رَبَّنَا لَا تُزِغْ قُلُوبَنَا بَعْدَ إِذْ هَدَيْتَنَا وَهَبْ لَنَا مِن لَّدُنكَ رَحْمَةً إِنَّكَ أَنتَ ٱلْوَهَّابُ
“Our Lord! Cause not our hearts to stray after Thou hast guided us, and bestow upon us mercy from Thy Presence. Lo! Thou, only Thou, art the Bestower.” — M. M. Pickthall
Taberî9-10. c.✓ Citation verified
Taberî'ye göre bu ayette râsihûn (ilimde derinleşmiş olanlar), müteşabih ayetlerin ardına düşüp kalpleri sapanlar gibi olmaktan Allah'a sığınmakta ve kendilerini hidayet üzere sabit kılması için O'ndan rahmet dilemektedirler. Bu, kullarının kalplerini doğru yolda tutmasının Allah'a ait bir bağış (vehb) olduğunu, sapmanın da O'nun dileğiyle gerçekleştiğini gösterir. Taberî bu bağlamda Kaderiyye'nin, Allah'ın bir kulun kalbini saptırmasını zulüm saymasının yanlışlığını, ayetin ve hadislerin bu görüşü çürüttüğünü vurgular.
لأن ذلك لو كان كما قالوا لكان الذين قالوا: بالذم أولى منهم بالمدح؛ لأن القول لو كان كما قالوا، لكان القوم إنما سألوا ربهم مسألتهم إياه أن لا يزيغ قلوبهم أن لا يظلمهم ولا يجور عليهم، وذلك من السائل جهل؛ لأن الله جل ثناؤه لا يظلم عباده ولا يجور عليهم
Zemahşerî12. c.✓ Citation verified
Zemahşerî'ye göre bu ifade, Allah'ın rahmet hazinelerinden gelecek bir rahmeti ifade etmektedir; bu rahmet mağfiret, rızık ve düşmanlardan emin olma şeklinde tezahür eder.
أي رحمة من خزائن رحمتك ، وهي المغفرة والرزق والأمن من الأعداء
Fahreddin er-Râzî12-13. c.✓ Citation verified
Bu müfessire göre 'ربنا لا تزغ' duasındaki 'زيغ' talebi öncelikle kalbin batıl ve fasit akidelere kaymasından korunmasını ifade eder; ardından 'رحمة' kelimesiyle kalbin iman nuruyla, organların ibadet nuruyla aydınlatılması, dünyada geçim kolaylığı, ölüm anında rahatlık ve kabirde sual kolaylığı gibi rahmetin tüm türlerini kapsayan geniş bir talep dile getirilir. Râzî, Cübbâî, Ebu'l-Hüseyin el-Basrî, Esamm ve Ebu Müslim gibi âlimlerin bu ayete dair yaptıkları farklı te'villeri sıralayıp bunların tamamının zayıf olduğunu, çünkü Mu'tezile'nin lütuf ve vücûb anlayışının duaya ihtiyacı ortadan kaldırdığını belirtir.
فهؤلاء المؤمنون سألوا ربهم أولا أن لا يجعل قلوبهم مائلة إلى الباطل والعقائد الفاسدة ، ثم أنهم ابتغوا ذلك بأن طلبوا من ربهم أن ينور قلوبهم بأنوار المعرفة ، وجوارحهم وأعضائهم بزينة الطاعة
İbn Kesîr14. c.✓ Citation verified
İbn Kesîr'e göre bu ayet, kalplerin Allah'ın iki parmağı arasında olduğunu, dilediğinde onu doğru yolda sabit kılacağını, dilediğinde saptıracağını bildirmekte olup, Hz. Peygamber'in 'Ey kalpleri evirip çeviren! Kalbimi dinin üzere sabit kıl' şeklindeki duasının bu ayetle bağlantılı olduğunu göstermektedir. Ayrıca Hz. Ebu Bekir'in akşam namazının üçüncü rekatında Fatiha'dan sonra gizlice bu ayeti okuduğu nakledilmiştir.
