وَكَيْفَ يُحَكِّمُونَكَ وَعِندَهُمُ ٱلتَّوْرَىٰةُ فِيهَا حُكْمُ ٱللَّهِ ثُمَّ يَتَوَلَّوْنَ مِنۢ بَعْدِ ذَٰلِكَ وَمَآ أُو۟لَٰٓئِكَ بِٱلْمُؤْمِنِينَ

“How come they unto thee for judgment when they have the Torah, wherein Allah hath delivered judgment (for them)? Yet even after that they turn away. Such (folk) are not believers.” — M. M. Pickthall

Tafsirs

AI-generated
Taberî9-10. c.✓ Citation verified

Taberî'ye göre bu ayet, Yahudilerin recm hükmünü Tevrat'ta bilmelerine rağmen soylu-sıradan ayrımı yaparak onu terk edip Hz. Peygamber'e başvurmalarını, ardından O'nun hükmüne rıza gösterip hükmü öğrendikten sonra da tevliye (yüz çevirme) yoluna sapmalarını konu edinir. Yahudiler, Musa'ya indirilen Tevrat'taki zina hükmünün recm olduğunu bildikleri halde bunu terk etmiş, bu ise Allah'a karşı bir cüret ve isyandır. Ayet lafızda Peygamber'e hitap gibi görünse de, asıl maksat kendi kitaplarındaki hükmü bile bile terk eden Yahudilere yönelik bir kınamadır.

وهذا وإن كان من الله تعالى ذكره خطابا لنبيه صلى الله عليه وسلم، فإنه تقريع منه لليهود الذين نزلت فيهم هذه الآية، يقول لهم تعالى: كيف تقرون أيها اليهود بحكم نبيي محمد صلى الله عليه وسلم مع جحود نبوته وتكذيبكم إياه
Zemahşerî12. c.✓ Citation verified

Zemahşerî'ye göre metindeki 'sizden ve sizden olmayanlardan' ifadesi iki farklı gruba işaret edebilir: ya 'inandık ve itaat ettik' diyenlere ya da yüz çeviren gruba. Birinci ihtimalde ayet, Allah tarafından her iki grubun da imandan yoksun olduğunun bildirilmesidir; sadece yüz çeviren grup değil, hepsi kastedilir. İkinci ihtimalde ise yüz çeviren grubun daha önce dile getirdiği imanın gerçek iman olmadığı, sadece kalbin tasdik etmediği bir dil ikrarından ibaret olduğu anlatılır; çünkü gerçek bir iman ve kalp huzuru olsaydı ardından yüz çevirme ve yüz vermeme gelmezdi.

فمعناه على الأول : إعلام من الله بأن جميعهم منتف عنهم الإيمان لا الفريق المتولي وحده . وعلى الثاني : إعلام بأن الفريق المتولي لم يكن ما سبق لهم من الإيمان إيمانا ، إنما كان ادعاء باللسان من غير مواطأة القلب ؛ لأنه لو كان صادرا عن صحة معتقد وطمأنينة نفس لم يتعقبه التولي والإعراض .
Fahreddin er-Râzî12-13. c.✓ Citation verified

Razi'ye göre bu ayet, Yahudilerin Tevrat'taki zina haddini bildikleri halde bunu bırakıp Hz. Peygamber'e hakemlik yaptırmaları, sonra da verdiği hükmü kabul etmemeleri üzerinden onların cehalet ve inatlarını ortaya koymaktadır. Onların kendi kitaplarının hükmünden vazgeçmeleri, batıl saydıkları bir hükme başvurmaları ve hakem tayin ettikleri kişinin hükmünden yüz çevirmeleri olmak üzere üç yönden cehaletleri ve inatları açığa çıkmıştır. Ayrıca ayetteki 'mü'min değildirler' ifadesinin, imanın sadece sözle olmayacağına delil teşkil ettiği, çünkü onlar 'iman ettik' dedikleri halde fiilen iman etmemiş sayıldıkları belirtilir.

هذا تعجيب من الله تعالى لنبيه عليه الصلاة والسلام بتحكيم اليهود إياه بعد علمهم بما في التوراة من حد الزاني ، ثم تركهم قبول ذلك الحكم ، فعدلوا عما يعتقدونه حكما حقا إلى ما يعتقدونه باطلا طلبا للرخصة
İbn Kesîr14. c.✓ Citation verified

İbn Kesîr'e göre bu ifadeyle Allah, kulu ve resulü Musa b. İmran'a indirdiği Tevrat'ı övmektedir; metin bu övgünün devamında gelecek ayetin açıklamasına geçiş yapmaktadır.

