وَمَا كَانَ قَوْلَهُمْ إِلَّآ أَن قَالُوا۟ رَبَّنَا ٱغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَا وَإِسْرَافَنَا فِىٓ أَمْرِنَا وَثَبِّتْ أَقْدَامَنَا وَٱنصُرْنَا عَلَى ٱلْقَوْمِ ٱلْكَٰفِرِينَ
“Their cry was only that they said: Our Lord! forgive us for our sins and wasted efforts, make our foothold sure, and give us victory over the disbelieving folk.” — M. M. Pickthall
Zemahşerî12. c.✓ Citation verified
Zemahşerî bu pasajda 'kanet' fiilinin haber (fitne) müennes olduğu için 'te' ile geldiğini, 'من كانت أمك' örneğine benzeterek açıklar; ayrıca 'fitnete'nin nasb ile, 'ye' ile okunması gibi farklı kıraat vecihlerini ve 'ربنا' kelimesinin nida üzere nasb ile okunuşunu zikreder.
لوقوع الخبر مؤنثا ، كقولك : من كانت أمك ؟ وقرىء بالياء ونصب الفتنة . وبالياء والتاء مع رفع الفتنة . وقرىء : ( ربنا ) بالنصب على النداء
Kurtubî13. c.✓ Citation verified
Kurtubî bu ayette geçen fitne/söz ifadelerinin okunuşuna dair kıraat farklılıklarını aktarır; Medine ve Basra kıraat imamlarının 'تكن' ve 'فتنتهم' şeklindeki farklı okuyuşlarını, ayrıca İbn Mesud'un rivayetini zikreder. Ardından 'جهلا' kelimesinin büyük günahları, 'الإسراف' kelimesinin ise bir şeyde aşırılık ve haddi aşma anlamına geldiğini açıklar. Bu bağlamda Hz. Peygamber'in Ebu Musa el-Eş'arî rivayetiyle nakledilen duasını örnek gösterir ve kişinin dua ederken Kitap ve sahih sünnetteki lafızlara bağlı kalmasının, kendi seçtiği ifadelerle dua etmemesinin daha uygun olduğunu belirtir.
وفي صحيح مسلم عن أبي موسى الأشعري عن النبي صلى الله عليه وسلم أنه كان يدعو بهذا الدعاء ( اللهم أغفر لي خطيئتي وجهلي وإسرافي في امري وما أنت أعلم به مني ( وذكر الحديث فعلى الإنسان أن يستعمل ما في كتاب الله وصحيح السنة من الدعاء ويدع ماسواه
İbn Kesîr14. c.✓ Citation verified
Bu müfessire göre metinde geçen ifade, o kimselerin başka bir sözlerinin veya davranışlarının olmadığını, tek söyleyip yaptıklarının sadece belirtilen o şey olduğunu anlatmaktadır.
أي لم يكن لهم هجير إلا ذلك
Beydâvî13. c.✓ Citation verified
Beydâvî'ye göre önceki peygamberlerle birlikte savaşan Rabbani kimseler, dinde sebatları ve güçlü olmalarına rağmen, sözlerini kendi günahlarını ve işlerindeki aşırılıklarını kendilerine izafe ederek mağfiret talep etmekle sınırlı tutmuşlardır. Ardından savaş meydanlarında sebat ve düşmana karşı yardım (nusret) talep etmişlerdir; bu talep huzû ve tertemiz bir hal üzerinden geldiği için icabete daha yakındır. Allah da onlara bu istiğfar ve Allah'a sığınma sebebiyle dünyada zafer, ganimet, izzet ve güzel bir nam; ahirette ise cennet ve nimet vermiştir.
