وَلَا تَقْتُلُوٓا۟ أَوْلَٰدَكُمْ خَشْيَةَ إِمْلَٰقٍ نَّحْنُ نَرْزُقُهُمْ وَإِيَّاكُمْ إِنَّ قَتْلَهُمْ كَانَ خِطْـًٔا كَبِيرًا

“Slay not your children, fearing a fall to poverty, We shall provide for them and for you. Lo! the slaying of them is great sin.” — M. M. Pickthall

Tafsirs

AI-generated
Zemahşerî12. c.✓ Citation verified

Zemahşerî'ye göre bu ayette Allah, çocukları yoksulluk (imlâk) korkusuyla öldürmeyi, özellikle kız çocuklarının diri diri toprağa gömülmesi (ve'd) âdetini yasaklamış ve rızıklarını üzerine aldığını bildirmiştir. Araplar meleklerin Allah'ın kızları olduğuna inandıkları için kızları Allah'a nispet edip erkek çocuklarına üstün tutmaları gerekirken tam tersine onları öldürüyorlardı; Zemahşerî ayrıca bu vahşi âdete karşı çıkan Sa'sa'a b. Nâciye örneğini ve Ferazdak'ın buna dair beytini zikreder.

قتلهم أولادهم : هو وأدهم بناتهم ، كانوا يئدونهن خشية الفاقة وهي الاملاق ، فنهاهم الله وضمن لهم أرزاقهم
Fahreddin er-Râzî12-13. c.✓ Citation verified

Râzî bu ayeti çocuk öldürmenin (özellikle kız çocuklarının vahşice diri diri gömülmesinin) yasaklanması bağlamında ele alır. Araplar kızları ya kıskançlık, ya da fakirlik korkusuyla öldürüyorlardı; Allah bu ayette rızkın kendisine ait olduğunu hatırlatarak fakirlik gerekçesini geçersiz kılmakta ve çocuklara iyilik etmenin (bir) beşinci tür itaat olduğunu göstermektedir. Ayrıca kıyamet günü öldürülen kız çocuğuna günahının sorulmasının, katiline yönelik bir kınama (tebkît) olduğunu belirtir.

والمراد منه النهي عن الوأد ، إذ كانوا يدفنون البنات أحياء ، بعضهم للغيرة ، وبعضهم خوف الفقر ، وهو السبب الغالب ، فبين تعالى فساد هذه العلة بقوله
İbn Kesîr14. c.✓ Citation verified

İbn Kesîr, çocukların rızkının önce zikredilmesini, ailelerin geçim kaygısını gidermeye yönelik bir vurgu olarak açıklar. Bir ayette rızık henüz gerçekleşmemişken 'nahnu nerzukuhum' denilerek fakirlikten korkma nedeniyle çocuk öldürmenin yasaklandığını, diğer ayette ise fakirlik zaten mevcut olduğu için sonradan fakir düşme korkusunun söz konusu olduğunu ve bu yüzden rızık kaygısının öne alındığını belirtir. Ayrıca 'seyyien' kelimesinin farklı kıraatlerine göre anlamının değiştiğini, mürsel okunuşta bunun Allah katında sevilmeyen büyük bir günah olduğunu, muzâf (izafetli) okunuşta ise önceki zikredilenlerin tümünü kapsadığını ifade eder.

فلما كان الفقر حاصلا قال أي خوف أن تفتقروا في ثاني الحال ولهذا قدم الإهتمام برزقهم
Beydâvî13. c.✓ Citation verified

Beydâvî'ye göre bu ayet, cahiliye Araplarının fakirlik korkusuyla çocuklarını, özellikle kız çocuklarını (ve'd) öldürme âdetini yasaklamaktadır. Allah bu fiili nehyetmiş ve karşılığında hem çocukların hem ebeveynlerin rızkını üstlendiğini bildirmiştir. Bu öldürme fiili, neslin kesilmesine ve türün devamının kesintiye uğramasına sebep olduğu için 'büyük hata/günah' olarak nitelendirilmiştir.

وقتلهم أولادهم هو وأدهم بناتهم مخافة الفقر فنهاهم عنه وضمن لهم أرزاقهم فقال: نحن نرزقهم وإياكم إن قتلهم كان خطأ كبيرا ذنبا كبيرا لما فيه من قطع التناسل وانقطاع النوع
Taberî9-10. c.✓ Citation verified

Taberî, çocuk öldürme âyetindeki 'خوف إقتار وفقر' ifadesinin Arapların cahiliyede kızlarını, onlara bakmanın getireceği fakirlik ve yoksulluk korkusuyla öldürmelerine işaret ettiğini belirtir. Ayrıca âyette geçen 'خطأ/خطئا' kelimesinin okunuşları arasındaki farkı tartışır ve bu öldürmenin kasıtlı işlendiğini, dolayısıyla kelimenin 'hata' değil 'günah/hatiyye' anlamında olduğunu savunur.

وقد كان أهل الجاهلية يقتلون أولادهم خشية الفاقة

Comparison

Common ground

Tüm müfessirler ayeti cahiliye dönemi çocuk öldürme, özellikle kız çocuklarının fakirlik korkusuyla öldürülmesi (ve'd) âdetinin yasaklanması bağlamında okur; Allah'ın rızkı üstüne aldığını bildirerek bu gerekçeyi geçersiz kıldığı ve öldürme fiilinin büyük bir günah/hata olarak nitelendirildiği konusunda birleşirler. Kıraat farklılıklarının (hataen/hıt'e vb.) anlam üzerindeki etkisi de ortak bir inceleme konusudur.

Differences

Zemahşerî ve Beydâvî dil/belağat tahliline ve tarihi-edebi şahitlere (Ferazdak beyti, Sa'sa'a örneği) ağırlık verirken; Taberî rivayet zincirlerine (Katade, Mücahid, İbn Abbas) dayanarak kelimenin 'kasıtlı günah' anlamında olduğunu vurgular. İbn Kesîr farklı ayetlerdeki rızık zikrinin sırasını bağlamsal fark üzerinden açıklarken, Râzî ayetin öncesi-sonrasıyla nazım ilişkisi kurarak ahlaki/itaat boyutuna (beşinci itaat türü) dikkat çeker.

Historical context

En eski müfessir Taberî rivayet odaklı bir yöntemle meseleyi tarihi bağlama yerleştirirken, sonraki müfessirler (Zemahşerî, Râzî, Beydâvî, İbn Kesîr) zamanla dil/belağat ve kıraat analizini daha sistematik hale getirmiş, ayetin edebi ve ahlaki katmanlarını derinleştirmiştir; temel yasaklama teması ve tarihi bağlam sabit kalmıştır.

Modern connection

Bu ayet, çocuklara yönelik sorumluluk bilincinin ve aile içi merhametin kaygı ya da maddi zorluk gerekçesiyle zedelenmemesi gerektiğine dair bir hatırlatma olarak okunabilir. Rızkın güvenceye bağlanması, toplumsal dayanışma ve aile içinde şefkatin öncelenmesi teması üzerinden günümüzdeki aile ve toplum ilişkilerine ihtiyatlı bir çağrışım yapabilir. Ayrıca farklı kıraat ve yorumların bir arada aktarılması, ilmi meselelerde çoklu bakış açısına açık olmanın kıymetine dair dolaylı bir örnek sunar.

AI analysis — not a fatwa or ruling, not yet reviewed by a scholar