أَفَأَمِنَ ٱلَّذِينَ مَكَرُوا۟ ٱلسَّيِّـَٔاتِ أَن يَخْسِفَ ٱللَّهُ بِهِمُ ٱلْأَرْضَ أَوْ يَأْتِيَهُمُ ٱلْعَذَابُ مِنْ حَيْثُ لَا يَشْعُرُونَ

“Are they who plan ill-deeds then secure that Allah will not cause the earth to swallow them, or that the doom will not come on them whence they know not?” — M. M. Pickthall

Tafsirs

AI-generated
Taberî9-10. c.✓ Citation verified

Taberî'ye göre ayet, Kureyş müşriklerinden Rasûlullah'ın ashabına zulmeden ve onları dinlerinden döndürmeye çalışanların, Allah'ın kendilerini yere batırmasından veya beklemedikleri bir yerden azap getirmesinden emin olup olmadıklarını sorgulamaktadır. Mücahid'e göre ise bu ifadeyle özellikle Nemrûd b. Kenân kastedilmiştir.

أفأمن الذين ظلموا المؤمنين من أصحاب رسول الله صلى الله عليه وسلم، فراموا أن يفتنوهم عن دينهم من مشركي قريش الذين قالوا إذ قيل لهم ماذا أنزل ربكم: أساطير الأولين
Zemahşerî12. c.✓ Citation verified

Zemahşerî'ye göre bu ifadedeki 'kötü tuzaklar' Mekke halkını ve onların Hz. Peygamber'e karşı kurdukları tuzağı işaret etmektedir. Yani ayette geçen mekr, özellikle Mekkelilerin Resûlullah'a yönelik entrikalarına bir atıftır.

أي المكرات السيئات ، وهم أهل مكة ، وما مكروا به رسول الله صلى الله عليه وسلم
Fahreddin er-Râzî12-13. c.✓ Citation verified

Râzî'ye göre ayetteki 'mekr' kelimesi, gizli biçimde fesat için çalışma anlamına gelir ve burada kastedilen Mekkeliler ile Medine çevresindekilerin Peygamber ve ashabına gizlice zarar verme girişimleridir. Kelbî'nin bunu Allah'tan başkasına ibadetle meşguliyet olarak yorumlamasına karşın, Râzî bu grubun peygambere ve sahabesine gizlice eziyet etme çabası olduğu görüşünü daha uygun bulur. Devamında Allah'ın onları tehdit ettiği dört husustan bahsedilir: yerin onları yutması, ansızın azabın gelmesi, hareket halindeyken yakalanmaları ve kaçamayacakları belirtilir.

والأقرب أن المراد سعيهم في إيذاء الرسول صلى الله عليه وسلم وأصحابه على سبيل الخفية
Kurtubî13. c.✓ Citation verified

Kurtubî'ye göre bu ayet, İslam'ı iptal etmek için hile yapan müşrikler için bir tehdittir (vaîd). Buradaki istifham inkâr anlamındadır; yani onların, Lut kavmine ve diğer yalanlayıcı toplumlara yapıldığı gibi kendilerine de bir ceza gelmesinden emin olmamaları gerektiği vurgulanır. Ayrıca bunun Bedir günü anlamına da gelebileceği, o gün hiç hesapta olmayan bir şekilde helak olduklarına işaret edildiği belirtilmiştir.

والاستفهام بمعنى الإنكار أي يجب ألا يأمنوا عقوبة تلحقهم كما لحقت المكذبين كما فعل بقوم لوط وغيرهم وقيل : يريد يوم بدر فإنهم أهلكوا ذلك اليوم ولم يكن شيء منه في حسابهم
Beydâvî13. c.✓ Citation verified

Beydâvî'ye göre ayet, kötü tuzaklar kuranların Allah'ın kendilerini yerin dibine geçirmesinden, ansızın gelecek bir azaptan veya sefer/ticaret hallerinde kıskıvrak yakalanmaktan güvende olamayacaklarını bildirir. Bu tuzak kuranlar, peygamberlerin helakine çalışanlar veya Hz. Peygamber'e (s.a.v.) tuzak kurup ashabını imandan çevirmeye çalışanlar olarak yorumlanır. Yere geçirilme örneği Karun, ansızın gelen azap örneği ise Lut kavmi ile ilişkilendirilir.

أفأمن الذين مكروا السيئات أي المكرات السيئات وهم الذين احتالوا لهلاك الأنبياء، أو الذين مكروا برسول الله صلى الله عليه وسلم وراموا صد أصحابه عن الإيمان

Comparison

Common ground

Tüm müfessirler ayetteki 'mekr' (tuzak/hile) ifadesini Peygamber'e ve ashabına düşmanlık besleyen, onları dinden döndürmeye veya zarar vermeye çalışan kişilerle ilişkilendirir. Ayrıca hepsi ayetteki tehdidin (yere batırılma, ansızın azap gelmesi vb.) bir uyarı/vaîd niteliği taşıdığını kabul eder ve geçmiş kavimlerin (Lut kavmi, Karun, Nemrûd gibi) örnekliğine başvurulduğunu vurgular.

Differences

Taberî bağlamı Kureyş müşrikleriyle sınırlarken Mücahid'den nakille Nemrûd'a özel bir atıf da nakleder. Zemahşerî ve Râzî tuzağı daha çok Mekkelilerin gizli entrikalarına indirger; Râzî ayrıca Kelbî'nin 'başka ilahlara ibadetle meşguliyet' yorumunu zikredip kendi tercihini gerekçelendirir. Kurtubî istifhamın inkâr anlamına dikkat çekerek olayı Bedir günüyle ilişkilendirirken, Beydâvî örnekleri sistematik biçimde Karun ve Lut kavmiyle eşleştirir. Bu farklılıklar, müfessirlerin dil/belağat, rivayet ve tarihsel bağlam arasında farklı ağırlıklar vermesinden kaynaklanır.

Historical context

Erken dönem müfessir Taberî rivayet ağırlıklı bir yaklaşım sergilerken, sonraki dönemlerde Zemahşerî ve Râzî'de dilbilimsel/belağî tahlil ön plana çıkar. Kurtubî ve Beydâvî ise hem dil hem tarihsel kıssalarla ayeti daha sistematik bir çerçeveye oturtur. Temel mesaj -zulüm ve tuzak kuranların Allah'ın takdirinden emin olamayacağı- tüm dönemlerde sabit kalmış, sadece açıklama yöntemi ve örnekler zenginleşmiştir.

Modern connection

Bu ayet, haksızlık ve gizli kötülük planlarının er ya da geç bir karşılık bulacağı fikrini hatırlatarak bireyin ahlaki sorumluluğuna dikkat çekebilir. Günümüzde bu, kişinin kendi niyet ve davranışlarını sürekli sorgulaması, adaletli ve ihlaslı bir tutum benimsemesi için bir teşvik olarak düşünülebilir. Toplumsal ilişkilerde hile ve tuzak yerine dürüstlük ve dayanışmayı önceleyen bir yaklaşım, bu okumadan çıkarılabilecek yapıcı bir derstir.

AI analysis — not a fatwa or ruling, not yet reviewed by a scholar