إِن تَحْرِصْ عَلَىٰ هُدَىٰهُمْ فَإِنَّ ٱللَّهَ لَا يَهْدِى مَن يُضِلُّ وَمَا لَهُم مِّن نَّٰصِرِينَ

“Even if thou (O Muhammad) desirest their right guidance, still Allah assuredly will not guide him who misleadeth. Such have no helpers.” — M. M. Pickthall

Tafsirs

AI-generated
Zemahşerî12. c.✓ Citation verified

Zemahşerî'ye göre bu ayet, kureyş'in inatçılığını ve Hz. Peygamber'in onların iman etmesine olan hırsını konu almaktadır. Bunlar dalaletin haklarında sabit olduğu bir kesimdendir ve Allah'ın kendilerini hüsrana uğrattığı kimseye lütufta bulunmayacağını, çünkü bunun abes olacağını, Allah'ın ise abesten münezzeh olduğunu belirtir. Ayrıca 'lâ yehdî' kıraatine göre bunun anlamı, ne Hz. Peygamber'in ne de başka birinin, Allah'ın hüsrana uğrattığı kişiyi hidayete erdirmeye güç yetiremeyeceğidir.

وعرفه أنهم من قسم من حقت عليه الضلالة ، وأنه أي لا يلطف بمن يخذل ، لأنه عبث ، والله تعالى متعال عن العبث ؛ لأنه من قبيل القبائح التي لا تجوز عليه . وقرىء : ( لا يهدى ) أي : لا تقدر أنت ولا أحد على هدايته وقد خذله الله
Fahreddin er-Râzî12-13. c.✓ Citation verified

Râzî bu ayette geçen fiilin kıraat farklılıklarını ele alır: Âsım, Hamza ve Kisâî 'يَهْدَى' şeklinde okumuşlardır ki bu ya 'Allah'ın dalalete düşürdüğü kimseyi doğru yola iletmeyeceği' ya da 'يهدي fiilinin يهتدي (hidayet bulmak) anlamında kullanıldığı' şeklinde iki vecihle açıklanmıştır. Diğer kıraatte ise 'لا يهدي من يضل' ifadesindeki 'men' isminin sonuna hazfedilmiş bir zamir takdir edilerek anlam 'Allah'ın dalalete düşürdüğü kimseyi hidayete erdirmeyeceği' şeklinde tamamlanmıştır.

أما القراءة الأولى : ففيها وجهان : الأول : فإن الله لا يرشد أحدا أضله ، وبهذا فسره ابن عباس رضي الله عنهما . والثاني : أن يهدي بمعنى يهتدي . قال الفراء : العرب تقول : قد هدى الرجل يريدون قد اهتدى
Kurtubî13. c.✓ Citation verified

Kurtubî bu ayette geçen fiilin okunuş biçimlerine göre anlamın değiştiğini gösterir: 'lâ yehdî' okuyuşuna göre anlam 'Allah'ın dalâlete düşürdüğü kimseyi (Peygamber de olsa) doğru yola iletemez' şeklindedir; Ferrâ'ya göre bu fiil 'yehtedî' (hidayet bulur) manasında da olabilir. Diğer kıraat olan 'lâ yühdâ' okuyuşuna göre ise anlam 'Allah'ın saptırdığı kimseye hiçbir hâdi/yol gösterici bulunmaz' şeklinde olup buna 'men yudlilillâhu felâ hâdiye leh' ayeti delil gösterilmiştir.

وقرأ الباقون لا يهدى بضم الياء وفتح الدال واختاره أبو عبيد وأبو حاتم على معنى من أضله الله لم يهده هاد دليله قوله : من يضلل الله فلا هادي له
İbn Kesîr14. c.✓ Citation verified

İbn Kesîr'e göre bu metinde ayet, Allah'ın saptırdığı kimseyi O'ndan başka hiç kimsenin doğru yola iletemeyeceğini bildirmektedir. Metin, 'kim onu Allah'tan sonra hidayete erdirebilir' sorusunun cevabının 'hiç kimse' olduğunu belirtir.

