وَأَلْقِ مَا فِى يَمِينِكَ تَلْقَفْ مَا صَنَعُوٓا۟ إِنَّمَا صَنَعُوا۟ كَيْدُ سَٰحِرٍ وَلَا يُفْلِحُ ٱلسَّاحِرُ حَيْثُ أَتَىٰ
“Throw that which is in thy right hand! It will eat up that which they have made. Lo! that which they have made is but a wizard's artifice, and a wizard shall not be successful to whatever point (of skill) he may attain.” — M. M. Pickthall
Taberî9-10. c.✓ Citation verified
Taberî, Musa'nın asasını atmasıyla büyücülerin ip ve asalarının gerçek yılanlara dönüşüp bunları yutmasını anlatır; sonra Musa asayı aldığında tekrar asa haline döndüğünü, bunu gören büyücülerin secdeye kapanıp Rabb'e iman ettiklerini nakleder. Ayrıca 'كيد ساحر' ifadesinin kıraat farklılıklarını (رفع/نصب, الف ile/الفsız) inceleyip bu okuyuşların birbirine yakın anlamlar taşıdığını, çünkü kيد'in hem sihirbaza hem sihre nispet edilebileceğini açıklar. Son olarak 'لا يفلح الساحر' ifadesinin, büyücünün nerede olursa olsun başarısız olacağı anlamına geldiğini, bazı nahivcilerin ise bunu 'bulunduğu yerde öldürülür' şeklinde yorumladığını belirtir.
والقول في ذلك عندي أنهما قراءتان مشهورتان متقاربتا المعنى، وذلك أن الكيد هو المكر والخدعة، فالساحر مكره وخدعته من سحر يسحر، ومكر السحر وخدعته: تخيله إلى المسحور، على خلاف ما هو به في حقيقته، فالساحر كائد بالسحر، والسحر كائد بالتخييل، فإلى أيهما أضفت الكيد فهو صواب.
Zemahşerî12. c.✓ Citation verified
Zemahşerî'ye göre Musa'nın asasının 'asâke' değil de küçültme ifadesiyle anılması iki şekilde yorumlanabilir: ya sihirbazların iplerinin/asalarının çokluğuna karşı asanın küçük, önemsiz gösterilmesi (tasğir) yoluyla, ya da asanın kendisinin bütün o kalabalık ve büyük cisimlerden daha üstün ve etkili olduğunu belirtmek üzere bir tazim yoluyla anlaşılabilir. Ayrıca 'ساحر' kelimesinin tekil gelmesi, sayı değil cins/tür anlamının kastedildiğini gösterir; çoğul kullanılsaydı sayı vurgusu anlaşılırdı.
جائز أن يكون تصغيرا لها ، أي : لا تبال بكثرة حبالهم وعصيهم ، وألق العويد الفرد الصغير الجرم الذي في يمينك ، فإنه بقدرة الله يتلقفها على وحدته وكثرتها ، وصغره وعظمها
Fahreddin er-Râzî12-13. c.✓ Citation verified
Bu müfessire göre büyücünün sihirle amacına ulaşamayacağı ilkesi, sihrin bütünüyle var olmadığını değil, sihrin Peygamber'in nübüvvetine zarar veremeyeceğini gösterir; aksi takdirde tüm peygamberlere zarar verilebilir ve büyücüler kendilerine büyük saltanatlar edinebilirdi ki bu batıldır. Kafirlerin Peygamber'i 'sihirlenmiş/mesûhur' diye ayıplamaları meselesinde ise, onların kastının akıl kaybı/delilik olduğu, bedensel bir zarar verilmiş olmasının bu iddiayı doğrulamayacağı belirtilir. Ayrıca 'ولا تُلقِ عصاك' değil de sadece elindekini bırakmasının, hem asasının küçüklüğüne işaretle tevazu hem de büyüklüğüne işaretle abartı anlamı taşıyabileceği açıklanır.
ولأن تجويزه يفضي غلى القدح في النبوة ، لأنه لو صح ذلك لكان من الواجب أن يصلوا إلى الضرر لجميع الأنبياء والصالحين ، ولقدروا على تحصيل الملك العظيم لأنفسهم ، وكل ذلك باطل
Kurtubî13. c.✓ Citation verified
Kurtubî, Musa'ya 'asanı at' denilmeyip 'sağ elindeki şeyi at' denilmesinin iki ihtimali barındırdığını belirtir: birincisi asanın küçümsenmesi (sihirbazların çokluğuna aldırmaması, elindeki küçük bir çöp olduğu halde Allah'ın kudretiyle onların ip ve asalarını yutacağı), ikincisi ise asanın büyütülmesi (elindeki şeyin bütün o çok ve büyük cisimlerden daha üstün olduğu, onların ise ona kıyasla önemsiz kaldığı) anlamıdır. Ayrıca metinde 'تلقف' kelimesinin farklı kıraatleri (sakin lam ile, te harfinin hazfi ve fa'nın merfû okunmasıyla) ve 'كيد' ile 'سحر' kelimelerinin ref, nasb ve izafet açısından çeşitli okuma ve i'rab yönleri de ele alınmıştır.
