وَلَا تَأْكُلُوٓا۟ أَمْوَٰلَكُم بَيْنَكُم بِٱلْبَٰطِلِ وَتُدْلُوا۟ بِهَآ إِلَى ٱلْحُكَّامِ لِتَأْكُلُوا۟ فَرِيقًا مِّنْ أَمْوَٰلِ ٱلنَّاسِ بِٱلْإِثْمِ وَأَنتُمْ تَعْلَمُونَ
“And eat not up your property among yourselves in vanity, nor seek by it to gain the hearing of the judges that ye may knowingly devour a portion of the property of others wrongfully.” — M. M. Pickthall
Zemahşerî12. c.✓ Citation verified
Zemahşerî'ye göre bu ayette geçen 'sizin üzerinize de günah yoktur' ifadesi, müminlerin zayıf, kör, topal ve hasta olanların evlerinden yemek yemesindeki çekingenliği gidermek için gelmiştir. Ensar'daki bazı kimseler nezaket ve titizlik (kazâzet) sebebiyle bu evlerden yemekten kaçınıyorlardı; ayrıca kör, topal ve hastanın beraberce yemekte diğerlerine rahatsızlık verebileceği düşüncesiyle bu tür birliktelikten sakınılıyordu. Bir başka rivayete göre ise gazaya çıkanlar zayıfları evlerinde bırakıp anahtarları onlara veriyor ve yemelerine izin veriyorlardı, ama onlar yine de bundan çekiniyorlardı; ayet her iki taraftan da bu konudaki günahı kaldırmıştır.
وعن عكرمة : كانت الأنصار في أنفسها قزازة . فكانت لا تأكل من هذه البيوت إذا استغنوا ، وقيل : كان هؤلاء يتوقون مجالسة الناس ومؤاكلتهم لما عسى يؤدي إلى الكراهة من قبلهم
Fahreddin er-Râzî12-13. c.✓ Citation verified
Bu müfessire göre ayetteki 'yemek' ifadesi sadece yemeyi değil, malda her türlü tasarrufu (harcama, kullanma) kapsar; çünkü malın en önemli kullanım amacı yemek olduğundan, örfte mal harcayan kişi için 'onu yedi' denilmesi yaygınlaşmıştır. Bu nedenle Allah bu tasarrufu ifade etmek için 'yemek' fiilini kullanmıştır.
لأن غير الأكل من التصرفات كالأكل في هذا الباب لكنه لما كان المقصود الأعظم من المال إنما هو الأكل وقع التعارف فيمن ينفق ماله أن يقال أنه أكله فلهذا السبب عبر الله تعالى عنه بالأكل
Kurtubî13. c.✓ Citation verified
Kurtubî'ye göre bu ayet, insanların birbirlerinin mallarını haksız yollarla (kumar, hile, gasp, sahiplerinin razı olmadığı veya şeriatın haram kıldığı yollarla) yemesini yasaklamaktadır. Ayrıca ayetteki 'idlâ' ifadesi, hâkimlere batıl gerekçeler sunarak veya rüşvet vererek haksız yere hüküm aldırmayı da kapsar; hâkimin zahire göre verdiği hüküm, meselenin bâtındaki (gerçek) hükmünü değiştirmez. Bu bağlamda Ümmü Selem rivayeti nakledilerek, hâkimin lafza dayalı hükmünün hak sahibine ait olmayan bir şeyi ona helal kılmayacağı vurgulanır.
والمعنى في الآية : لا تجمعوا بين أكل المال بالباطل وبين الإدلاء إلى الحكام بالحجج الباطلة وهو كقوله : ولا تلبسوا الحق بالباطل وتكتموا الحق
İbn Kesîr14. c.✓ Citation verified
İbn Kesîr'e göre bu ayet, kadının verdiği hükmün haramı helal kılmayacağını, kadının beşer olup hem doğru hem hata edebileceğini, batıl üzere hüküm alan kimsenin hasımlığının bitmediğini, kıyamet günü Allah'ın taraflar arasında adaletle hükmedeceğini anlatır. Ayrıca bu ayetin muhkem olup nesh edilmediği, kıyamete kadar da nesholunmayacağı belirtilir.
