فَٱصْدَعْ بِمَا تُؤْمَرُ وَأَعْرِضْ عَنِ ٱلْمُشْرِكِينَ

“So proclaim that which thou art commanded, and withdraw from the idolaters.” — M. M. Pickthall

Tafsirs

AI-generated
Zemahşerî12. c.✓ Citation verified

Zemahşerî'ye göre 'fasda' ile emredileni açıkça söyleme, ilan etme ve yüksek sesle tebliğ etme kastedilmektedir; bu kullanım Arapçada 'sadea bi'l-hucceti' (delili açıkça, yüksek sesle söylemek) ifadesiyle aynı kökten gelir. Ayrıca bir başka görüşe göre 'fasda', emredilen şeriat hükümleriyle hak ile batılı ayırma anlamına gelir; burada car harfi hazfedilmiştir. 'Ma' kelimesinin mastariyye olma ihtimali de zikredilmiştir.

فاجهر به وأظهره . يقال : صدع بالحجة إذا تكلم بها جهارا ، كقولك : صرح بها ، من الصديع وهو الفجر ، والصدع في الزجاجة : الإبانة . وقيل : { فاصدع } فافرق بين الحق والباطل بما تؤمر
Kurtubî13. c.✓ Citation verified

Kurtubî, 'fasda' bi-mâ tü'mer' emrini, Allah'ın sana emrettiği risaleti bütün mahlukata tebliğ et ve dinini açıkça göster şeklinde açıklar. Ayrıca 'sad' kelimesinin asıl anlamının 'ayırma' ve 'yarma' olduğunu belirtip, bazı görüşlere göre bu ifadenin kâfirlerin topluluğunu ve birliğini bölmek, onları tevhide davet ederek aralarında ayrılık meydana getirmek anlamına geldiğini nakleder.

وقيل : فاصدع بما تؤمر أي فرق جمعهم وكلمتهم بأن تدعوهم إلى التوحيد فإنهم يتفرقون بأن يجيب البعض فيرجع على هذا إلى صدع جماعة الكفار
İbn Kesîr14. c.✓ Citation verified

İbn Kesîr'e göre bu ayette geçen emir, Peygamber'in Rabb'inden kendisine indirileni tebliğ etmesini ve bunu yaparken müşriklerin -kendisini Allah'ın ayetlerinden alıkoymak isteyen kimselerin- baskısına dönüp bakmamasını, onlara itibar etmemesini ifade eder. Bir rivayette bu durumun Peygamber'in ve ashabının (hicret veya bir olay bağlamında) dışarı çıkmasıyla ilişkilendirildiği belirtilmektedir.

أي بلغ ما أنزل إليك من ربك وتلتفت إلى المشركين الذين يريدون أن يصدوك عن آيات الله
Beydâvî13. c.✓ Citation verified

Beydâvî'ye göre 'fasda' bi-mâ tü'mer' ifadesi, emrolunduğun şeyi açıkça söyle, cehren ilan et anlamına gelir; bu, sözü delille açıkça ortaya koyma anlamındaki 'sada'a' kökünden gelir. Alternatif olarak bu ifade, hak ile batılı ayırma, açığa çıkarma ve ayırt etme anlamına da gelebilir. 'Mâ' harfi mesderiyye veya mevsûle olabilir ve emrolunan şeyin şeriat hükümleri olduğu belirtilir; ayrıca müşriklerden yüz çevirip onların sözlerine iltifat edilmemesi öğütlenir.

فاصدع بما تؤمر فاجهر به، من صدع بالحجة إذا تكلم بها جهارا، أو فافرق به بين الحق والباطل، وأصله الإبانة والتمييز
Taberî9-10. c.✓ Citation verified

Taberî bu ayeti Allah'ın Peygamber'e (sav) risaletini kavmine ve kendisine gönderildiği herkese tebliğ etmesini emretmesi olarak açıklar. 'Fasda' emrini 'famdı ve efrık' (yürü ve açıkça ortaya koy/ayır) şeklinde yorumlar ve bunu Ebu Zueyb'in şiirindeki 'yasda'u' kelimesinin 'yefrıku' anlamına geldiğine dayandırır. Ayrıca müfessirler arasında bu emrin Kur'an ile, özellikle namazda Kur'an'ı açıktan okumakla (cehr) ilgili olduğuna dair nakiller aktarır.