من أضله فمن ذا الذي يهديه من بعد الله أي لا أحد
Beydâvî13. c.✓ Citation verified

Beydâvî'ye göre, Peygamber onların hidayetine ne kadar hırs gösterse de, Allah dalâletini istediği kimseye hidayet vermez; bu kişiler kendilerine yardım edip azabı def edecek kimseden de mahrumdurlar. Ayrıca müşriklerin yeminler ederek ölülerin diriltilmesini inkâr etmeleri, tevhidi inkâr ettikleri gibi bâs'ı da inkâr ettiklerini gösterir; Allah 'بلى' ifadesiyle bu inkârı en güzel şekilde reddetmiştir. Çoğu insanın bilmemesi ise ya hikmetin gereğini bilmemekten ya da alışılmışa kıyasla bâs'ı imkânsız zannetmekten kaynaklanır.

إن تحرص يا محمد. على هداهم فإن الله لا يهدي من يضل من يريد ضلاله وهو المعني بمن حقت عليه الضلالة.
Taberî9-10. c.✓ Citation verified

Taberî bu ayette 'يهدي/يضل' fiillerinin okunuşunda kıraat farklılıklarını ele alır. Kûfe kıraatinde 'يهدي' fetha ile, 'يضل' ötre ile okunur ve bu, 'Allah'ın saptırdığı kimse hidayete gelmez' veya 'Allah saptırdığı kimseyi hidayete iletmez' şeklinde yorumlanır. Medine, Şam ve Basra kıraatinde ise 'لا يهدى' şeklinde okunur ve bu, 'Allah'ın saptırdığı kimse için hiçbir hidayet edici yoktur' anlamına gelir; Taberî bu ikinci kıraati Arap dilinde daha yaygın ve daha faydalı bir anlam taşıdığı için tercih eder.

وهذه القراءة أولى القراءتين عندي بالصواب، لأن يهدي بمعنى يهتدى قليل في كلام العرب غير مستفيض

Comparison

Common ground

Tüm müfessirler ayetin merkezine 'yehdî/yühdâ' fiilinin kıraat farklılıklarını koyar ve ortak sonuç olarak Allah'ın saptırdığı kimseyi Peygamber dahil hiç kimsenin hidayete erdiremeyeceği fikrinde birleşirler. İbn Kesîr ve Beydâvî de bunu destekler biçimde Hz. Peygamber'in inatçı müşrikleri iman ettirme hırsının bu ilahi yasayla sınırlandığını vurgular.

Differences

Zemahşerî meseleyi kelamî bir ilkeye (Allah'ın abesten münezzeh olması) bağlarken, Taberî ve Kurtubî kıraat farklarının dilbilimsel-gramatik temellerini detaylandırıp Taberî açıkça 'lâ yühdâ' kıraatini Arap dilindeki yaygınlığı sebebiyle tercih eder. Râzî iki kıraati de iki farklı vecihle açıklayarak bir rivayete (İbn Abbas) de yer verir. Beydâvî ise ayeti öncesiyle bağlamsal olarak ilişkilendirip müşriklerin bâs (yeniden diriliş) inkârına dair ayrı bir boyut ekler; İbn Kesîr ise sadece soru-cevap yapısının belâgat inceliğine odaklanır.

Historical context

Taberî'den Beydâvî'ye uzanan süreçte kıraat farklılıklarının dilbilimsel temelli tartışılması sabit kalmış, ancak zamanla (Zemahşerî ve Râzî ile) kelamî/itikadî çıkarımlar ve bağlamsal-belâgat okumaları bu dilbilimsel temele eklenerek tefsir daha çok katmanlı hale gelmiştir; temel anlam çerçevesi değişmemiştir.

Modern connection

Bu karşılaştırmalı okuma, insanın başkalarını doğru yola yöneltme çabasında sabır ve ihlasla hareket etmesinin, sonucun kendi elinde olmadığını bilerek yapılan bir hizmet anlayışıyla birleşmesi gerektiğini hatırlatabilir. Farklı kıraatlerin aynı temel gerçeğe farklı dilsel kapılardan ulaşması, ilim ve dil çalışmalarının imanı derinleştirmede nasıl tamamlayıcı bir rol oynayabileceğine dair bir örnek sunar. Bu da toplumsal ilişkilerde başkalarını ikna etme çabasının, kibirden uzak, sabırlı ve hoşgörülü bir tutumla sürdürülmesi gerektiğine dair genel bir teşvik olarak düşünülebilir.

AI analysis — not a fatwa or ruling, not yet reviewed by a scholar