قُلْ هَلُمَّ شُهَدَآءَكُمُ ٱلَّذِينَ يَشْهَدُونَ أَنَّ ٱللَّهَ حَرَّمَ هَٰذَا فَإِن شَهِدُوا۟ فَلَا تَشْهَدْ مَعَهُمْ وَلَا تَتَّبِعْ أَهْوَآءَ ٱلَّذِينَ كَذَّبُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَا وَٱلَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِٱلْـَٔاخِرَةِ وَهُم بِرَبِّهِمْ يَعْدِلُونَ

“Say: Come, bring your witnesses who can bear witness that Allah forbade (all) this. And if they bear witness, do not thou bear witness with them. Follow thou not the whims of those who deny Our revelations, those who believe not in the Hereafter and deem (others) equal with their Lord.” — M. M. Pickthall

Tafsirs

AI-generated
Taberî9-10. c.✓ Citation verified

Taberî'ye göre bu ayette Allah, Peygamber'e (s.a.v) putperestlere hitaben, Allah'a haram kıldığını iddia ettikleri şeylere (ekinler, hayvanlar vb.) dair şahitlerini getirmelerini söylemesini emretmektedir. Bu şahitler getirilse de yalancı ve yalan şahitlik eden kimseler olacaklardır. Peygamber'e ve onun şahsında müminlere, bu yalanlayanlara tabi olmayıp sadece kendisine vahyedilene tabi olması, ahirete inanmayanların heveslerine uymaması emredilmektedir.

يقول تعالى ذكره لنبيه محمد صلى الله عليه وسلم: قل يا محمد لهؤلاء المفترين على ربهم من عبدة الأوثان، الزاعمين أن الله حرم عليهم ما هم محرموه من حروثهم وأنعامهم: يقول: هاتوا شهداءكم الذين يشهدون على الله أنه حرم عليكم ما تزعمون أنه حرمه عليكم.
Zemahşerî12. c.✓ Citation verified

Zemahşerî'ye göre âyet, müşriklerin şahitlerini getirmelerini istemekte, ancak 'şühedâeküm' ifadesiyle bunların onlara yalan yere şahitlik eden, taklit edilen ve güvenilen belirli, bilinen kişiler olduğuna işaret edilmektedir. Amaç gerçek şahit istemek değil, onların dayandığı batıl temeli yıkıp hakkı ortaya çıkarmaktır; zira 'elleźîne' lafzının getirilişi bu şahitlerin taraflı ve tanınmış kimseler olduğunu gösterir.

المراد أن يحضروا شهداءهم الذين علم أنهم يشهدون لهم وينصرون قولهم ، وكان المشهود لهم يقلدونهم ويثقون بهم ويعتضدون بشهادتهم ، ليهدم ما يقومون به فحق الحق ويبطل الباطل
Kurtubî13. c.✓ Citation verified

Kurtubî'ye göre bu ayette müşriklere hitaben 'hâtırla, delillerinizi getirin' anlamında bir çağrı yapılmaktadır; Allah'ın haram kıldığını haram kıldıklarına dair kanıt göstermeleri istenmektedir. 'Helümme' kelimesi hem tekil hem çoğul, hem müzekker hem müennes için kullanılan bir davet kelimesidir ve Hicaz lehçesinde değişmeden kullanılırken Necid lehçesinde çekimlenir. Kur'an'ın bu konuda Hicaz lehçesini esas aldığı belirtilir.

أي قل لهؤلاء المشركين أحضروا شهداءكم على أن الله حرم ما حرمتم وهلم كلمة دعوة إلى شيء ويستوي فيه الواحد والجماعة والذكر والأنثى عند أهل الحجاز إلا في لغة نجد فإنهم يقولون : هلما هلموا هلمى يأتون بالعلامة كما تكون في سائر الأفعال وعلى لغة أهل الحجاز جاء القرآن
İbn Kesîr14. c.✓ Citation verified

İbn Kesîr'e göre bu ifade, müşriklerin haram kıldıkları şeyler hakkında Allah'a iftira ederken getirecekleri şahitlerin çağrılmasını konu almaktadır. Onlardan istenen şahitler, gerçekte bu haramlığı ispat edemeyecek, sadece yalan ve iftira üzere şahitlik edeceklerdir.

