وَإِنَّ مِنْهُمْ لَفَرِيقًا يَلْوُۥنَ أَلْسِنَتَهُم بِٱلْكِتَٰبِ لِتَحْسَبُوهُ مِنَ ٱلْكِتَٰبِ وَمَا هُوَ مِنَ ٱلْكِتَٰبِ وَيَقُولُونَ هُوَ مِنْ عِندِ ٱللَّهِ وَمَا هُوَ مِنْ عِندِ ٱللَّهِ وَيَقُولُونَ عَلَى ٱللَّهِ ٱلْكَذِبَ وَهُمْ يَعْلَمُونَ

“And lo! there is a party of them who distort the Scripture with their tongues, that ye may think that what they say is from the Scripture, when it is not from the Scripture. And they say: It is from Allah, when it is not from Allah; and they speak a lie concerning Allah knowingly.” — M. M. Pickthall

Tafsirs

AI-generated
Taberî9-10. c.✓ Citation verified

Bu müfessire göre ayet, Hz. Peygamber döneminde Medine civarında yaşayan Yahudilerden bir kesimin, dillerini eğip bükerek (elsinetehum bi'l-kitab) kendi uydurdukları sözleri Allah'ın kitabından zannettirmeye çalıştıklarını anlatmaktadır. Bunlar, tahrif, yalan ve batıl olarak dillerine doladıkları şeyi Allah katından imiş gibi kitaba eklemişler; oysa bu, Allah'ın hiçbir peygambere indirdiği bir şey olmayıp kendi uydurmalarıdır. Taberî ayrıca 'lî' kelimesinin aslının 'fetl' (bükme, çevirme) anlamına geldiğini dilbilimsel olarak açıklar.

يعني: لتظنوا أن الذي يحرفونه بكلامهم من كتاب الله وتنزيله، يقول الله عز وجل: وما ذلك الذي لووا به ألسنتهم، فحرفوه وأحدثوه من كتاب الله
Fahreddin er-Râzî12-13. c.✓ Citation verified

Râzî bu ayeti birkaç ihtimalle açıklar: Yahudilerin Tevrat'taki lafızları i'rab hareketleriyle tahrif etmeleri, ya da bazı kişilerin sahte bir kitap yazıp Hz. Muhammed'in vasfını içeren asıl kitapla karıştırmaları. Kendi tercih ettiği görüşe göre ise tahrif, Tevrat'ın metnini fiilen değiştirmek değil, Hz. Muhammed'in nübüvvetine delalet eden ayetlerin manasını çarpıtıp 'Allah'ın muradı budur' diyerek yanlış yorumlamaktır. Ayrıca 'lî' kelimesinin dildeki anlamını (bir şeyi doğrusundan eğriltmek) izah ederek bunun dil açısından temellendirmesini yapar.

والأصوب عندي في تفسير الآية وجه آخر وهو أن الآيات الدالة على نبوة محمد صلى الله عليه وسلم كان يحتاج فيها إلى تدقيق النظر وتأمل القلب ، والقوم كانوا يوردون عليها الأسئلة المشوشة والاعتراضات المظلمة فكانت تصير تلك الدلائل مشتبهة على السامعين
Kurtubî13. c.✓ Citation verified

Kurtubî bu ayette geçen 'يلوون' fiilini dilbilgisel açıdan inceler; kelimenin kökünün 'meyletmek' (لى) olduğunu, bu bağlamda 'kelimeleri tahrif etmek ve doğru yoldan çevirmek' anlamına geldiğini belirtir. Ayrıca Ebu Cafer ve Şeybe'nin farklı bir kıraatini zikreder ve 'لا تلوون على أحد' ifadesindeki 'لوى' fiilinin 'birine uğramak, ona meyletmek' anlamına geldiğini açıklar.

والمعنى يحرفون الكلم ويعدلون به عن القصد وأصل اللى الميل لوى بيده ولوى براسه
İbn Kesîr14. c.✓ Citation verified

İbn Kesîr, tahrifin Allah'ın kitaplarındaki metnin lafzını değiştirmek şeklinde olmadığını, bunun kimsenin gücü dahilinde olmadığını belirtir. Tahrif, metni yanlış te'vil etmek ve yorumlamak yoluyla gerçekleşir; ayrıca Ehl-i Kitab'ın kendi elleriyle yazdıkları ve Allah'a nispet ettikleri metinlerde ise gerçek anlamda tahrif, ziyade ve noksanlık bulunduğunu ifade eder.