ولم يقل وألق عصاك فجائز أن يكون تصغيرا لها أي لا تبال بكثرة حبالهم وعصيهم وألق العويد الفرد الصغير الجرم الذي في يمينك فإنه بقدرة الله يتلقفها على وحدته وكثرتها وصغره وعظمها وجائز أن يكون تعظيما لها
İbn Kesîr14. c.✓ Citation verified
İbn Kesîr, büyücüler Musa'nın gösterdiği hakikatin sihir olmadığını, ancak 'ol' deyince olduran Allah'ın kudretiyle gerçekleşebileceğini anlayınca secdeye kapandıklarını belirtir. Sihir konusundaki tecrübeleri sayesinde bunun sihrin türlerinden hiçbirine benzemediğini kesin bilgiyle (ilmü'l-yakîn) idrak ettiklerini nakleder. Bu bağlamda ayrıca büyücünün öldürülmesine dair bir hadis rivayeti aktarılır.
علموا علم اليقين أن هذا الذي فعله موسى ليس من قبيل السحر والحيل وأنه حق لا مرية فيه ولا يقدر على هذا إلا الذي يقول للشيء كن فيكون
Beydâvî13. c.✓ Citation verified
Beydâvî'ye göre Musa'nın hissettiği korku, insan yapısının doğal gereği olan ani karşılaşma tedirginliği ya da insanların büyücülerin gösterisi karşısında şüpheye düşüp kendisine tabi olmama ihtimalinden kaynaklanan bir kaygıdır. Allah'ın 'sen üstünsün' hitabı, hem nefyi te'kit eden hem de galebeyi pekiştiren çok yönlü bir dil yapısıyla verilmiştir. 'Elindeki'yi asa demeden ifade etmesi ise ya değneğin küçüklüğünü ya da mucizenin büyüklüğünü vurgulamak amacıyla kasıtlı bir belirsizlik (ibham) taşımaktadır.
قلنا لا تخف ما توهمت. إنك أنت الأعلى تعليل للنهي وتقرير لغلبته مؤكدا بالاستئناف، وحرف التحقيق وتكرير الضمير وتعريف الخبر ولفظ العلو الدال على الغلبة الظاهرة وصيغة التفضيل.
Comparison
Common ground
Müfessirlerin çoğu (Zemahşerî, Râzî, Kurtubî, Beydâvî) 'elindeki şey' ifadesinin asa denmeden geçilmesini aynı iki ihtimalle (tasğir/küçümseme veya tazim/büyütme) açıklar; ayrıca büyücülerin secdeye kapanıp iman etmesi ve kıraat farklılıklarının (كيد، تلقف gibi kelimelerde) dilbilimsel açıdan değerlendirilmesi ortak bir ilgi alanıdır.
Differences
Taberî ve İbn Kesîr daha çok rivayet nakline ve kıssanın akışına odaklanırken, Zemahşerî, Râzî, Kurtubî ve Beydâvî dil/belağat tahliline (tasğir-tazim, tekil-çoğul kullanımı, i'rab yönleri) yoğunlaşır. Râzî ayrıca meseleyi kelamî bir çerçeveye taşıyarak sihrin nübüvvete zarar veremeyeceği ilkesini akli argümanla temellendirir; bu, diğerlerinde bulunmayan bir yöntem farkıdır.
Historical context
Erken dönem müfessirleri (Taberî) rivayet ve kıraat nakline dayanırken, sonraki müfessirler (Zemahşerî, Râzî, Beydâvî) belağat ve dil analizini derinleştirmiş, İbn Kesîr ise rivayet temelli yaklaşımı sürdürmüştür; temel kıssa sabit kalmakla birlikte yorum araçları zamanla dilbilimsel ve kelamî derinlik kazanmıştır.
Modern connection
Bu karşılaştırmalı okuma, küçük görünen imkanların ihlas ve doğru niyetle büyük sonuçlar doğurabileceğini hatırlatır; büyücülerin gerçeği görünce hemen teslim olması, bilgi ve tecrübeye dayalı dürüst bir muhakemenin önyargıları aşabileceğine işaret eder. Günümüzde de ilim ile iman arasındaki uyumu, mütevazı imkânlarla yapıcı hizmet anlayışını ve gerçeği kabul etmedeki açık yüreklilik erdemini düşündürmesi bakımından bu kıssa halen anlamlıdır.
AI analysis — not a fatwa or ruling, not yet reviewed by a scholar