أي أحضروا شهداءكم أي هذا الذي حرمتموه وكذبتم وافتريتم على الله فيه أي لأنهم إنما يشهدون والحالة هذه كذبا وزورا
Beydâvî13. c.✓ Citation verified

Beydâvî, 'قل فلله الحجة البالغة' ifadesini Allah'ın delilinin gayet güçlü ve isbat gücü tam olan bir delil olduğu şeklinde açıklar; 'فلو شاء لهداكم أجمعين' ise Allah'ın dileseydi herkesi hidayete muvaffak kılabileceğini, ama kimini hidayete kimini dalalete bıraktığını bildirir. 'قل هلم شهداءكم' ile müşriklerden, iddialarına şahit getirmeleri istenir; bunlar şahitlik etseler bile onlara onay verilmemesi, çünkü bunun bâtıl bir şahitliğe muvafakat olacağı belirtilir. Ayrıca âyetlerini yalanlayanların hevâlarına tâbi olunmaması, zira âyetleri yalanlayanın sadece hevâya tâbi olduğu, hüccete tâbi olanın ise onu tasdik etmiş sayılacağı vurgulanır.

قل فلله الحجة البالغة البينة الواضحة التي بلغت غاية المتانة والقوة على الإثبات، أو بلغ بها صاحبها صحة دعواه وهي من الحج بمعنى القصد كأنها تقصد إثبات الحكم وتطلبه.
Fahreddin er-Râzî12-13. c.✓ Citation verified

Bu müfessire göre, Allah öncelikle onların yalancı olduğuna işaret etmiş, sonra bu şahitliğin heva ve heveslerine uymaktan kaynaklandığını beyan etmiş ve Peygamberine onların heveslerine uymamasını emretmiştir. Ayrıca onların çirkinliğini artıran husus, ahirete iman etmemeleri ve öldükten sonra dirilişi (ba's ve neşri) inkar etmeleridir. Bir başka çirkinlik unsuru da, Rablerine ortaklar koşarak O'na eşit tutmalarıdır.

زاد في تقبيحهم بأنهم يعدلون بربهم

Comparison

Common ground

Tüm müfessirler ayetin, müşriklerden haram kıldıkları şeylere dair şahit getirmelerini isteme çağrısı olduğu; bu şahitlerin gerçekte yalan yere şahitlik edecek kimseler olacağı; Peygamber'in ve müminlerin sadece vahye tabi olup yalanlayanların heveslerine uymaması gerektiği konusunda birleşir.

Differences

Taberî, Kurtubî ve Beydâvî 'helümme' kelimesinin Hicaz-Necid/Temim lehçe farklarına dayanan dilbilimsel tahlile ağırlık verir; Zemahşerî ise dilbilimsel incelemeyi belağat ve izafet-ism-i mevsûl ilişkisi üzerinden şahitlerin taraflılığını vurgulamaya yöneltir. İbn Kesîr ve Râzî daha çok bağlamsal okumayla iftira ve yalancılık temasına, Râzî ayrıca ahirete inanmama ve şirk unsurlarının çirkinliğine odaklanır. Beydâvî ek olarak 'hüccet-i bâliğa' ve hidayet-dalalet meselesini işler.

Historical context

Erken dönem müfessiri Taberî rivayet ve temel dil analiziyle sınırlı kalırken, sonraki müfessirler (Zemahşerî, Kurtubî, Beydâvî, Râzî) belağat, etimoloji ve mantıksal/teolojik derinlik katarak yorumu genişletmiş; temel mesaj (yalancı şahitlik ve hevaya tabi olmama) dönemler boyunca sabit kalmıştır.

Modern connection

Bu ayet, bir iddianın doğruluğunun ancak sağlam delillere dayanmasıyla anlam kazanacağını, salt çoğunluğun veya alışılmışın kabulüne değil, hakikate ve ilme dayalı bir tutumun önemine işaret edebilir. Günümüzde de bilgiye dayalı, ihlaslı bir yaklaşımın ve toplumsal meselelerde heveslere değil sağlam delillere itibar etmenin kıymeti bu bağlamda düşünülebilir.

AI analysis — not a fatwa or ruling, not yet reviewed by a scholar