فَبِمَا نَقْضِهِم مِّيثَٰقَهُمْ لَعَنَّٰهُمْ وَجَعَلْنَا قُلُوبَهُمْ قَٰسِيَةً يُحَرِّفُونَ ٱلْكَلِمَ عَن مَّوَاضِعِهِۦ وَنَسُوا۟ حَظًّا مِّمَّا ذُكِّرُوا۟ بِهِۦ وَلَا تَزَالُ تَطَّلِعُ عَلَىٰ خَآئِنَةٍ مِّنْهُمْ إِلَّا قَلِيلًا مِّنْهُمْ فَٱعْفُ عَنْهُمْ وَٱصْفَحْ إِنَّ ٱللَّهَ يُحِبُّ ٱلْمُحْسِنِينَ
“And because of their breaking their covenant, We have cursed them and made hard their hearts. They change words from their context and forget a part of that whereof they were admonished. Thou wilt not cease to discover treachery from all save a few of them. But bear with them and pardon them. Lo! Allah loveth the kindly.” — M. M. Pickthall
Taberî9-10. c.✓ Citation verified
Bu metin, ayetteki 'iham' (hıyanet/hainlik) kavramını Yahudilerin Hz. Peygamber'e ve ashabına yönelik sürekli tekrarlanan bir davranış biçimi olarak açıklar; özellikle Benî Nadîr yahudilerinin, Resûlullah kendilerinden diyet konusunda yardım istemeye geldiğinde onu öldürmeyi planlamalarına işaret eder. Ayrıca 'kâsiye/kasiye' kıraat farkına değinilerek kalplerin katılaşmasının, onların ahdi bozmalarının bir sonucu olduğu belirtilir.
والصواب من التأويل في ذلك القول الذي رويناه عن أهل التأويل، لأن الله عنى بهذه الآية القوم من يهود بني النضير الذين هموا بقتل رسول الله صلى الله عليه وسلم وأصحابه، إذ أتاهم رسول الله صلى الله عليه وسلم يستعينهم في دية العامريين، فأطلعه الله عز ذكره على ما قد هموا به.
Fahreddin er-Râzî12-13. c.✓ Citation verified
Bu metinde Râzî, İsrailoğulları'nın misakı bozmasını üç şekilde açıklar: peygamberleri yalanlamak ve nebileri öldürmek, Hz. Muhammed'in vasfını gizlemek veya bu ikisinin toplamı. Ayrıca 'la'net' kelimesini Atâ'dan rahmetten uzaklaştırma, Hasan ve Mukatil'den maymun ve domuza dönüştürme, İbn Abbas'tan cizye yüklenmesi şeklinde üç görüşle yorumlar. 'Kasiye' kelimesinin kıraat farklılıklarını ve 'kaasiye'den daha ileri bir mübalağa ifade ettiğini, ayrıca bozuk/kalp dirhem anlamına da gelebileceğini aktarır. Kalplerin katılaşmasını ehl-i sünnet ve Mu'tezile açısından iki farklı te'lif ile sunar.
وفي قوله ( قسية ) وجهان : أحدهما : أن تكون القسية بمعنى القاسية إلا أن القسي أبلغ من القاسي ، كما يقال : قادر وقدير ، وعالم وعليم ، وشاهد وشهيد ، فكما أن القدير أبلغ من القادر فكذلك القسي أبلغ من القاسي
Kurtubî13. c.✓ Citation verified
Kurtubî, ayetteki 'قسية' kelimesinin 'قاسية' (katı) ile aynı anlamda olduğunu, ancak fe'île kalıbının fâile kalıbından daha güçlü/mübalağalı bir anlam taşıdığını belirtir. Ayrıca bu kelimenin 'قسي' (kalp/züyuf dirhem) kökünden gelebileceğini, yani kalplerinin imanına küfür bulaşmış, halis olmayan bir imanla nitelendiğini aktarır. Farklı kıraat ve dil âlimlerinin görüşlerini (Nehhâs, Asmaî, Ebû Ubeyd, Kuşeyrî) karşılaştırmalı olarak sunar.
