وَإِن كُنتُمْ فِى رَيْبٍ مِّمَّا نَزَّلْنَا عَلَىٰ عَبْدِنَا فَأْتُوا۟ بِسُورَةٍ مِّن مِّثْلِهِۦ وَٱدْعُوا۟ شُهَدَآءَكُم مِّن دُونِ ٱللَّهِ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ

“And if ye are in doubt concerning that which We reveal unto Our slave (Muhammad), then produce a surah of the like thereof, and call your witness beside Allah if ye are truthful.” — M. M. Pickthall

Tafsirs

AI-generated
Taberî9-10. c.✓ Citation verified

Bu metin parçası birden fazla ayetin tefsirini bir arada içermektedir. Öne çıkan konulardan biri, müşriklerin Hz. Peygamber'e ve müminlere 'bu vaad ne zamandır' diye sorması ve inkarcıların iddialarında doğru iseler delil getirmeleri gerektiği hususudur. Ayrıca Kur'an'ın benzerini getirme meydan okumasıyla ilgili olarak, buradaki 'misl' kelimesinin telif ve mana bakımından değil, beyan/dil açısından anlaşılması gerektiği belirtilmektedir.

وإنما عنى: ائتوا بسورة من مثله في البيان؛ لأن القرآن أنزله الله بلسان عربي
Zemahşerî12. c.✓ Citation verified

Zemahşerî bu ayette müşriklerin, kendilerine ne fayda ne zarar veremeyen varlıklara tapmalarının bir cehalet ve basiretsizlik hali olarak nitelendirildiğini belirtir. Ayet, taptıkları varlıklardan ilahlık vasıflarını (yaratıcılık, ölümsüzlük, gaybı bilme) nefyedip onlara mahlukiyet, ölümlülük ve gaybı bilmezlik gibi yaratılmışlık sıfatlarını ispat eder. Ayrıca 'Allah ile beraber bir ilah mı var?' ifadesinin, muhataplara bunun delilini sorma anlamı taşıdığını açıklar.

نفى عنهم خصائص الإلهية بنفي كونهم خالقين وأحياء لا يموتون وعالمين بوقت البعث ، وأثبت لهم صفات الخلق بأنهم مخلوقون وأنهم أموات وأنهم جاهلون بالغيب
Fahreddin er-Râzî12-13. c.✓ Citation verified

Bu metinde Râzî, tahaddî (meydan okuma) ayetlerindeki 'min mislihî' zamirinin merciini tartışır; zamirin Kur'an'a mı yoksa Hz. Peygamber'e mi döndüğü meselesinde çoğunluğun görüşünü aktararak Kur'an'ın kendisine racî olmasını tercih eder. Ayrıca Kur'an'ın i'câzının, ya bizzat kendi fesahatinden ya da Allah'ın muarazadan alıkoyması (sarfe) yoluyla gerçekleştiğini iki ihtimal olarak sunar ve her iki takdirde de mucizenin sabit olduğunu belirtir.

والأول مروي عن عمر وابن مسعود وابن عباس والحسن وأكثر المحققين ، ويدل على الترجيح له وجوه : أحدها : أن ذلك مطابق لسائر الآيات الواردة في باب التحدي لا سيما ما ذكره في يونس فوجب صرف الضمير إليه
Kurtubî13. c.✓ Citation verified

Kurtubî'ye göre bu ayet Kur'an'ın i'câzına meydan okuyan müşriklere hitap etmektedir; onlar Kur'an'ı işitince 'bu Allah kelamına benzemiyor, ondan şüphedeyiz' demişler ve bunun üzerine ayet inmiştir. Ayetin bir önceki ayetle bağlantısı, Allah'ın önce tevhid ve kudretine delil zikretmesi, ardından peygamberinin nübüvvetine ve getirdiğinin uydurma olmadığına delil zikretmesidir. 'Mislihi' zamiri cumhura göre Kur'an'a, bazılarına göre Tevrat-İncil'e, bazılarına göre ise Peygamber'e (ümmi oluşuna) racidir.

يعني القرآن والمراد المشركون الذين تحدوا فإنهم لما سمعوا القرآن قالوا : ما يشبه هذا كلام الله وإنا لفي شك منه فنزلت الآية
İbn Kesîr14. c.✓ Citation verified

İbn Kesîr'e göre bu ayet, Kur'an'a itiraz edenlere yönelik bir tehaddî (meydan okuma) ifadesidir; Hz. Muhammed'in Allah katından olmadığını iddia edenlerden, Allah dışında kim isterlerse ondan yardım alarak bir benzerini getirmeleri istenmiştir. Müfessir, tehaddînin sadece uzun surelerle değil Kevser ve Asr gibi kısa surelerle de gerçekleştiğini, dolayısıyla Kur'an'ın her suresinin -uzun kısa fark etmeksizin- i'câz vasfı taşıdığını belirtir. Ayrıca meleklerin Âdem kıssasındaki isimleri bilmemesiyle ilgili kısımda, İbn Abbas, Süddî ve İbn Mesud'dan nakledilen görüşleri aktararak meleklerin cehaletinin gaybı bilmemekten kaynaklandığını açıklar.

والصواب أن كل سورة من القرآن معجزة لا يستطيع البشر معارضتها طويلة كانت أو قصيرة قال الشافعي رحمه الله لو تدبر الناس هذه السورة لكفتهم
Beydâvî13. c.✓ Citation verified

Beydâvî'ye göre bu ayet, Allah'ın vahdaniyetinin ispatından sonra Hz. Muhammed'in nübüvvetinin delili olan Kur'an'ın i'câzına geçişi ifade eder; Arap hatiplerinin çokluğuna ve muhalefetteki ısrarlarına rağmen benzerini getirmekten aciz kalmaları, Kur'an'ın Allah katından geldiğinin kanıtıdır. Ayrıca 'mimma' ifadesinin kullanılması, Kur'an'ın olaylara göre parça parça (münecceman) inmesinden dolayı kâfirlerin şüphesini gidermek ve bu şekilde meydan okumanın (tahaddi) hüccet olarak tamamlanması içindir. 'Abdinâ' izafetinin de Hz. Peygamber'i şereflendirme ve O'nun Allah'a bağlılığını vurgulama amacı taşıdığı belirtilir.