ليس من قلب إلا وهو بين أصبعين من أصابع الرحمن إذا شاء أن يقيمه أقامه وإذا شاء أن يزيغه أزاغه
Beydâvî13. c.✓ Citation verified
Beydâvî'ye göre 'Rabbenâ lâ tuziğ kulûbenâ' duası, ilim sahiplerinin sözünün devamı olarak, kalplerin hak yolundan sapıp müteşabih ayetleri hoş görülmeyen bir teville yorumlamaya kaymasından Allah'a sığınmayı ifade eder; bir başka görüşe göre bu bela ve musibetlerle imtihan edilip kalbin sapmasından korunma talebidir. 'Veheb lenâ min ledünke rahmeten' ifadesi ise Allah'a yakınlaştıracak bir rahmet, hakta sebat tevfiki veya günahların bağışlanması olarak yorumlanır ve bu ayette hidayet ile dalâletin Allah'tan olduğuna, O'nun kullarına lütfen nimet verdiğine dair delil bulunur. Son olarak 'inne'llâhe lâ yuhlifü'l-mîâd' ifadesi, ulûhiyetin vaadden dönmeyi reddettiğine işaret eder ve Vaîdiyye mezhebi bununla delil getirse de bu vaîdin, tevbe olmadığı gibi affın bulunmaması şartına bağlı olduğu cevabıyla karşılanmıştır.
لا تزغ قلوبنا عن نهج الحق إلى اتباع المتشابه بتأويل لا ترتضيه، قال عليه الصلاة والسلام «قلب ابن آدم بين أصبعين من أصابع الرحمن، إن شاء أقامه على الحق وإن شاء أزاغه عنه»
Comparison
Common ground
Tüm müfessirler 'Rabbenâ lâ tuziğ kulûbenâ' duasını, kalbin hidayetten sapmaması ve müteşabih ayetlerin yanlış yorumlanmasından Allah'a sığınma olarak okur; ayrıca hidayet ve dalâletin Allah'a ait olduğu, rahmetin O'ndan bir bağış (vehb) olduğu vurgusunda birleşirler. Taberî, İbn Kesîr ve Beydâvî bu bağlamda kalplerin Allah'ın elinde olduğuna dair hadisleri delil gösterir.
Differences
Taberî ve İbn Kesîr rivayet merkezli okuyup meseleyi Kaderiyye/kader tartışmasına bağlarken, Zemahşerî konuyu dil ve belağat çerçevesinde rahmetin türlerini (mağfiret, rızık, emniyet) sıralamakla sınırlı tutar. Râzî ise Mu'tezilî âlimlerin te'villerini tek tek eleştirip lütuf-vücûb anlayışının duayı anlamsız kılacağını savunarak kelamî tartışmayı derinleştirir. Beydâvî ise hem dil tahlili hem hadis hem de Vaîdiyye'ye cevap veren kelamî bir sentezle daha geç dönem müfessirlere özgü çok katmanlı bir yaklaşım sergiler.
Historical context
Erken dönemde (Taberî) ayet, rivayet ve Kaderiyye'ye reddiye eksenli okunurken, orta dönemde (Zemahşerî, Râzî) dil incelikleri ve Mu'tezile'yle kelamî tartışma ön plana çıkmış; İbn Kesîr rivayet temelli sade yaklaşımı sürdürmüş, Beydâvî ise geç dönemde önceki katmanları (dil, hadis, kelam) bir arada sunan özet-sentez bir tarz benimsemiştir. Temel mesaj sabit kalmış, tartışma ekseni ekole göre şekillenmiştir.
Modern connection
Bu ayet, ilim sahibi olmanın kalbi sapmalardan koruyacağı garantisi vermediğini, asıl güvencenin samimi bir sığınma ve dua tutumunda olduğunu hatırlatır; bu da ilim ile gönül istikametinin birlikte yürümesi gerektiğine işaret eder. Günümüzde de bilgi birikiminin yanına kalbî bir sabır ve ihlas arayışını eklemek, hem bireysel hem toplumsal huzur için anlamlı bir denge sunabilir.
AI analysis — not a fatwa or ruling, not yet reviewed by a scholar