وَلَقَدْ عَهِدْنَآ إِلَىٰٓ ءَادَمَ مِن قَبْلُ فَنَسِىَ وَلَمْ نَجِدْ لَهُۥ عَزْمًا
“And verily We made a covenant of old with Adam, but he forgot, and We found no constancy in him.” — M. M. Pickthall
Taberî9-10. c.✓ Citation verified
Taberî'ye göre âyetteki 'ahdi zayi etme' ifadesi, Hz. Muhammed'in ümmetinin de tıpkı ataları Âdem'in yaptığı gibi Allah'ın emrini terk edip, itaatini bırakıp şeytana uyabileceğine işaret eder; bu durum Âdem'in kıssasıyla örneklendirilmiştir. Ayrıca 'azm' kelimesinin tefsirinde müfessirler arasında ihtilaf nakledilmiş, kimileri bunu 'sabır', kimileri 'muhafaza/hıfz' olarak açıklamıştır. Taberî kendi tercihini belirtirken azmin aslının kalbin bir şey üzerine kararlılığı olduğunu, bunun da hem sabrı hem hıfzı kapsadığını söyler.
وأصل العزم اعتقاد القلب على الشيء، يقال منه: عزم فلان على كذا: إذا اعتقد عليه ونواه، ومن اعتقاد القلب: حفظ الشيء، ومنه الصبر على الشيء، لأنه لا يجزع جازع إلا من خور قلبه وضعفه
Zemahşerî12. c.✓ Citation verified
Bu kısa metin parçası, müfessirin Tâ-Hâ 115. ayeti Yûnus suresindeki paralel bir ifadeyle karşılaştırmaya başladığını göstermektedir; ancak metin bu haliyle karşılaştırmanın içeriğini veya sonucunu ortaya koyacak yeterli veri sunmamaktadır.
( طه : 115 ) وفي يونس :
Fahreddin er-Râzî12-13. c.✓ Citation verified
Bu metin Hz. Âdem'in unutkanlığı ile ilgili '(ولم نجد له عزما)' ifadesinin birkaç muhtemel anlamını sıralar: ya günahı işlemekte ısrar etmediği (bu medhe daha yakındır), ya günahı terk etmede azminin bulunmadığı, ya da gaflet ve dikkatsizlikten sakınma konusunda azminin olmadığı şeklinde yorumlanabilir. Ayrıca çoğu Mu'tezile âliminin görüşü olarak, Hz. Âdem'in yemesinin hataen bir içtihada dayandığı ve bunun günahı büyük günah kılmayacağı belirtilir.
يحتمل ولم نجد له عزما على القيام على المعصية فيكون إلى المدح أقرب ، ويحتمل أن يكون المراد ولم نجد له عزما على ترك المعصية أو لم نجد له عزما على التحفظ والاحتراز عن الغفلة
Kurtubî13. c.✓ Citation verified
Kurtubî'ye göre 'azm' kelimesi burada Hz. Âdem'in Allah'ın emrine bağlılıkta sebat göstermemesi, günahtan sakınma konusunda direnç sergilememesi anlamına gelir. Âdem, İblis'in kendisine has ağaçtan sakındırılmasına rağmen, kıyas yoluyla benzer bir ağaca yönelince yasağın kapsamına girmediğini zannederek te'vil yoluyla o ağaçtan yemiştir; bu nedenle bilerek işlenen bir günah unutkanlık sayılmaz. 'Fenesiye' (unuttu) ifadesi ise bazı müfessirlere göre 'terk etti', bazılarına göre ise gerçek anlamda sehiv/unutma anlamındadır ve bu iki görüş arasında ihtilaf nakledilmiştir.
وذلك أن إبليس قال له : إن أكلتها خلدت في الجنة يعني عين تلك الشجرة فلم يطعه فدعاه إلى نظير تلك الشجرة مما دخل في عموم النهي وكان يجب أن يستدل عليه فلم يفعل وظن أنها لم تدخل في النهي فأكلها تأويلا ولا يكون ناسيا للشيء من يعلم أنه معصية
Beydâvî13. c.✓ Citation verified
Beydâvî'ye göre Âdem'e verilen emir/ahid onun tarafından unutuldu; bu unutma, ağaçtan kaçınma konusundaki tembihe uymamak şeklinde de anlaşılabilir. Ayrıca 'ona bir azim/kararlılık bulmadık' ifadesi, Âdem'in başlangıçta işleri henüz tecrübe etmediği, dolayısıyla şeytanın onu kolayca kandırabildiği bir kararsızlık hali olarak yorumlanır. Bazı görüşe göre bu azim, günaha kasıtlı değil hata yoluyla düşmesiyle ilgilidir.
ولم نجد له عزما تصميم رأي وثباتا على الأمر
Comparison
Common ground
Taberî, Kurtubî ve Beydâvî 'azm' kelimesini kararlılık/sebat ekseninde ele alır ve Âdem'in yasak ağaçtan uzak durma konusundaki direncinin/kararlılığının yetersizliğine işaret ederler. Kurtubî ve Beydâvî ayrıca Âdem'in fiilinin bilinçli bir isyandan çok hata, unutma veya yanlış te'vil yoluyla gerçekleştiği yönünde ortaklaşır; bu da günahın mahiyetini hafifletme eğilimini paylaştıklarını gösterir.
Differences
Taberî meseleyi daha çok rivayet ve dil tahlili üzerinden aktarıp azmin sabır ile hıfzı birlikte kapsadığını söylerken, Râzî konuyu kelamî bir tartışmaya taşıyarak Mu'tezile'nin içtihad-hata teorisini gündeme getirir ve günahın büyüklüğü meselesini sorgular. Kurtubî 'nesiye' (unutma) kelimesinin 'terk etme' mi yoksa gerçek unutma mı olduğu konusundaki ihtilafı özellikle vurgularken, Beydâvî bu unutmayı Âdem'in henüz tecrübesizliğine bağlayarak psikolojik bir açıklama sunar. Zemahşerî'nin metni ise karşılaştırmalı bir okuma girişimini gösterse de içerik eksikliği nedeniyle konumu net değildir.
Historical context
Erken dönem müfessiri Taberî ağırlıklı olarak sahabe ve tabiîn rivayetlerine dayanırken, sonraki dönem müfessirleri (Zemahşerî, Râzî, Kurtubî, Beydâvî) dil tahliline ek olarak kelamî ve fıkhî tartışmaları (Mu'tezile'nin içtihad teorisi, Âdem'in ulü'l-azm peygamberlerden sayılıp sayılmaması gibi) devreye sokarak yorumu derinleştirmiştir. Temel çerçeve -Âdem'in kararlılık eksikliği ve bunun unutma/hata ile ilişkisi- sabit kalmakla birlikte, zamanla teolojik tartışmaların ayet yorumuna daha belirgin şekilde dahil edildiği görülür.
Modern connection
Bu ayet çevresindeki yorumlar, insanın kararlılık göstermede zaman zaman zayıf düşebileceğini ve bunun bilinçli bir isyandan çok gaflet veya yanlış değerlendirmeden kaynaklanabileceğini hatırlatır. Bu bakış, kişinin hatalarını kabullenip sabırla ve azimle kendini yenilemesi gerektiği; aynı zamanda başkalarının hatalarına karşı da anlayışlı yaklaşmanın önemine dair genel bir ahlaki ders içerebilir. Bu çerçevede ilim ve tefekkürle desteklenen bir sabır ve öz-disiplin anlayışı, günlük yaşamda yapıcı bir tutum geliştirmeye katkı sağlayabilir.
AI analysis — not a fatwa or ruling, not yet reviewed by a scholar