قَالَ لَهُم مُّوسَىٰ وَيْلَكُمْ لَا تَفْتَرُوا۟ عَلَى ٱللَّهِ كَذِبًا فَيُسْحِتَكُم بِعَذَابٍ وَقَدْ خَابَ مَنِ ٱفْتَرَىٰ
“Moses said unto them: Woe unto you! Invent not a lie against Allah, lest He extirpate you by some punishment. He who lieth faileth miserably.” — M. M. Pickthall
Taberî9-10. c.✓ Citation verified
Taberî'ye göre bu ayette Musa, sihirbazlara Allah hakkında yalan uydurup iftira etmemelerini söylemektedir; aksi takdirde Allah onları helak edip köklerini kurutacaktır. Bu ifadedeki 'yushit' fiili, bir şeyi tamamen yok etme, kökünden söküp bitirme anlamına gelir.
يقول: لا تختلفوا على الله كذبا، ولا تتقولوه. فيستأصلكم بهلاك فيبيدكم.
Zemahşerî12. c.✓ Citation verified
Zemahşerî bu ayette Mûsâ'nın Firavun sihirbazlarına yaptığı Allah'a yalan iftira etmeyin ve mucizelerine sihir demeyin uyarısını 'يسحتكم' kelimesinin dil boyutuyla açıklar. Ona göre bu kelime köklerinden gelir ve 'يسحتكم' şeklindeki kıraat de vardır; sehte/isâhat aynı kökten farklı lehçe kullanımlarıdır.
قرىء { فيسحتكم } والسحت لغة أهل الحجاز . والإسحات : لغة أهل نجد وبني تميم
Fahreddin er-Râzî12-13. c.✓ Citation verified
Râzî, âyette geçen 'süht' kelimesinin, ya Allah'ın onları helak edip köklerini kurutmasına ya da bereketten mahrum bırakılmalarına işaret ettiğini belirtir. Ayrıca 'veyleküm' ifadesinin gramatik olarak hem yalan uydurana bir helak/azap gerektirmesi hem de nida şeklinde okunabileceğini açıklar. Sonuç olarak Allah'a yalan iftira edenin dünyada kökten yok olma azabı veya ahirette şiddetli azap görmesi, ayrıca amacına ulaşamama ve mahrumiyetle karşılaşması söz konusudur.
وسميت الرشا التي كانوا يأخذونها بالسحت إما لأن الله تعالى يسحتهم بعذاب ، أي يستأصلهم ، أو لأنه مسحوت البركة
Kurtubî13. c.✓ Citation verified
Kurtubî'ye göre bu ifade Allah'a yalan iftira edilmemesi, O'na ortak koşulmaması ve mucizelerin sihir olarak nitelendirilmemesi uyarısını taşımaktadır; 'fe-yushitakum' ifadesi ise helâk ederek kökten yok etmek anlamına gelir. Metin ayrıca 'sehate/eshate' fiilinin dil açısından iki farklı kıraatle okunduğunu ve bunun Hicaz ile Temim lehçe farkına dayandığını aktarır. Ek olarak Musa ile sihirbazlar/Cebrail arasındaki bir kıssaya da yer verilir.
أي لا تختلقوا عليه الكذب ولا تشركوا به ولا تقولوا للمعجزات إنها سحر من عنده أي يستأصلكم بالاهلاك يقال فيه : سحت وأسحت بمعنى وأصله من استقصاء الشعر
İbn Kesîr14. c.✓ Citation verified
İbn Kesîr'e göre ayet, insanların gerçekte olmayan şeyleri varmış gibi göstermelerini, bir şeyi yaratılmış olmadığı halde yaratılmış (veya tersini) göstermelerini ve bu yolla Allah'a iftira etmelerini yasaklamaktadır; bunun sonucu olarak Allah onları köklü bir helak ile cezalandırır. Ayrıca bu konuda insanların aralarında ihtilafa düştüğü, kimisinin bu sözü sihirbaz sözü değil peygamber sözü olarak nitelendirdiği, kimisinin ise onu sihirbaz sözü saydığı rivayet edilmiştir.
