İbn Kesîr14. c.✓ Citation verified
İbn Kesîr'e göre müfessirlerin çoğunluğu bu ayette geçen zekâttan maksadın mal zekâtı olduğunu söylemiştir. Ancak bu ayet Mekkî olduğu halde zekâtın hicretin ikinci yılında Medine'de farz kılındığı bilinmektedir. Bu çelişkiyi çözmek için, Medine'de farz kılınanın belirli nisap ve miktarlara sahip zekât olduğu, zekâtın aslının ise Mekke'de zaten vacip olduğu belirtilmiştir.
والظاهر أن التي فرضت بالمدينة إنما هي ذات النصب والمقادير الخاصة وإلا فالظاهر أن أصل الزكاة كان واجبا بمكة
Beydâvî13. c.✓ Citation verified
Beydâvî'ye göre müminlerin lağvdan yüz çevirmesi, sadece 'lehv etmemek' ifadesinden daha ileri bir anlam taşır; çünkü cümlenin isim cümlesi olarak kurulması, hükmün zamir üzerine bina edilmesi ve 'i'râz' (yüz çevirme) kelimesinin 'terk' yerine kullanılması, onların lağvdan hem doğrudan hem sebep yönünden hem meyil hem de fiilen uzaklığını gösterir. Zekat vasfının namazdaki huşû vasfından sonra zikredilmesi de, müminlerin bedeni ve mali ibadetlerde ve haramlardan kaçınmada nihai dereceye ulaştıklarına işaret eder. Zekat kelimesi hem mana hem de 'ayn' (mal) anlamına gelebilir; ilk durumda fail, fiilin failidir, mahalli değil; ikinci durumda ise bir muzâf takdiri gerekir.
وهو أبلغ من الذين لا يلهون من وجوه جعل الجملة اسمية وبناء الحكم على الضمير، والتعبير عنه بالاسم وتقديم الصلة عليه وإقامة الإعراض مقام الترك ليدل على بعدهم عنه رأسا مباشرة وتسببا وميلا وحضورا