وَإِذَا رَءَا ٱلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ ٱلْعَذَابَ فَلَا يُخَفَّفُ عَنْهُمْ وَلَا هُمْ يُنظَرُونَ

“And when those who did wrong behold the doom, it will not be made light for them, nor will they be reprieved.” — M. M. Pickthall

Tafsirs

AI-generated
Taberî9-10. c.✓ Citation verified

Taberî'ye göre bu ayet, seni yalanlayanların ve senin peygamberliğini inkâr edenlerin, senin kavminin müşrikleriyle aynı yol üzerinde olan diğer ümmetlerin, Allah'ın azabını gözle görecekleri anı anlatır. Onlara özür beyan etmeleri için izin verilmeyecek, dolayısıyla ileri sürecekleri hiçbir mazeret azabı hafifletmeyecektir.

فلا ينجيهم من عذاب الله شيء، لأنهم لا يؤذن لهم فيعتذرون فيخفف عنهم العذاب بالعذر الذي يدعونه
Kurtubî13. c.✓ Citation verified

Bu müfessire göre metinde geçen ifade, kişilerin cehennem azabına girmek suretiyle o azaba ortak/dahil olduklarını anlatmaktadır. Yani 'أشركوا' fiili, onların cehenneme girerek azabı paylaştıklarını ifade eder.

أي أشركوا ( العذاب ) أي عذاب جهنم بالدخول فيها
İbn Kesîr14. c.✓ Citation verified

Bu müfessire göre metinde geçen zamir müşriklere işaret etmektedir ve azabın onlardan bir an bile hafifletilmeyeceği belirtilmektedir.

أي الذين أشركوا أي لا يفتر عنهم ساعة واحدة
Fahreddin er-Râzî12-13. c.✓ Citation verified

Bu müfessire göre müşrikler azabı görüp ona ulaştıklarında, kendilerinden azap hafifletilmez ve kendilerine mühlet de verilmez; çünkü o noktada artık tövbe imkânı ortadan kalkmıştır. Bu durum, kelamcıların azabın herhangi bir fayda kırıntısından tamamen arınmış olması gerektiği görüşüyle temellendirilir.

لأن التوبة هناك غير موجودة
Beydâvî13. c.✓ Citation verified

Bu müfessire göre kıyamet günü zulmedenler azabı gördüklerinde kendilerine hafifletme veya süre tanınmaz. Müşrikler ortaklarını (putlarını veya kendilerini küfre sürükleyen şeytanları) gördüklerinde onları Allah'a şirk koştuklarına dair suçlarını itiraf ederler ya da azabın paylaşılmasını isterler; fakat ortakları kendilerine 'siz yalancısınız' diye cevap verir. Bu cevap, ya onların Allah'a ortak olduklarını yalanlamak ya da gerçekte kendilerine tapılmadığını, insanların kendi heveslerine taptığını ifade eder.

فألقوا إليهم القول إنكم لكاذبون

Comparison

Common ground

Tüm müfessirler ayetin, azabı gören müşrik/inkarcıların kendilerinden azabın hafifletilmeyeceği ve mazeret/mühlet imkânının kalmadığı bir anı tasvir ettiği noktasında birleşir.

Differences

Taberî bağlamsal okumayla ayeti peygamberi yalanlayan ümmetler geneline bağlarken, Kurtubî 'أشركوا' fiilinin dilsel tahliliyle azaba ortak olma/dahil olma anlamına odaklanır. İbn Kesîr zamirin merciini netleştirmeye çalışır, Râzî ise kelami bir çıkarımla azabın faydadan tamamen arınmış olması gerektiği ilkesini işler. Beydâvî ise ayeti başka ayetlerle karşılaştırarak putların/ortakların müşrikleri yalanlaması temasını ekler; bu farklar dönemsel yöntem farklılıklarından (rivayet, dil, kelam, mukayeseli tefsir) kaynaklanır.

Historical context

Erken dönem tefsiri (Taberî) rivayet ve bağlama dayanırken, sonraki dönemlerde dil tahlili (Kurtubî, İbn Kesîr) ve kelami/mukayeseli yaklaşımlar (Râzî, Beydâvî) devreye girmiş; temel mesaj sabit kalmış, izah yöntemleri zenginleşmiştir.

Modern connection

Bu ayet, insanın seçimlerinin sonuçlarından kaçamayacağı gerçeğini hatırlatarak bireyi bugünden sorumluluk bilinciyle yaşamaya, ihlasla ve doğrulukla hareket etmeye davet eder. Mazeretlerin bir gün geçerliliğini yitirebileceği düşüncesi, kişiyi ahlaki tutarlılık ve sabırlı bir iç muhasebeye yöneltebilir.

AI analysis — not a fatwa or ruling, not yet reviewed by a scholar