ذَٰلِكَ بِمَا قَدَّمَتْ أَيْدِيكُمْ وَأَنَّ ٱللَّهَ لَيْسَ بِظَلَّامٍ لِّلْعَبِيدِ

“This is on account of that which your own hands have sent before (you to the judgment). Allah is no oppressor of (His) bondmen.” — M. M. Pickthall

Tafsirs

AI-generated
Zemahşerî12. c.✓ Citation verified

Zemahşerî'ye göre 'ليس بظلام للعبيد' ifadesi, kâfirleri cezalandırmanın da müminleri mükâfatlandırmak gibi adaletin bir parçası olduğunu bildirir; Allah'ın kullarına zulmetmeyeceği vurgulanır. Bir başka görüşe göre ise 'ظلام' kalıbı çokluk/mübalağa ifade eder; bunun sebebi kulların çokluğu ya da azabın o denli büyük olmasıdır ki, eğer hak edilmiş olmasaydı bu kadar büyük bir azapla cezalandırmak ağır ve katmerli bir zulüm sayılırdı.

وقيل : ظلام للتكثير لأجل العبيد أو لأن العذاب من العظم بحيث لولا الاستحقاق لكان المعذب بمثله ظلاما بليغ الظلم متفاقمه
Kurtubî13. c.✓ Citation verified

Kurtubî, ayette azabın 'ellerin yaptıkları' sebebiyle geldiğinin belirtilmesini, fiilin bizzat işlenmesine ve doğrudan yapılmasına delalet etmesi açısından açıklar. Ona göre 'eller' zikri özellikle seçilmiştir çünkü bazen fiil insana sadece emretmesi sebebiyle de izafe edilebilir (mesela oğullarını boğazlıyor ifadesinde olduğu gibi), oysa burada gerçek işleyiş kastedilmektedir.

وخص الأيدي بالذكر ليدل على تولي الفعل ومباشرته إذ قد يضاف الفعل إلى الإنسان بمعنى أنه أمر به كقوله : يذبح أبناءهم
İbn Kesîr14. c.✓ Citation verified

İbn Kesîr'e göre bu ifade, kâfirlere/günahkârlara aşağılama, azarlama ve küçük düşürme amacıyla söylenmektedir. Onlara verilen ceza, dünya hayatında işledikleri kötü amellerin karşılığıdır ve Allah bu cezayı verirken hiç kimseye zulmetmez, zira O adaletli hükmedendir. İbn Kesîr bu görüşü desteklemek için Müslim'de geçen kudsî hadisi zikreder.

أي يقال لهم ذلك تقريعا وتوبيخا وتحقيرا وتصغيرا وقوله تعالى أي هذا الجزاء بسبب ماعملتم من الأعمال السيئة في حياتكم الدنيا جازاكم الله بهذا الجزاء أي لا يظلم أحدا من خلقه بل هو الحكم العدل الذي لا يجور
Taberî9-10. c.✓ Citation verified

Taberî'ye göre bu ifade, Allah'ın kullarına haksızlık etmediğini, bir kimseyi başkasının günahıyla cezalandırmadığını ve azabın ancak kişinin kendi işlediği suç sebebiyle verildiğini bildirmektedir. Bu, kıyamet günü kâfirlere 'yangın azabını tadın' denilmesinin sebebini açıklar; zira bu azap onların dünyada kazandıkları günahlar karşılığındadır. Allah, adaletiyle her nefsi ancak kendi kazandığıyla cezalandırır, hak etmediği bir cezayı ona yüklemez.

ولكنه لا يعاقب أحدا إلا على جرمه
Fahreddin er-Râzî12-13. c.✓ Citation verified

Bu müfessire göre âyetteki 'zâlik' (bu) ifadesi, ellerin önceden işlediği kötülükler sebebiyle gerçekleşen azabı (yakıcı azabı) işaret eder; yani ceza, kişinin işlediği fiilden doğan bir sonuç gibidir. Ayrıca müfessir, Mu'tezile'nin bu âyeti Allah'ın zulüm işlemediğine ve kulun ancak kendi fiilinden dolayı cezalandırılabileceğine dair delil getirdiğini, bunun da babaların küfrü sebebiyle çocukların azaplandırılmasının caiz olmadığını gösterdiğini aktarır.

وذلك يدل على أنه لو عاقبه لا بسبب فعل يصدر من جهته لكان ظالما ، وهذا يدل على أنه لا يجوز تعذيب الأطفال بكفر آبائهم
Beydâvî13. c.✓ Citation verified

Beydâvî'ye göre bu ayet, Yahudilerin 'Allah fakirdir, biz zenginiz' sözünü işitip kaydettiğini ve bu sözün, peygamberleri haksız yere öldürmeleriyle birlikte ceza gerektirdiğini bildirir. Bu söz Allah'a küfür ve Kur'an ile Peygamber'e istihza sayıldığından peygamber katliyle birlikte zikredilmiş, bu da onların ilk cinayeti olmadığına işaret eder. Ayrıca 'zevk' kelimesinin kullanımı, azabın onların mal ve cimriliğe düşkünlüklerinden kaynaklanan sözlerine bağlı olmasıyla ilişkilendirilir.

وفيه تنبيه على أنه ليس أول جريمة ارتكبوها

Comparison

Common ground

Tüm müfessirler ayetin, Allah'ın kullarına asla zulmetmediği ve verilen cezanın kişinin bizzat kendi işlediği fiillerin karşılığı olduğu ilkesi etrafında birleştiğini vurgular; azap keyfi değil, adaletin bir gereği olarak sunulur.

Differences

Zemahşerî ve Kurtubî meseleyi dil/belağat açısından ('zallâm' sîgasının mübalağa işlevi, 'eller' ifadesinin doğrudan failliğe delaleti) ele alırken; Taberî bağlamsal-lafzi tefsire, İbn Kesîr rivayet ve hadis desteğine, Râzî ise kelamî-fıkhi bir tartışmaya (Mu'tezile'nin adalet istidlali) yönelir. Beydâvî ise ayeti tarihsel bir olaya (Yahudilerin sözü ve peygamber katli) bağlayarak farklı bir bağlam sunar; bu farklar müfessirlerin yöntemsel öncelikleri (dilci, rivayetçi, kelamcı, tarihçi) ile ilişkilidir.

Historical context

Erken dönem müfessiri Taberî rivayet ve lafız temelli sade bir okuma sunarken, sonraki dönemlerde Zemahşerî ve Râzî'de dilbilimsel ve kelamî tartışmaların derinleştiği, Kurtubî ve İbn Kesîr'de fıkhi-hadis temelli yaklaşımın sürdüğü, Beydâvî'de ise özet ve sentez niteliğinde tarihsel bağlamın öne çıktığı görülür; temel adalet vurgusu ise tüm dönemlerde sabit kalmıştır.

Modern connection

Bu karşılaştırmalı okuma, kişinin sorumluluğunun kendi eylemleriyle sınırlı olduğu ve adaletin başkasına yük yüklemeden işlediği fikrini hatırlatır; bu da günlük yaşamda kişisel sorumluluk bilinci ve adil davranış konusunda düşünmeye vesile olabilir. Ayrıca farklı müfessirlerin aynı ayete dil, rivayet ve akıl yoluyla yaklaşması, ilim ile iman arasındaki uyumlu çeşitliliğe ve hoşgörülü bir yorum kültürüne örnek teşkil edebilir.

AI analysis — not a fatwa or ruling, not yet reviewed by a scholar