وَمَن يَهْدِ ٱللَّهُ فَهُوَ ٱلْمُهْتَدِ وَمَن يُضْلِلْ فَلَن تَجِدَ لَهُمْ أَوْلِيَآءَ مِن دُونِهِۦ وَنَحْشُرُهُمْ يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ عَلَىٰ وُجُوهِهِمْ عُمْيًا وَبُكْمًا وَصُمًّا مَّأْوَىٰهُمْ جَهَنَّمُ كُلَّمَا خَبَتْ زِدْنَٰهُمْ سَعِيرًا

“And he whom Allah guideth, he is led aright; while, as for him whom He sendeth astray, for them thou wilt find no protecting friends beside Him, and We shall assemble them on the Day of Resurrection on their faces, blind, dumb and deaf; their habitation will be hell; whenever it abateth, We increase the flame for them.” — M. M. Pickthall

Tafsirs

AI-generated
Taberî9-10. c.✓ Citation verified

Taberî'ye göre Allah'ın hidayete erdirdiği kişi gerçek anlamda doğru yolu bulmuş olan kişidir, çünkü hidayet Allah'ın elindedir; başkasının onu hidayete erdirdiği söylenemez. Ayrıca ayette geçen 'a'mâ, bukmâ, summâ' ifadeleri kâfirlerin kıyamet günü kabirlerden sonra toplanırken kör, dilsiz ve sağır olarak haşredilmelerini ifade eder; bukm kelimesi dilsizlik (haraset), summ kelimesi ise sağırlık anlamındadır. Cehennem ateşinin sönmesi (خبوها) ile ilgili rivayetlerde, ateşin onları yaktıktan sonra kor haline geldiği, sonra yeniden yeni bir bedenle yaratıldıklarında ateşin tekrar alevlendiği belirtilir.

ونجمعهم بموقف القيامة من بعد تفرقهم في القبور عند قيام الساعة وهو جمع أبكم، ويعني بالبكم: الخرس
Zemahşerî12. c.✓ Citation verified

Zemahşerî'ye göre kıyamet gününde kâfirlerin kör haşredilmesi, onların dünyadaki halinin bir yansımasıdır: dünyada hakkı görmeyip işitmeyen ve gerçeği konuşmayanlar, ahirette de gözlerini sevindirecek şeyleri görmez, kulaklarını hoş edecek şeyleri işitmez ve kabul görecek sözü söyleyemezler. Bu müfessir ayrıca bir başka ihtimal olarak, duyuları iptal edilmiş halde mahşer yerinden ateşe sevk edildikten sonra, hesap sonrasında görme ve konuşma yetilerinin geri verilebileceğini, nitekim başka bir ayette derilerinin yanıp yenilendiği gibi bunun tekrarlandığını aktarır. Metin, körlüğün dünyadaki inkâr ve ibret gözüyle bakmamanın bir cezası olarak ahirette de devam ettirileceğini vurgular.

ومن كان في هذه أعمى فهو في الآخرة أعمى . ويجوز أن يحشروا مؤفي الحواس من الموقف إلى النار بعد الحساب
Fahreddin er-Râzî12-13. c.✓ Citation verified

Bu müfessire göre 'a'mâ' (kör) kelimesi haşirde birden fazla şekilde yorumlanmıştır: bazıları bunu gerçek görme kaybı olarak (mahşerde önce basiret sahibi olup sonra kör olma) anlamış, bazıları ise Mücahid, Dahhak, Mukatil ve İbn Abbas'tan gelen rivayetle 'hüccetten kör olma' (delile karşı kör olma) şeklinde açıklamıştır. Kadî (Ebu Bekir el-Bakıllânî/Cübbâî) bu ikinci görüşü zayıf bulmuş, çünkü kıyamet günü Allah'ın hakkı batıldan ayırt edecek şekilde herkese bildireceğini, dolayısıyla bu tabirin ancak mecazi olarak kullanılabileceğini ve asıl kastın dünyadaki durumlarına işaret olduğunu belirtmiştir. Ayrıca körlerin yüzleri üzerinde nasıl yürüyebilecekleri sorusuna, yüzleri üzerinde sürüklenecekleri şeklinde cevap verilmiştir.

قال القاضي : هذا القول ضعيف لأن في القيامة لا بد أن يعلمهم الله تعالى بطلان ما كانوا عليه حتى يتميز لهم الحق من الباطل ، ومن هذا حاله لا يوصف بذلك إلا مجازا ، والمراد به أنه كان من قبل ذلك كذلك
Kurtubî13. c.✓ Citation verified

Kurtubî, kafirlerin kıyamet günü yüzleri üzerinde sürüklenerek cehenneme götürüleceğini, bunun dünyada birine aşırı hakaret ve azap edilirken yapılan muameleye benzediğini belirtir. Kör, sağır ve dilsiz olmalarıyla ilgili ise, bunların ya duyularının baki kalıp kendilerini kurtaracak bir söz söylemekten ve fayda görmekten mahrum kalmaları anlamında olduğunu, ya da cehenneme girdiklerinde gerçekten görme, işitme ve konuşma yetilerini kaybedeceklerini aktarır. Bu son görüşe göre önce ateşi görürler, feryat ederek konuşurlar ve inleme seslerini işitirler, sonra bu duyuları tamamen söner.

