يَٰٓأَيُّهَا ٱلرَّسُولُ لَا يَحْزُنكَ ٱلَّذِينَ يُسَٰرِعُونَ فِى ٱلْكُفْرِ مِنَ ٱلَّذِينَ قَالُوٓا۟ ءَامَنَّا بِأَفْوَٰهِهِمْ وَلَمْ تُؤْمِن قُلُوبُهُمْ وَمِنَ ٱلَّذِينَ هَادُوا۟ سَمَّٰعُونَ لِلْكَذِبِ سَمَّٰعُونَ لِقَوْمٍ ءَاخَرِينَ لَمْ يَأْتُوكَ يُحَرِّفُونَ ٱلْكَلِمَ مِنۢ بَعْدِ مَوَاضِعِهِۦ يَقُولُونَ إِنْ أُوتِيتُمْ هَٰذَا فَخُذُوهُ وَإِن لَّمْ تُؤْتَوْهُ فَٱحْذَرُوا۟ وَمَن يُرِدِ ٱللَّهُ فِتْنَتَهُۥ فَلَن تَمْلِكَ لَهُۥ مِنَ ٱللَّهِ شَيْـًٔا أُو۟لَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ لَمْ يُرِدِ ٱللَّهُ أَن يُطَهِّرَ قُلُوبَهُمْ لَهُمْ فِى ٱلدُّنْيَا خِزْىٌ وَلَهُمْ فِى ٱلْـَٔاخِرَةِ عَذَابٌ عَظِيمٌ
“O Messenger! Let not them grieve thee who vie one with another in the race to disbelief, of such as say with their mouths: "We believe," but their hearts believe not, and of the Jews: listeners for the sake of falsehood, listeners on behalf of other folk who come not unto thee, changing words from their context and saying: If this be given unto you, receive it, but if this be not given unto you, then beware! He whom Allah doometh unto sin, thou (by thine efforts) wilt avail him naught against Allah. Those are they for whom the Will of Allah is that He cleanse not their hearts. Theirs in the world will be ignominy, and in the Hereafter an awful doom;” — M. M. Pickthall
Taberî9-10. c.✓ Citation verified
Taberî, ayetin kimler hakkında indiği konusunda müfessirlerin ihtilaf ettiğini nakleder; bazıları Ebu Lübâbe'nin Beni Kurayza'ya işaret ederek onlara zebh (kesim/katl) olacağını söylemesiyle ilişkilendirirken, bazıları bir Yahudi'nin zina haddi hakkında Hz. Peygamber'e sorulan bir meseleyle ilgili olduğunu söyler. Taberî kendi tercihini belirtirken, bu konuda münafıklardan bir topluluğun kastedildiğini, İbn Suriya veya Ebu Lübâbe'nin bu kapsama girmesinin de mümkün olduğunu, ancak en sağlam rivayetin daha önce Ebu Hureyre'den nakledilen rivayet olduğunu söyler.
وأولى الأقوال في ذلك عندي بالصواب أن يقال: عني بذلك: قوم من المنافقين. وجائز أن يكون كان ممن دخل في هذه الآية ابن صوريا، وجائز أن يكون أبو لبابة، وجائز أن يكون غيرهما. غير أن أثبت شيء روي في ذلك ما ذكرناه من الرواية قبل عن أبي هريرة
Zemahşerî12. c.✓ Citation verified
Bu metin parçası, ayetle ilgili müstakil bir yorum sunmaktan ziyade, Hz. Peygamber'e (s.a.v.) atfedilen 'Allah'tan size hiçbir şey (savmaya) güç yetiremem' sözünü örnek olarak zikretmekte ve bunun aynı bağlamda kullanılan bir ifade olduğunu belirtmektedir. Metin çok kısa bir alıntı niteliğinde olup devamındaki asıl açıklama verilmemiştir.
لا أملك لكم من الله شيئا
Fahreddin er-Râzî12-13. c.✓ Citation verified
Bu metne göre âyet, Yahudilerin sözleri yerlerinden değiştirmesi (tahrif) ve Hz. Peygamber'e karşı yalan üretmek amacıyla dinlediklerini nakletmelerini konu edinir; bunun somut örneği zina eden bir çift hakkında recm hükmünü değiştirip celde ile geçiştirmeye çalışmalarıdır. Ayrıca âyetteki 'hüzün' ve 'fitne' kavramları üzerinden Hz. Peygamber'in kâfirlerin küfrüne aşırı üzülmesinin yasaklanması ile Allah'ın bazı kalpleri hidayete açmayı murad etmemesi meselesi tartışılır, bu son nokta Kaderiyye/Mu'tezile ile Ehl-i Sünnet arasındaki ihtilafa dayanak yapılır.
قال أصحابنا : دلت هذه الآية على أن الله تعالى غير مريد إسلام الكافر ، وأنه لم يطهر قلبه من الشك والشرك ، ولو فعل ذلك لآمن ، وهذه الآية من أشد الآيات على القدرية
İbn Kesîr14. c.✓ Citation verified
İbn Kesîr'e göre bu ayet, Tevrat'ta zina eden muhsen kişiye recm hükmü olduğu halde bunu tahrif edip yüz değnek, teshîm (yüzü karartma) ve ters bindirilmiş merkeplere bindirme cezasına anlaştıkları Yahudi topluluğu hakkında inmiştir. Yahudiler Hz. Peygamber'e gelip aralarında hüküm vermesini istemişler, ancak niyetleri Hz. Peygamber'in kendi lehlerine (deri cezasıyla) hüküm vermesini kabul edip recim hükmünü reddetmekti. Ayet, kelimeleri konulduğu yerden değiştirip yorumlayan ve bunu bilerek yapan kimseleri tasvir etmektedir.