أي وما كان قولهم مع ثباتهم وقوتهم في الدين وكونهم ربانيين إلا هذا القول، وهو إضافة الذنوب والإسراف إلى أنفسهم هضما لها وإضافة لما أصابهم إلى سوء أعمالهم والاستغفار عنها، ثم طلب التثبيت في مواطن الحرب والنصر على العدو ليكون عن خضوع وطهارة، فيكون أقرب إلى الإجابة
Taberî9-10. c.✓ Citation verified
Taberî'ye göre 'israf' kelimesi burada büyük günahları ifade eder; peygamberlerinin öldürülmesi karşısında Rabbîler sabır, düşmanla mücadele ve Allah'tan mağfiret ile yardım dilemekten başka bir söz söylememiş, günahlarının küçüğünü ve büyüğünü kapsayacak şekilde bağışlanma talep etmişlerdir. Ayrıca müminlere de onlar gibi sabretmeleri, istiğfar etmeleri ve dinlerinde sabit kalmaları emredilmiştir.
وأما الإسراف: فإنه الإفراط في الشيء، يقال منه: أسرف فلان في هذا الأمر إذا تجاوز مقداره فأفرط
Fahreddin er-Râzî12-13. c.✓ Citation verified
Bu müfessire göre ayetteki dua, Al-i İmran 147. ayetteki müminlerin duasıyla ilişkilendirilmekte; namazda Allah'a huzu ve ihlasla yönelmenin, tüm günahlardan tevbe etmenin ve nusreti ancak Allah'tan beklemenin gerekliliği anlatılmaktadır. Müminler önce genel olarak bütün günahlardan (küçük-büyük) tevbe etmişler, sonra özellikle büyük günahları zikretmişlerdir; kendi aciz ve kusurlarını itiraf ettiklerinde Allah onları muhsinler diye isimlendirmiştir. Bu, kulun Allah huzuruna ancak zillet, aciz ve miskinliğini gösterdiğinde ulaşabileceğini göstermektedir.
لا سبيل للعبد إلى الوصول إلى حضرة الله الا باظهار الذلة والمسكنة والعجز
Comparison
Common ground
Müfessirlerin çoğu 'israf' kelimesini büyük günahlar olarak yorumlamakta ve ayetteki duanın sadece günahlardan bağışlanma ile düşmana karşı sebat/yardım talebiyle sınırlı olduğunu (hasr anlamı) vurgulamaktadır. Taberî, Beydâvî ve Râzî, Rabbânî kimselerin sıkıntı karşısında sabır, istiğfar ve nusret talebini birlikte ele alarak bu duanın örnekliğine dikkat çeker.
Differences
Zemahşerî ve Kurtubî ağırlıklı olarak dil, kıraat ve gramer meselelerine odaklanırken; İbn Kesîr sözün sınırlılığına dair kısa bir belağat notu düşer. Beydâvî ve Râzî ise ayeti daha bağlamsal ve ahlaki/işârî bir çerçevede ele alarak duanın kabul edilme sebeplerini ve manevi boyutunu işler. Taberî ise rivayet ağırlıklı bir yöntemle selef görüşlerini aktarır. Kurtubî ayrıca dua lafızlarında Kitap ve sünnete bağlı kalma konusunda fıkhi bir çıkarımda bulunur.
Historical context
Erken dönem müfessiri Taberî rivayet ve selef nakillerine dayanırken, sonraki dönem müfessirleri (Zemahşerî, Râzî, Beydâvî) dil ve belağat tahliline daha fazla ağırlık vermiş, Kurtubî ise kıraat aktarımı ile fıkhi/ahlaki bir sonuç arasında bir köprü kurmuştur. Temel anlam (sabır, istiğfar, nusret talebi) tüm dönemlerde sabit kalmış, sadece yaklaşım ve vurgu yöntemi değişmiştir.
Modern connection
Bu ayet, sıkıntı ve zorluk anlarında büyük söylemlere sarılmak yerine içtenlikle günahlardan dönmenin ve sabırla birlikte yardım dilemenin önemine işaret edebilir. Günümüzde de zorluklar karşısında ihlas ve sabrı elden bırakmadan, hem bireysel hem toplumsal dayanışma ruhuyla hareket etmenin kıymetine dair mütevazı bir hatırlatma olarak okunabilir.
AI analysis — not a fatwa or ruling, not yet reviewed by a scholar