وليس أحد من خلق الله يزيل لفظ كتاب من كتب الله لكنهم يحرفونه ويتأولونه على غير تأويله وقال وهب بن منبه إن التوراة والإنجيل كما أنزلهما الله تعالى لم يغير منهما حرف ولكنهم يضلون بالتحريف والتأويل
Beydâvî13. c.✓ Citation verified

Beydâvî'ye göre bu ayet, ehl-i kitaptan bir grubun (Ka'b, Mâlik, Huyey b. Ahtab gibi kişilerin) dillerini kitabı okurken eğip bükerek metni tahrif ettiklerini anlatır; onlar bunu yaparak dinleyenlerin bu tahrif edilmiş sözü gerçek kitaptan zannetmelerini sağlamak isterler. Ayrıca 'Allah katından' dedikleri sözün de gerçekte Allah'tan olmadığı, bunun bile bile ve açıkça yapılan bir yalan olduğu vurgulanır.

يلوون ألسنتهم بالكتاب يفتلونها بقراءته فيميلونها عن المنزل إلى المحرف، أو يعطفونها بشبه الكتاب

Comparison

Common ground

Tüm müfessirler 'yelvune' fiilinin kökündeki 'lî/lev' (eğip bükme, meyletme) anlamı üzerinde birleşir ve ayetin Ehl-i Kitab'tan bir kesimin kitabı okurken veya yorumlarken dillerini/manayı eğip bükerek dinleyenleri yanıltmaya çalıştığını anlattığı konusunda hemfikirdir. Taberî, Kurtubî ve Beydâvî bunu somut isimler ve rivayetlerle (Ka'b, Huyey b. Ahtab gibi) tarihsel bir olaya bağlarken, hepsi dil tahlilini tefsirin temeline koyar.

Differences

Taberî ve Beydâvî tahrifi daha çok metnin/okuyuşun bilfiil eğilip büküldüğü somut bir eylem olarak sunarken, Râzî ve İbn Kesîr tahrifin metnin lafzını değiştirmekten ziyade manayı çarpıtma, yanlış te'vil etme şeklinde gerçekleştiğini vurgular; bu, nakli metnin bozulamayacağı ilkesiyle ilgili kelami bir hassasiyeti yansıtır. Kurtubî ise meseleyi öncelikle kıraat farklılıkları ve dilbilgisi üzerinden ele alır, tarihsel-teolojik yoruma daha az girer.

Historical context

Erken dönem (Taberî) rivayet ağırlıklı, sahâbe ve tâbiîn nakilleriyle olayı doğrudan tarihsel bağlamına yerleştirir. Orta dönem müfessirler (Râzî, Kurtubî, İbn Kesîr, Beydâvî) dil tahlilini ve kıraat ilmini daha sistemli kullanırken, Râzî ve İbn Kesîr'de kitabın lafzının bozulamayacağı fikri daha belirgin hale gelir; bu, kelami tartışmaların ve nakli metinlerin korunmuşluğu meselesinin zamanla daha hassas işlendiğini gösterir. Temel dil analizi (lî kökü) sabit kalırken, tahrifin mahiyetine dair yorum ince farklarla derinleşmiştir.

Modern connection

Bu karşılaştırma, bir sözün veya bilginin sahibine değil de yorumlayana ait bir çarpıtmayla aktarılabileceğini hatırlatır; bu da bilgiyi aktarırken dürüstlük, ihlas ve dikkatli te'vil bilincinin önemine işaret eder. Günümüzde de bilgi ve din diliyle uğraşırken sözün aslına bağlı kalmak, yorumu keyfi biçimde bükmemek, hem ilmi hem ahlaki bir sorumluluk olarak görülebilir. Bu bağlamda ayet, toplumsal iletişimde şeffaflık ve emin sözlü olmanın değerine dolaylı bir hatırlatma sunar.

AI analysis — not a fatwa or ruling, not yet reviewed by a scholar