والصحيح أنها نزلت في اليهوديين اللذين زنيا وكانوا قد بدلوا كتاب الله الذي بأيديهم من الأمر برجم من أحصن منهم فحرفوه واصطلحوا فيما بينهم على الجلد مئة جلدة والتحميم والإركاب على حمارين مقلوبين
Beydâvî13. c.✓ Citation verified
Beydâvî bu ayette münafıkların ve Yahudilerin sözlerini dinleyip ondan kendi menfaatlerine göre çarpıtma huylarını açıklar; 'semāʿûn li'l-kezib' ifadesini yalana kulak veren ya da başkalarına yalan uydurmak için haber taşıyan kimseler olarak yorumlar. Ayrıca kelimeyi tahrif etmenin lafzi (ihmal veya değiştirme) ya da manevi (yanlış yere hamletme) şekillerde olabileceğini belirtir. Hayber'deki zina hadisesiyle ilgili rivayeti aktararak ayetin bu tahrif eylemine tarihi bir örnek sunar; son olarak 'lem yürid' ifadesinin Mu'tezile görüşünün aksine Allah'ın kalpleri temizlemeyi murad etmemesi anlamına geldiğini vurgular.
أولئك الذين لم يرد الله أن يطهر قلوبهم من الكفر وهو كما ترى نص على فساد قول المعتزلة.
Kurtubî13. c.✓ Citation verified
Kurtubî'ye göre bu ayet, Allah'ın münafıkları ve tahrif eden yahudileri küfür ve dalâlet üzere hükmettiğini bildirmektedir; bu kişilerin kalpleri mühürlendiği için hidayete iletilmeleri irade edilmemiştir. Ayrıca ayetin nüzul sebebi olarak, zina eden iki yahudinin recm hükmü ile ilgili kıssa en sahih görüş olarak zikredilmekte, Hz. Peygamber'in bu konuda hakemliğine başvurulduğu ve tevrattaki hükmü tahrif ettikleri anlatılmaktadır. Bu bağlamda ayetteki 'yuharrifûne' ifadesi 'sem┩ûne'nin sıfatı olarak, kelamı işitip anladıktan sonra tevil edip değiştirenler şeklinde açıklanmıştır.
وهذا أصح الأقوال رواه الأئمة مالك والبخاري ومسلم والترمذي وأبو داود
Comparison
Common ground
Taberî, İbn Kesîr, Beydâvî ve Kurtubî ayetin Yahudilerin zina eden muhsen kişiye ilişkin Tevrat'taki recm hükmünü tahrif edip Hz. Peygamber'e hakemlik için gelmeleri kıssasıyla ilişkili olduğunda büyük ölçüde birleşir; ayrıca 'tahrif' kavramının sözü işitip bilerek yerinden değiştirme anlamına geldiği konusunda ortak bir vurgu vardır.
Differences
Taberî rivayetler arasında tercih yaparken Ebu Lübâbe/Benî Kurayza rivayetini de mümkün görüp temkinli bir dil kullanır; İbn Kesîr ve Kurtubî ise zina kıssasını en sağlam rivayet olarak kabul eder. Râzî ve Beydâvî dil/belağat tahliline ağırlık verip 'semâûn' ve 'fitne' gibi kelimeleri farklı vecihlerle açıklarken, konuyu Kaderiyye/Mu'tezile ile Ehl-i Sünnet arasındaki irade tartışmasına taşır; Kurtubî de benzer kelamî çıkarımı sürdürür. Zemahşerî'nin metni ise kısa kalıp müstakil bir yorum sunmaz, sadece dilsel bir örnek zikreder.
Historical context
Erken dönem müfessiri Taberî rivayetler arasındaki ihtilafı nakletmekle sınırlı temkinli bir tavır sergilerken, sonraki müfessirler (Zemahşerî, Râzî, Beydâvî) dil ve belağat tahliline daha çok yer ayırmış, İbn Kesîr ve Kurtubî ise rivayet malzemesini sistemleştirip zina-recm kıssasını öne çıkarmıştır. Zaman içinde ayetin kelamî tartışmalara (irade, hidayet) zemin olarak kullanılması da giderek daha belirgin hale gelmiştir; ancak temel rivayet malzemesi ve tahrif teması boyunca sabit kalmıştır.
Modern connection
Bu ayet, bilgiyi işitip anladıktan sonra onu kişisel çıkara göre çarpıtmanın ahlaki bir zaafa işaret ettiğini hatırlatır; bu bakımdan günümüzde de dürüstlük, ilme sadakat ve doğru bilgiyi olduğu gibi nakletme konusunda bir öz-eleştiri fırsatı sunabilir. Toplumsal ilişkilerde ve bilgi paylaşımında ihlas ve emanete riayetin önemi, bu okumadan çıkarılabilecek yapıcı bir derstir.
AI analysis — not a fatwa or ruling, not yet reviewed by a scholar