فمعنى قسية على هذا ليست بخالصة الإيمان أي فيها نفاق قال النحاس : وهذا قول حسن لأنه يقال : درهم قسي إذا كان مغشوشا بنحاس أو غيره
İbn Kesîr14. c.✓ Citation verified
İbn Kesîr, İsrailoğulları'nın verdikleri misakı bozmaları sebebiyle Allah tarafından lanetlenip haktan ve hidayetten uzaklaştırıldıklarını, kalplerinin katılaşması sonucu ne öğütten etkilenen sağlam kalplere ne doğru fıtratlara ne de düzgün amellere sahip olamadıklarını aktarır. Bu durumun onların kelimeleri yerlerinden tahrif etmelerine, emredilen amelleri terk edip yasaklananları işlemelerine yol açtığını belirtir. Ayrıca Abdullah b. Mesud'dan nakledilen bir rivayetle, İsrailoğulları'nın zamanla kalplerinin katılaşması sonucu kendi elleriyle uydurdukları bir kitaba insanları davet ettiklerini, kabul etmeyenleri öldürdüklerini ve bu yüzden yetmiş iki fırkaya bölündüklerini anlatır.
أي فسدت قلوبهم فقست وصار من سجيتهم تحريف الكلم عن مواضعه وتركوا الأعمال التي أمروا بها وارتكبوا ما نهوا عنه ولهذا نهى الله المؤمنين أن يتشبهوا بهم في شيء من الأمور الأصلية والفرعية
Beydâvî13. c.✓ Citation verified
Beydâvî'ye göre bu ayet, İsrailoğullarının kalplerinin katılaşmasını, Allah'ın kelamını yerlerinden değiştirmelerini, kendilerine verilen Tevrat'tan veya Hz. Muhammed'e tabi olmaktan nasiplerini terk etmelerini ve sürekli hainlik göstermelerini anlatır. Aralarından iman edip hainlik yapmayanlar müstesna tutulmuş, bu durumda ayetin sonunda Allah'ın affı emretmesi ve muhsinleri sevdiğini bildirmesi, hain kâfiri bile affetmenin bir ihsan olduğuna işaret eder.
يحرفون الكلم عن مواضعه استئناف لبيان قسوة قلوبهم، فإنه لا قسوة أشد من تغيير كلام الله سبحانه وتعالى والافتراء عليه
Comparison
Common ground
Tüm müfessirler ayetin İsrailoğulları'nın misakı/ahdi bozmasını, bunun sonucunda kalplerinin katılaşmasını (kasiye/kaasiye kıraat farkı) ve bu katılığın hainlik, tahrif, peygamberleri yalanlama gibi davranışlara yol açtığını vurgular. Kıraat farklılıkları ve dil tahlili neredeyse hepsinde ortak bir yöntem olarak öne çıkar.
Differences
Taberî ve İbn Kesîr rivayet ağırlıklı bir okuma sunup olayı Benî Nadîr gibi tarihi bağlama veya selef nakillerine bağlarken, Râzî ve Kurtubî dil/belağat ve kıraat tahliline daha çok yer verir; Râzî ayrıca kelamî tartışmaları (ehl-i sünnet-Mu'tezile) devreye sokar. Beydâvî ise ayetin sonundaki af/ihsan vurgusuna odaklanarak istisna edilenler üzerinden ahlaki bir sonuç çıkarır. Bu farklar, müfessirlerin rivayet ağırlıklı tefsir, dil/belağat ağırlıklı tefsir ve kelamî tefsir ekolleri arasındaki yöntem farklılıklarından kaynaklanır.
Historical context
Erken dönem müfessirlerde (Taberî, İbn Kesîr) rivayet ve tarihi olay bağlamı daha belirginken, sonraki dönemlerde (Râzî, Kurtubî, Beydâvî) dilbilimsel inceliğe ve kelamî meselelere daha fazla yer verildiği görülür; ancak temel anlam (ahdin bozulması, kalp katılığı) tüm dönemlerde sabit kalmıştır.
Modern connection
Bu karşılaştırmalı okuma, verilen söze/ahde bağlılığın toplumsal güvenin ve ahlaki bütünlüğün temeli olduğunu düşündürebilir; sözünde durmamanın kalpte bir katılaşmaya, dolayısıyla hakikate karşı duyarsızlığa yol açabileceği fikri günümüzde de ahlaki bir uyarı olarak okunabilir. Ayrıca Beydâvî'nin vurguladığı af ve ihsan teması, toplumsal ilişkilerde hoşgörü ve bağışlayıcılığın değerine dair ihtiyatlı bir hatırlatma sunar.
AI analysis — not a fatwa or ruling, not yet reviewed by a scholar