ölçüde adalet, yetim malının korunması) değişmeden sürmüştür.

Modern connection

Bu karşılaştırmalı okuma, adaletin insan gücünün sınırları içinde ama samimi bir çabayla aranması gerektiğini; eksiksiz mükemmelliğin şart olmadığını, niyetin ve gösterilen emeğin önemli olduğunu hatırlatır. Emanet ve zayıf/korunmaya muhtaç kişilerin haklarına duyarlılık, günümüzde de aile içi ve toplumsal ilişkilerde ihlas ve sorumluluk bilinciyle ilişkilendirilebilir. Ayrıca gizli-açık hal tutarlılığı (adl-ihsan ayrımı), bugün de ahlaki bütünlük ve samimiyet temasıyla düşünülebilir.

AI analysis — not a fatwa or ruling, not yet reviewed by a scholar