وَٱصْبِرْ نَفْسَكَ مَعَ ٱلَّذِينَ يَدْعُونَ رَبَّهُم بِٱلْغَدَوٰةِ وَٱلْعَشِىِّ يُرِيدُونَ وَجْهَهُۥ وَلَا تَعْدُ عَيْنَاكَ عَنْهُمْ تُرِيدُ زِينَةَ ٱلْحَيَوٰةِ ٱلدُّنْيَا وَلَا تُطِعْ مَنْ أَغْفَلْنَا قَلْبَهُۥ عَن ذِكْرِنَا وَٱتَّبَعَ هَوَىٰهُ وَكَانَ أَمْرُهُۥ فُرُطًا
“Restrain thyself along with those who cry unto their Lord at morn and evening, seeking His Countenance; and let not thine eyes overlook them, desiring the pomp of the life of the world; and obey not him whose heart We have made heedless of Our remembrance, who followeth his own lust and whose case hath been abandoned.” — M. M. Pickthall
Taberî9-10. c.✓ Citation verified
Taberî'ye göre ayet Peygamber'e (sav), sabah-akşam Allah'a dua eden fakir mü'min ashabıyla (Habbab, Suheyb, Bilal ve benzerleri) birlikte oturmaya devam etmesini, gözlerini onlardan çevirip müşrik eşrafına yönelmemesini emretmektedir. Bazı müşrik ve kabile büyükleri (Uyeyne b. Hısn, Akra' b. Habis vb.) bu fakir mü'minlerle aynı mecliste bulunmaktan hoşlanmadıkları için Peygamber'den onları uzaklaştırmasını istemişler, bunun üzerine bu ayet inmiştir. Taberî ayrıca 'la ta'du' ifadesinin 'geçip gitme, aşma' anlamına geldiğini dilbilimsel olarak açıklar ve 'furuta' kelimesinin farklı tefsirlerini (zayi olma, nedamet, helak) nakleder.
يقول تعالى ذكره لنبيه صلى الله عليه وسلم: لا تعد عيناك عن هؤلاء المؤمنين الذين يدعون ربهم إلى أشراف المشركين، تبغي بمجالستهم الشرف والفخر
Zemahşerî12. c.✓ Citation verified
Zemahşerî bu ayette Peygamber'e nefsini zikir ehli müminlerle birlikte tutmasının emredildiğini, 'sabr' kelimesinin nefsi hapsetme ve ona sıkıntı verme anlamı taşıdığını açıklar. Ayrıca 'kalbini zikirden gafil kıldığımız kimse' ifadesini, Allah'ın onu bu halde bulması veya cebir ehlinin zannettiği gibi zorla saptırması değil, kişinin kendi tercihiyle bu duruma düşmesi olarak yorumlar. Bu bağlamda cebriyeciliğin bu ayetle çıkarılamayacağını, Kehf 28'in bu vehmi reddettiğini belirtir.
من جعلنا قلبه غافلا عن الذكر بالخذلان . أو وجدناه غافلا عنه ، كقولك : أجبنته وأفحمته وأبخلته ، إذا وجدته كذلك . أو من أغفل إبله إذا تركها بغير سمة
Fahreddin er-Râzî12-13. c.✓ Citation verified
Bu müfessire göre âyetteki 'sabr' kelimesi hapsetmek/tutmak kökünden gelir. 'أغفلنا' ifadesi tartışmalıdır: müellif kendi mezhebine (Ehl-i Sünnet) göre bu ifadenin Allah'ın gafleti bizzat kalplerde yarattığına delalet ettiğini savunurken, Mu'tezile'nin bunu sadece 'kalbini gafil bulduk' anlamında yorumladığını, kendisinin ise buna karşı çıkarak bu okumanın daha uygun olduğunu birkaç delille desteklediğini aktarır. Ayrıca kalbin zikirle nurlanması, halka yönelmekle karanlığa bürünmesi şeklinde bir tasavvufi izah da sunulur; ayrıca peygamberlerin masumiyetine itiraz edenlerin bu âyeti delil gösterdiği rivayetler de nakledilir.
احتج أصحابنا بهذه الآية على أنه تعالى هو الذي يخلق الجهل والغفلة في قلوب الجهال لأن قوله : { أغفلنا } يدل على هذا المعنى
Kurtubî13. c.✓ Citation verified
Kurtubî'ye göre bu ayet, Enam suresindeki fakirleri kovma yasağına benzer; müellefe kalpleri (Uyeyne b. Hısn, Akra' b. Habis gibi) reisler Peygamber'den Selman, Ebu Zer gibi yoksul müslümanları meclisten uzaklaştırmasını istemişler, bunun üzerine bu ayet inmiştir. Peygamber bunu yapmak istememiş, fakat Allah onu bundan nehyetmiştir; 'gözlerini onlardan çevirme' emri de Peygamber'e yöneliktir ancak fiil gözlere isnad edilmiştir.