لما قرر وحدانيته تعالى وبين الطريق الموصل إلى العلم بها، ذكر عقيبه ما هو الحجة على نبوة محمد صلى الله عليه وسلم، وهو القرآن المعجز بفصاحته التي بذت فصاحة كل منطيق وإفحامه

Comparison

Common ground

Taberî, Râzî, Kurtubî, İbn Kesîr ve Beydâvî'nin ortaklaştığı temel nokta, ayetin Kur'an'ın i'câzına yönelik bir tahaddî (meydan okuma) içerdiğidir; müşriklerin/muhaliflerin Kur'an'a itirazı üzerine Allah'ın onlardan bir benzerini getirmelerini istediği vurgulanır. Ayrıca birçok müfessir (Taberî, Râzî, Kurtubî) 'mislihî' zamirinin merciini tartışırken dil/belağat analizini rivayetlerle (özellikle sahâbe ve tabiin görüşleriyle: İbn Abbas, Mücahid, Katade, İbn Mesud vb.) birleştirme yöntemini paylaşır. Zemahşerî hariç diğerleri i'câz meselesini doğrudan ele alır.

Differences

Taberî 'misl' kelimesini beyan/dil açısından ele alırken meydan okumanın telif-mana boyutunu dışarıda tutar; bu daha çok erken dönem lugavi-rivayet ekolünü yansıtır. Zemahşerî konuyu tamamen farklı bir eksene taşıyarak (muhtemelen farklı bir ayet/bağlam) putperestliğin cehaletini ve ilahlık vasıflarının nefyini nahiv-belağat üzerinden işler; i'câz/tahaddî tartışmasına girmez, bu da Mu'tezilî-belâgî yönteminin metne özgü tahlilci karakterini gösterir. Râzî zamirin merciini tartışırken kelamcı bir yaklaşımla iki ihtimali (fesahat/sarfe teorisi) akli taksim yoluyla sunar; bu, Eş'arî-kelamî ekolün karakteristik derinliğidir. Kurtubî nüzul sebebi rivayetini ekleyerek zamirin merciinde üç farklı görüşü (Kur'an, Tevrat-İncil, Peygamberin ümmiliği) nakleder, böylece daha geniş bir rivayet yelpazesi sunar. İbn Kesîr tahaddînin sadece uzun değil kısa surelerle de (Kevser, Asr) gerçekleştiğini vurgulayarak i'câzı tüm Kur'an'a yayar; bu, önceki müfessirlerden (Taberî, Zemahşerî, Râzî) doğrudan alıntı yaparak sentezci bir yöntem izler. Beydâvî ise 'mimma' ifadesinin Kur'an'ın parça parça inişiyle ilişkisini vurgulayarak nüzul sürecine dair özgün bir dilbilimsel-bağlamsal yorum katar ve 'abdinâ' izafetinin şeref boyutuna değinir.

Historical context

En eski müfessir Taberî (3./9. yüzyıl) rivayet ağırlıklı, selef alimlerinin nakillerine dayanan sade bir dil analizi sunarken, sonraki dönemlerde (Zemahşerî 6./12. yüzyıl, Râzî 6-7./12-13. yüzyıl) belâgat ve kelam ilminin gelişmesiyle birlikte nahiv, kıraat farklılıkları ve akli-mantıki istidlal gibi daha teknik ve sistematik yöntemler öne çıkmıştır. Kurtubî (7./13. yüzyıl) ve İbn Kesîr (8./14. yüzyıl) rivayet ile dirayeti dengeleyen, önceki müfessirlerin görüşlerini sentezleyen bir yaklaşım sergiler; İbn Kesîr'in Taberî, Zemahşerî ve Râzî'den doğrudan alıntı yapması, tefsir geleneğinin kümülatif/birikimli gelişimini gösterir. En geç dönem müfessiri Beydâvî (7./13. yüzyıl sonu) ise özet ve yoğunlaştırılmış bir dil-belâgat odaklı tarz benimseyerek önceki dönemlerin birikimini daha kısa ve sistematik bir çerçevede sunar. Böylece temel tahaddî/i'câz teması sabit kalırken, yöntem giderek rivayetten dirayete, sadelikten teknik-kelamî derinliğe doğru evrilmiştir.

Modern connection

Bu ayet, günümüzde ilim ile iman arasındaki uyumu hatırlatan bir çerçeve sunabilir: müfessirlerin asırlar içinde rivayetten dil tahliline, oradan akli istidlale uzanan yöntem çeşitliliği, farklı bilgi birikimlerinin ortak bir hakikat etrafında nasıl buluşabileceğine dair bir örnek teşkil eder. Bu durum, günümüzde de farklı disiplinlerin (dil, mantık, tarih) bir araya gelerek metni anlama çabasının, hoşgörülü ve yapıcı bir diyalog zemininde sürdürülebileceğini düşündürebilir. Ayrıca kısa surelerle bile ifade gücünün ortaya konabileceği vurgusu, ibadet ve okuyuşta niceliğin değil, ihlas ve derinliğin önemine dair ihtiyatlı bir hatırlatma olarak görülebilir.

AI analysis — not a fatwa or ruling, not yet reviewed by a scholar