لَا يُكَلِّفُ ٱللَّهُ نَفْسًا إِلَّا وُسْعَهَا لَهَا مَا كَسَبَتْ وَعَلَيْهَا مَا ٱكْتَسَبَتْ رَبَّنَا لَا تُؤَاخِذْنَآ إِن نَّسِينَآ أَوْ أَخْطَأْنَا رَبَّنَا وَلَا تَحْمِلْ عَلَيْنَآ إِصْرًا كَمَا حَمَلْتَهُۥ عَلَى ٱلَّذِينَ مِن قَبْلِنَا رَبَّنَا وَلَا تُحَمِّلْنَا مَا لَا طَاقَةَ لَنَا بِهِۦ وَٱعْفُ عَنَّا وَٱغْفِرْ لَنَا وَٱرْحَمْنَآ أَنتَ مَوْلَىٰنَا فَٱنصُرْنَا عَلَى ٱلْقَوْمِ ٱلْكَٰفِرِينَ

“Allah tasketh not a soul beyond its scope. For it (is only) that which it hath earned, and against it (only) that which it hath deserved. Our Lord! Condemn us not if we forget, or miss the mark! Our Lord! Lay not on us such a burden as thou didst lay on those before us! Our Lord! Impose not on us that which we have not the strength to bear! Pardon us, absolve us and have mercy on us, Thou, our Protector, and give us victory over the disbelieving folk.” — M. M. Pickthall

Tafsirs

AI-generated
Taberî9-10. c.✓ Citation verified

Bu metin, Bakara suresinin sonundaki 'nefsin gizli düşünceleriyle sorumlu tutulup tutulmayacağı' meselesiyle ilgili rivayetleri toplamaktadır. Taberî, bir grup âlimin bu ayetin daha önceki bir ayeti (kalpten geçenlerle sorumluluk hükmünü) nesh ettiğini söylediğini, başka bir grubun ise ayetin muhkem olup nesh olmadığını, kişinin ancak fiilen işlediği veya kalbinde ısrarla tasarladığı şeylerden sorumlu tutulacağını savunduğunu nakletmektedir. İkinci görüşe göre Allah, mü'minlerin sadece niyet aşamasında kalan şeylerini bağışlar, kâfir ve münafıkları ise bundan da sorumlu tutar.

هذه الآية محكمة غير منسوخة، والله عز وجل محاسب خلقه على ما عملوا من عمل وعلى ما لم يعملوه مما أصروه في أنفسهم ونووه وأرادوه، فيغفره للمؤمنين، ويؤاخذ به أهل الكفر والنفاق
Zemahşerî12. c.✓ Citation verified

Bu metinde Zemahşerî, Hz. Nûh'un kavmi için kurtuluş duasında bulunmaktan neden men edildiğini açıklar; ayetin onları zalim olarak nitelendirmesi, hikmetin gereği olarak boğulmalarının kaçınılmaz oluşu ve uzun süre kendilerine mühlet verildiği halde sapkınlıklarında ısrar etmeleri sebebiyle üzerlerine kesin hüccetin sabit olduğunu belirtir. Bu durumda onların ancak ibret alanlar için bir ibret vesilesi kılınmalarının kaldığını, nehyin ardından helaklerine ve onlardan kurtuluşa hamd emrinin getirilmesiyle bu meselenin son derece vurgulandığını ifade eder.

لما تضمنته الآية من كونهم ظالمين ، وإيجاب الحكمة أن يغرقوا لا محالة ، لما عرف من المصلحة في إغراقهم ، والمفسدة في استبقائهم
Kurtubî13. c.✓ Citation verified

Kurtubî'ye göre bu ayette geçen 'ما كسبت' ve 'ما اكتسبت' ifadeleri iyilik ve kötülükleri kastetmektedir; bu görüşte müfessirler arasında ihtilaf yoktur. İyilikler için 'لها', kötülükler için 'عليها' kullanılması, iyiliklerin kişinin sevinerek kazandığı ve mülküne kattığı şeyler olması, kötülüklerin ise ağır yükler ve vebal taşıyan şeyler olmasından kaynaklanır. Ayrıca 'كسبت' ve 'اكتسبت' fiillerinin farklı sigalarla gelmesi, iyiliklerin zorlanmadan (Allah'ın emri istikametinde) kazanılması, kötülüklerin ise mübalağa vezniyle gelerek işlenmesinde bir ağırlık/zorlama bulunduğunu ifade eder.

وجاءت العبارة في الحسنات ب لها من حيث هي مما يفرح المرء بكسبه ويسر بها فتضاف إلى ملكه وجاءت في السيئات ب عليها من حيث هي أثقال وأوزار ومتحملات صعبة
İbn Kesîr14. c.✓ Citation verified

İbn Kesîr'e göre bu ayet, Bakara sûresinin son ayetlerinde geçen dualar (unutma, hata, ağır yük yükleme, af, mağfiret ve düşmanlara karşı yardım talepleri) ile ilgilidir ve Allah'ın bu dualara icabet ettiğini bildiren 'قال نعم' / 'قد فعلت' hadisleriyle desteklenmektedir. Ayetin, önceki ümmetlere yüklenen ağır ve zor teklifleri (ağlâl ve isâr) bu ümmetten kaldırdığı, bunun Hz. Peygamber'in 'hanîfiyye-i semha' dini ile geldiğinin bir tezahürü olduğu belirtilir. Ayrıca hata, unutma ve zorlanma durumunda sorumluluğun kaldırılmasının, sahabenin önceden içine düştüğü sıkıntıyı (vesvese meselesini) neshedip kaldıran bir hüküm olduğu ifade edilir.