فأنزل الله تعالى واتل ما أوحي إليك من كتاب ربك لا مبدل لكلماته ولن تجد من دونه ملتحدا واصبر نفسك مع الذين يدعون ربهم بالغداة والعشي يريدون وجهه
İbn Kesîr14. c.✓ Citation verified
İbn Kesîr'e göre bu ayet, Hz. Peygamber'e sabah akşam Allah'ı zikreden, tehlil ve tesbih eden kullarla birlikte oturmasını, bunların fakir ya da zengin, güçlü ya da zayıf olması arasında fark koymamasını emretmektedir. Metne göre ayet, Kureyş eşrafının Bilal, Ammar, Suheyb, Habbab ve İbn Mesud gibi zayıf sahabilerden ayrı, kendileriyle tek başına oturmasını Peygamber'den istemeleri üzerine inmiştir; Allah Peygamber'i bundan nehyetmiştir.
يقال إنها نزلت في اشراف قريش حين طلبوا من النبي صلى الله عليه وسلم أن يجلس معهم وحده ولا يجالسهم بضعفاء أصحابه كبلال وعمار وصهيب وخباب وابن مسعود وليفرد أولئك بمجلس على حدة فنهاه الله عن ذلك فقال الآية
Beydâvî13. c.✓ Citation verified
Beydâvî, Hz. Peygamber'in fakir müminlerle birlikte oturmasının emredildiğini ve Kureyş büyüklerinin isteği üzerine bu fakirleri meclisten uzaklaştırmaya kalkışan kimseye itaat edilmemesi gerektiğini belirtir. 'Kalbini zikrimizden gafil kıldığımız kimse' ifadesi, Übeyy b. Halef gibi kişilerin akli hakikatlerden gafil olup duyusal/dünyevi zenginliğe dalmasından kaynaklandığı şeklinde açıklanır. Ayrıca Mu'tezile'nin Allah'a 'gafil kılma' fiilinin izafe edilmesinden duyduğu rahatsızlık nedeniyle yaptığı alternatif okuma ve yorumlar da nakledilir.
والمراد نهي الرسول صلى الله عليه وسلم أن يزدري بفقراء المؤمنين وتعلو عينه عن رثاثة زيهم طموحا إلى طراوة زي الأغنياء.
Comparison
Common ground
Tüm müfessirler ayetin Peygamber'e (sav) fakir/zayıf mü'minlerle (Bilal, Suheyb, Habbab, Selman vb.) birlikte oturmaya devam etmesini, Kureyş eşrafının bu kimseleri meclisten uzaklaştırma talebine uymamasını emrettiği konusunda birleşir; bu bağlamda esbab-ı nüzul rivayeti ve dil/belağat tahlili (sabr, la ta'du, gafil kılma fiilinin isnadı) ortak yöntemsel zemin oluşturur.
Differences
Taberî ve İbn Kesîr rivayet ağırlıklı, sahabe isimleri ve olay örgüsüne odaklanan bir okuma sunarken; Zemahşerî, Râzî ve Beydâvî 'kalbini gafil kıldık' ifadesini kelamî bir mesele haline getirip Ehl-i Sünnet-Mu'tezile ihtilafı (cebir-ihtiyar) çerçevesinde tartışırlar. Kurtubî ayeti Enam suresindeki benzer yasakla ilişkilendirip fiilin göze isnadı gibi dilbilimsel bir inceliğe eğilirken, Râzî ayrıca işârî/tasavvufi bir yorum katmanı da ekler; bu farklılıklar müfessirlerin ekolü (Mu'tezilî-Zemahşerî, Eş'arî-Râzî/Beydâvî, rivayet ağırlıklı Taberî/İbn Kesîr) ve yöntemsel önceliğinden kaynaklanır.
Historical context
En eski müfessir Taberî'den en geç Beydâvî'ye kadar ayetin temel mesajı (fakir mü'minlerle birlikte olma emri) sabit kalmış, ancak zamanla dil tahlili yanına kelamî tartışma (özellikle 'gafil kılma' fiilinin Allah'a isnadı meselesi) daha belirgin biçimde eklenmiştir; bu, tefsir geleneğinin rivayet ağırlıklı erken dönemden kelamî-belâgî çok katmanlı sonraki döneme doğru evrildiğini gösterir, fakat bu bir 'ilerleme' değil zenginleşme olarak görülmelidir.
Modern connection
Bu ayet, bir topluluğun maddi statüsüne bakılmaksızın ibadet ve zikir ehli kişilerle birlikte olmanın, toplumsal dayanışma ve hoşgörü açısından kıymetli bir tutum olduğunu hatırlatabilir. Zenginlik veya toplumsal itibarın, bir insanın değerini belirleyen ölçüt olmaması gerektiği fikri, günümüzde de eğitim ve toplumsal ilişkilerde ihlas ve adil davranışı teşvik eden bir ilke olarak düşünülebilir.
AI analysis — not a fatwa or ruling, not yet reviewed by a scholar