اعلم يا ابن آدم أن قضاء القاضي لا يحل لك حراما ولا يحق لك باطلا وإنما يقضي القاضي بنحو ما يرى وتشهد به الشهود والقاضي بشر يخطيء ويصيب
Taberî9-10. c.✓ Citation verified
Taberî'ye göre bu ayet, kişinin haksız yere kardeşinin malını yemesini, kendi malını haksız yere yemesi gibi saymaktadır. Ayrıca bu ifade, hakkı üzerinde olduğunu bildiği halde malı inkar edip hakimlere dava açan ve haksız olduğunu bilerek haram yiyen kimseyle ilgilidir; hakimin verdiği hüküm, batıl olanı haklı hale getirmez.
فهذا في الرجل يكون عليه مال وليس عليه فيه بينة فيجحد المال فيخاصمهم إلى الحكام وهو يعرف أن الحق عليه، وهو يعلم أنه آثم آكل حراما
Beydâvî13. c.✓ Citation verified
Bu müfessire göre ayet, insanların birbirlerinin mallarını Allah'ın izin vermediği bir şekilde yemesini ve haklarını hakimlere ulaştırıp haksız yere hüküm elde etmeyi yasaklamaktadır. Bu durum, bilerek ve isteyerek batıl olduğunu bildikleri halde yalan yere yemin ve şahitlik gibi günaha sebep olan yollarla insanların malını yemek şeklinde açıklanmıştır. Ayrıca kadının verdiği hükmün zahiri olup batınen (Allah nezdinde) geçerli olmadığına dair bir delil olarak da yorumlanmıştır.
روي أن عبدان الحضرمي ادعى على امرئ القيس الكندي قطعة من أرض ولم يكن له بينة
Comparison
Common ground
Müfessirlerin çoğu (Kurtubî, İbn Kesîr, Taberî, Beydâvî) ayeti başkalarının malını haksız yollarla yeme/haksız hüküm elde etme yasağı çerçevesinde ele alır; hakimin zahire göre verdiği hükmün, meselenin Allah nezdindeki gerçek (bâtıni) hükmünü değiştirmeyeceği ortak vurgudur. Rivayet malzemesi (özellikle dava/hüküm kıssaları) bu görüşlerin temel dayanağıdır.
Differences
Zemahşerî bu ayeti farklı bir bağlamda, zayıf ve hasta kimselerin evlerinden yemekteki çekingenliği kaldırma meselesiyle ilişkilendirir; bu diğerlerinden tamamen ayrı bir yorum hattıdır. Râzî ise 'yemek' fiilini dil ve örf tahlili yoluyla malda her türlü tasarrufu kapsayacak şekilde genişletir. Kurtubî ve Beydâvî 'idlâ' kelimesini rüşvet ve hakimlere batıl gerekçe sunma anlamıyla detaylandırırken, Taberî ve İbn Kesîr daha çok rivayet nakline dayanarak haksız mal yeme ve hakimin hükmünün bâtını değiştirmemesi noktasında sözlerini yoğunlaştırır. Bu farklar kısmen yöntem (dil analizi/mecaz vurgusu ile rivayet ağırlıklı yorum) kısmen de ele alınan ayet parçasının hangi kısmına odaklanıldığıyla ilgilidir.
Historical context
Taberî'den Beydâvî'ye kadar geçen süreçte rivayet malzemesi sabit kalırken, dil ve belağat tahlilinin (mecaz-ı örfî, kelimeler arası tenasüp) yorum sürecine daha sistemli girmesi Zemahşerî, Râzî ve Beydâvî'de görülür. İbn Kesîr, önceki nakilleri özetleyerek ayetin muhkem oluşuna dair bir vurgu ekler; bu, tefsir geleneğinde selef rivayetlerinin sentezlenip pekiştirilmesine işaret eder.
Modern connection
Bu karşılaştırmalı okuma, hem maddi hakların korunmasında dürüstlüğün hem de zayıf ve muhtaç kimselere karşı nezaket ile yardımseverliğin bir bütün olarak ahlaki tutum oluşturduğunu düşündürebilir. Haksız kazanç ve hak gaspından kaçınma ile toplumda dayanışma ve hoşgörülü paylaşım anlayışı, günümüzde de aile ve toplum ilişkilerinde yapıcı bir denge arayışına ışık tutabilir. Bu okuma, ilmin (dil ve hüküm tahlili) ile vicdani sorumluluğun (bâtıni hesap bilinci) birlikte düşünülmesini teşvik eden bir çağrışım da taşır.
AI analysis — not a fatwa or ruling, not yet reviewed by a scholar