ثم مدح التوراة التي أنزلها على عبده ورسوله موسى بن عمران فقال وقوله تعالى
Beydâvî13. c.✓ Citation verified

Beydâvî'ye göre bu ayette, kendisine inanmadıkları birine (Peygamber'e) hakemlik yaptırmalarının, üstelik hükmün zaten ellerindeki Tevrat'ta yazılı olmasının bir taaccüb (şaşkınlık uyandırma) unsuru olarak zikredildiğini belirtir. Buna göre onların tahkimden maksadı hakkı öğrenmek ve şeriatı uygulamak değil, kendilerine daha hafif geleni almaktı, Allah'ın hükmü olmasa da. Ayrıca hüküm kendi kitaplarına uygun çıktığında bile ondan yüz çevirmeleri, hem önceki hem sonraki inkârlarından dolayı gerçek mü'minler olmadıklarının göstergesi olarak yorumlanır.

تعجيب من تحكيمهم من لا يؤمنون به، والحال أن الحكم منصوص عليه في الكتاب الذي هو عندهم، وتنبيه على أنهم ما قصدوا بالتحكيم معرفة الحق وإقامة الشرع
Kurtubî13. c.✓ Citation verified

Bu müfessire göre metinde, ayette geçen hükmün ne olduğu konusunda Hasan'ın recim, Katade'nin ise kısas (kavd) görüşü nakledilir. Ayrıca ayetin bu hükmün nesh edilmediğine delil olduğu belirtilir; zira nesholmuş olsaydı sonradan ona Allah'ın hükmü denilemezdi. Ebû Ali'ye göre Allah'ın hükmünden başkasını isteyip ona razı olmayan kişi kâfir sayılır ve bu, Yahudilerin durumudur.

قال الحسن : هو الرجم وقال قتادة : هو القود

Comparison

Common ground

Taberî, Râzî, Beydâvî ve Kurtubî ayeti ortak biçimde Yahudilerin kendi kitaplarındaki hükmü (recm/kısas) bildikleri halde terk edip Hz. Peygamber'e başvurmaları, sonra da hükme rıza göstermemeleri olayına bağlar; Zemahşerî ve Râzî ise ayrıca ayetteki 'iman etmezler' ifadesinden hareketle sözlü ikrarın tek başına gerçek imanı göstermeyeceği noktasında birleşir.

Differences

Taberî ve Beydâvî olayı daha çok rivayet ve tarihsel bağlam üzerinden okurken, Zemahşerî ve Râzî dil/belağat tahliline (zamir, i'rab, taaccüb üslubu) ağırlık verir; İbn Kesîr ise ayeti bağlamdan koparıp Tevrat'a yönelik bir övgü olarak farklı bir yöne çeker. Kurtubî hükmün recm mi kısas mı olduğu tartışmasını ve neshedilmediğine dair fıkhi istidlali öne çıkararak diğerlerinden ayrışır; bu farklılıklar müfessirlerin te'vil, dil ve fıkıh eksenli farklı yöntem tercihlerinden kaynaklanır.

Historical context

Erken dönem müfessir Taberî rivayet ağırlıklı bir okuma sunarken, sonraki dönemlerde Zemahşerî ve Râzî'yle birlikte dil/belağat ve kelam eksenli tahliller öne çıkmış, Kurtubî ise buna fıkhi istidlal boyutu eklemiştir; İbn Kesîr'in farklı yönelimiyle birlikte temel tarihsel çerçeve büyük ölçüde korunmuş, ancak yorum yöntemleri ve vurgular zamanla çeşitlenmiştir.

Modern connection

Bu karşılaştırmalı okuma, sözle ifade edilen bir bağlılığın davranışlarla tutarlı olmasının önemine dikkat çekebilir; ilim ile amel arasındaki uyum, ihlas ve sabır gibi temalarla günümüzde de bir öz sorgulama vesilesi olarak düşünülebilir. Ayrıca bilineni uygulamaktan kaçınma yerine, doğruluğu kabul edilen bir değeri tutarlılıkla yaşama çabası, toplumsal güven ve dayanışma açısından yol gösterici bir ilke olarak ele alınabilir.

AI analysis — not a fatwa or ruling, not yet reviewed by a scholar