يعني بقوله: «يصدع» يفرق بالقداح
Fahreddin er-Râzî12-13. c.✓ Citation verified

Râzî'ye göre bu ayette geçen 'fasdaʿ' emri, dildeki 'sadʿ' kelimesinin şakk (yarma) ve fasl (ayırma) anlamına dayanır; buna göre emrolunduğun şeyi açıkça beyan et, ortaya çıkar demektir. Ayrıca 'mâ' kelimesi hakkında iki görüş nakledilir: biri 'mâ'nın 'elletî' anlamında olup emrolunduğun şeriatları kastettiği, diğeri ise mesdariyye olup 'işini ve durumunu açıkça ortaya koy' anlamına geldiğidir. Nakledildiğine göre bu ayet inene kadar Peygamber gizli davet halindeydi.

فاعلم أن معنى الصدع في اللغة الشق والفصل

Comparison

Common ground

Tüm müfessirler 'fasda' kelimesinin kök anlamı olan 'yarma/ayırma' ile 'açıkça söyleme/ilan etme' anlamları arasındaki bağlantıyı vurgular; ayetin Peygamber'e emredilen tebliğin açıktan, gizlilik olmaksızın yapılması gerektiğine işaret ettiği konusunda hemfikirdirler. Ayrıca 'mâ' kelimesinin mastariyye veya mevsûle olma ihtimali (Zemahşerî, Beydâvî, Râzî) ve emrolunanın şeriat hükümleri/risalet olduğu noktasında ortaklaşırlar.

Differences

Zemahşerî, Kurtubî, Beydâvî ve Râzî esas olarak dil ve belağat tahliline (kök anlam, i'rab ihtimalleri, şiirden istişhad) dayanırken, Taberî ve İbn Kesîr rivayet ve bağlamsal okumayı ön plana çıkarır; Taberî sahâbe-tabiun nakillerini ve şiir istişhadını birleştirir, İbn Kesîr ise olayın tarihsel bağlamına (müşrik baskısı, hicret) odaklanır. Kurtubî ve Beydâvî'de ek olarak 'kâfirlerin birliğini bölme' yorumu öne çıkar; bu farklar büyük ölçüde müfessirlerin yöntemsel ağırlık noktalarından (dilci/belağatçi yaklaşım vs. rivayet ve tarihî bağlam yaklaşımı) kaynaklanır.

Historical context

Taberî (erken dönem) rivayet ağırlıklı bir okuma sunarken sahâbe ve tabiun nakillerini merkeze koyar; sonraki dönemlerde Zemahşerî ve Râzî gibi müfessirlerde dil ve belağat tahlili daha sistematik hale gelmiş, kelime kökü ve i'rab ihtimalleri üzerinde daha ayrıntılı durulmuştur. İbn Kesîr yine rivayete dönerek tarihî bağlamı öne çıkarır, Kurtubî ve Beydâvî ise dilci yaklaşımla rivayetleri harmanlar. Temel anlam (açıkça tebliğ) dönemler boyunca sabit kalmış, yöntemsel vurgular değişmiştir.

Modern connection

Bu ayet, bir görüşü veya değeri savunurken açıklık ve samimiyetin (ihlas) önemine dair genel bir hatırlatma olarak okunabilir; sözü gizlemeden, doğru bildiğini yapıcı bir üslupla ve baskılardan yılmadan ifade etme tutumu günümüzde de eğitim, toplumsal iletişim ve ahlaki duruş bağlamında düşünülebilir. Bu okuma, kişinin çevresindeki olumsuz tepkilere rağmen sabırla ve netlikle doğru bildiğini paylaşmasının önemine dair ihtiyatlı bir çağrışım sunar.

AI analysis — not a fatwa or ruling, not yet reviewed by a scholar