قيل معناه أنهم تشاجروا فيما بينهم فقائل يقول ليس هذا بكلام ساحر إنما هذا كلام نبي وقائل يقول بل هو ساحر وقيل غير ذلك والله أعلم
Beydâvî13. c.✓ Citation verified
Beydâvî'ye göre Firavun, düzenini ve tuzağını toplayarak sihirbazlarını ve araçlarını topladıktan sonra belirlenen vakte geldi. Musa onlara Allah'a karşı yalan uydurmamalarını, aksi halde Allah'ın onları bir azapla helak edeceğini söyledi. Beydâvî ayrıca 'فيسحتكم' kelimesinin kıraat farklılıklarına değinerek bunun Necd ve Temim lehçesinde 'isḥât', Hicaz lehçesinde ise 'sûhut' olarak kullanıldığını belirtir; ayetin sonunda ise Firavun'un mülkünü korumak için hile yaptığı ama bunun ona fayda vermediği, dolayısıyla iftira edenin -tıpkı Firavun gibi- hüsrana uğrayacağı vurgulanır.
فيسحتكم بعذاب فيهلككم ويستأصلكم، وبه قرأ حمزة والكسائي وحفص ويعقوب بالضم من الاسحات وهو لغة نجد وتميم، والسحت لغة الحجاز. وقد خاب من افترى كما خاب فرعون، فإنه افترى واحتال ليبقى الملك عليه فلم ينفعه.
Comparison
Common ground
Tüm müfessirler ayeti Musa'nın sihirbazlara/Firavun'a yönelik 'Allah'a yalan iftira etmeyin' uyarısı olarak okur ve 'yushit/süht' kelimesinin kökten yok etme, helak anlamına geldiğinde birleşirler. Ayrıca çoğu, kelimenin farklı kıraat ve lehçe (Hicaz/Necd-Temim) varyantlarını dilbilimsel olarak ele alır.
Differences
Taberî ve İbn Kesîr rivayet ağırlıklı yaklaşıp sahabe/tabiin nakillerine (İbn Abbas, Katade, Süddî) dayanırken; Zemahşerî, Râzî, Kurtubî ve Beydâvî daha çok dil/belağat ve kıraat farklılıkları üzerinden filolojik inceleme yaparlar. Râzî ayrıca 'veyleküm' ifadesinin gramatik i'rabını tartışarak hem dünyevi hem uhrevi azap ihtimalini gündeme getirir; Kurtubî ve Beydâvî ise ayete ek bir kıssa/bağlamsal anekdot katarlar. İbn Kesîr, sözün sihirbaza mı peygambere mi ait olduğu konusunda ihtilafı aktarıp kesin hüküm vermez.
Historical context
Erken dönem müfessiri Taberî rivayet nakline daha çok yer verirken, sonraki dönem müfessirleri (Zemahşerî, Râzî, Kurtubî, Beydâvî) dilbilimsel ve kıraat temelli analizi öne çıkarır; bu, tefsir geleneğinde zamanla filolojik yöntemin daha sistematik hale gelişini yansıtır. Temel anlam (iftira etmeme uyarısı ve helak tehdidi) tüm dönemlerde sabit kalmıştır.
Modern connection
Bu ayet, doğru bilgiyi çarpıtmadan aktarma ve gerçeği kasıtlı olarak yanlış göstermeme konusunda bir ahlaki hassasiyete işaret olarak düşünülebilir. Günümüzde ilim ile dürüstlüğün bir arada yürümesi, bilgiyi saptırmadan paylaşma ve toplumsal güveni koruma gibi değerlerle ilişkilendirilebilir. Bu bağlamda ihlas ve doğruluk, hem bireysel hem toplumsal ilişkilerde yapıcı bir tutum olarak hatırlanabilir.
AI analysis — not a fatwa or ruling, not yet reviewed by a scholar