وهذا من لطفه تعالى بخلقه ورأفته بهم وإحسانه إليهم وهذه هي الناسخة الرافعة لما كان أشفق منه الصحابة
Beydâvî13. c.✓ Citation verified

Beydâvî'ye göre ayetteki 'kazandığı' ve 'işlediği' ifadeleri kişinin iyilik veya kötülüğünün yalnızca kendisine ait olduğunu, başkasının bundan yararlanmayacağını veya zarar görmeyeceğini gösterir. Hayır için 'kesb', şer için ise 'iktisab' kelimesinin seçilmesi, şerrin nefis tarafından arzu edilip çekilmesi nedeniyle onun elde edilişindeki çabayı, hayrın ise bu yoğunlukta olmadığını yansıtır. Duadaki 'unutma veya hata' ifadesi ise sadece unutma/hataya sürükleyen ihmal ve gaflet için sorumluluğun kaldırılmasını, bizzat unutma ve hatanın kendisinin aklen sorumluluktan muaf olmadığını belirtir.

وتخصيص الكسب بالخير والاكتساب بالشر لأن الاكتساب فيه احتمال والشر تشتهيه النفس وتنجذب إليه فكانت أجد في تحصيله وأعمل بخلاف الخير
Fahreddin er-Râzî12-13. c.✓ Citation verified

Bu müfessire göre, ayette geçen sözün Allah'ın sözü değil müminlerin sözü olduğu ve bu nedenle delil olamayacağı iddiası zayıftır; çünkü Allah bu sözü onları övmek ve yüceltmek bağlamında nakletmiştir, bu da onların bu sözde doğru olmalarını gerekli kılar. Şayet yalan söylemiş olsalardı bu söz sebebiyle yüceltilmeleri caiz olmazdı.

فبسبب هذا الكلام وجب أن يكونوا صادقين في هذا الكلام

Comparison

Common ground

Taberî, Kurtubî, Beydâvî ve İbn Kesîr ortak biçimde 'kazandığı/işlediği' ile ilgili ifadelerin kişisel sorumluluk ilkesini vurguladığını kabul eder; herkes kendi fiilinden sorumludur ve dil (fiil sigaları, harf-i cerler) bu ayrımı ince biçimde yansıtır. Ayrıca İbn Kesîr ve Beydâvî, dua kısmının insan üzerindeki ağır yüklerin kaldırılmasıyla ilgili bir bağışlama/kolaylaştırma teması taşıdığında hemfikirdir.

Differences

Taberî rivayet ağırlıklı olarak nesh tartışmasına odaklanırken, Kurtubî ve Beydâvî dil/belağat tahliliyle kelime seçimlerinin (kesb/iktisab) nüanslarını öne çıkarır. İbn Kesîr hadis rivayetleriyle bağlamsal bir fıkhi-tarihsel okuma sunar; Zemahşerî ve Râzî ise farklı bir ayet bağlamında (Nûh kıssası ve müminlerin sözünün delil değeri) akli/hikmet istidlaline dayanan bağlamsal yorumlar yapar. Bu farklılıklar; kimi müfessirin rivayet ve hadis eksenli, kimisinin dilbilimsel, kimisinin ise akli-hikmet eksenli yöntem tercihinden kaynaklanır.

Historical context

Erken dönem müfessir Taberî ağırlıklı olarak rivayet ve nesh tartışmasını nakletmekle sınırlıyken, sonraki dönemlerde Zemahşerî ve Râzî ile akli/bağlamsal istidlal yöntemi güçlenmiş, Kurtubî ve Beydâvî ile dil ve belağat tahlili daha sistemli hale gelmiş, İbn Kesîr ise hadis rivayetlerini merkeze alarak daha bütüncül bir senteze ulaşmıştır. Temel ilke (kişisel sorumluluk, ilahi bağışlama) sabit kalırken yöntem ve vurgular dönemin ilmî eğilimlerine göre çeşitlenmiştir.

Modern connection

Bu karşılaştırmalı okuma, kişinin kendi çaba ve niyetinden sorumlu olduğu, buna karşın ihmal ve unutmanın bağışlanabilir kılındığı fikrini hatırlatır; bu da günlük hayatta sabır ve ihlas ile hareket etmeyi, hatalardan ders çıkarıp kendini geliştirmeyi teşvik eden bir tutum olarak düşünülebilir. Ayrıca farklı müfessirlerin yöntemsel çeşitliliği, ilim ile iman arasında düşünce zenginliğinin bir çatışma değil bir uyum kaynağı olabileceğini gösterir. Bu bakış, bireysel sorumluluk bilinciyle toplumsal hoşgörü ve dayanışmayı birlikte besleyebilecek bir zemin sunar.

AI analysis — not a fatwa or ruling, not yet reviewed by a scholar