أليس الذي أمشاه على الرجلين قادرا على أن يمشيه على وجهه يوم القيامة
Beydâvî13. c.✓ Citation verified

Beydâvî'ye göre kâfirler kıyamet günü yüzleri üzerinde yürütülerek/sürüklenerek haşredilirler; kör, sağır ve dilsiz kılınmaları dünyada ayet ve ibretlerle basiret sahibi olmamaları, hakkı işitmekten yüz çevirmeleri ve doğruyu söylemeye yanaşmamalarının cezasıdır. Ateş sönüp derileri ve etleri yandığında Allah bunları yenileyerek azabın sürekli alevlenmesini sağlar; bu, onların yok olduktan sonra yeniden diriltilmeyi yalanlamalarına karşılık, sürekli yok olup yeniden yaratılma cezasına çarptırılmalarıdır.

إن الذي أمشاهم على أقدامهم قادر على أن يمشيهم على وجوههم
İbn Kesîr14. c.✓ Citation verified

İbn Kesîr, kıyamette insanların yüzleri üzerinde haşredilmesiyle ilgili olarak, Hz. Peygamber'in ayaklarıyla yürütenin onları yüzleri üzerinde de yürütmeye kadir olduğunu bildirdiği hadisi nakleder. Ayrıca Ebu Zer'den gelen rivayete göre insanların kıyamette üç grup halinde haşredileceğini; binekli-doyurulmuş-giydirilmiş olanlar, yürüyüp koşanlar ve melekler tarafından yüzleri üzerinde sürüklenip ateşe götürülenler olarak sınıflandırıldığını aktarır. Kör, dilsiz ve sağır olarak haşredilmelerinin ise dünyada hakka karşı kör, dilsiz ve sağır olmalarının bir cezası olduğunu belirtir.

الذي أمشاهم على أرجلهم قادر علىأن يمشيهم على وجوههم

Comparison

Common ground

Tüm müfessirler kâfirlerin kıyamette yüzleri üzerinde sürüklenerek haşredilmesini ve kör-sağır-dilsiz sıfatlarının dünyadaki hakka karşı kapalılıklarının bir cezası/yansıması olduğunu kabul eder; ayrıca ateşin sönüp yeniden alevlenmesi meselesinde bedenlerin/derilerin yenilenerek azabın sürekliliğinin sağlandığı ortak vurgudur.

Differences

Taberî ve İbn Kesîr daha çok sahâbe-tabiîn rivayetlerine (İbn Abbas, Katâde, Mücahid, hadisler) dayanarak nakilci bir yöntem izlerken; Zemahşerî ve Beydâvî dünyadaki tutum ile ahiretteki ceza arasında belâgat temelli bir mütenasiplik kurar. Râzî ise kelamcı bir tartışma yürüterek 'kör olma'nın gerçek mi mecazi mi olduğunu Kadî'nin itirazıyla birlikte tartışır; Kurtubî ise rivayet ile dilsel tahlili birleştirip duyuların tamamen mi yoksa kısmen mi kaybolacağı konusunda iki ihtimali birlikte sunar.

Historical context

Erken dönem müfessirlerde (Taberî) rivayet ağırlıklı, sahâbe naklini önceleyen bir okuma görülürken, sonraki dönemlerde (Zemahşerî, Râzî) dil/belâgat ve kelamî istidlal ön plana çıkmış, daha sonraki müfessirler (Kurtubî, Beydâvî, İbn Kesîr) bu birikimi rivayet ve anlam analizini birleştirerek sentezlemiştir; temel mesaj (hakka karşı kapalılığın cezası) dönemler boyunca sabit kalmıştır.

Modern connection

Bu okuma, insanın dünyada gerçeğe göz, kulak ve dil açık tutmasının önemine dikkat çeker; ilim ile vicdanın birlikte işlemesi, hakikate karşı duyarlılığın kaybedilmemesi gerektiği hatırlatılabilir. Bu bağlamda kişisel ahlak ve toplumsal ilişkilerde hakkı görüp işitmeye açık olmak, ihlasla doğruyu arama ve sabırla anlamaya çalışma tutumu güncel bir ders olarak düşünülebilir.

AI analysis — not a fatwa or ruling, not yet reviewed by a scholar