ٱللَّهِ ٱلَّذِى لَهُۥ مَا فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِى ٱلْأَرْضِ وَوَيْلٌ لِّلْكَٰفِرِينَ مِنْ عَذَابٍ شَدِيدٍ
“Allah, unto Whom belongeth whatsoever is in the heavens and whatsoever is in the earth. and woe unto the disbelievers from an awful doom;” — M. M. Pickthall
Taberî9-10. c.✓ Citation verified
Bu metne göre söz konusu vadi, cehennem ehlinin irinlerinin (sadîd) aktığı bir vadidir ve bu, Allah'ın birliğini inkâr edip O'nunla beraber başkasına ibadet edenlerin, Allah'ın şiddetli azabından çekecekleri bir cezadır.
الوادي الذي يسيل من صديد أهل جهنم، لمن جحد وحدانيته وعبد معه غيره، من عذاب الله الشديد
Zemahşerî12. c.✓ Citation verified
Bu müfessire göre ayette geçen 'veyl' ifadesi, kişilerin şiddetli bir azaptan dolayı feryat edip inlemelerini, sızlanmalarını ve 'yâ veylâ' diye bağırmalarını ifade eder. Yani 'veyl' kelimesi, azabın şiddetinden kaynaklanan bir çığlık ve figan anlamı taşımaktadır.
لأن المعنى أنهم يولولون من عذاب شديد ، ويضجون منه ، ويقولون : يا ويلاه
Fahreddin er-Râzî12-13. c.✓ Citation verified
Bu müfessire göre ayet, gökleri ve yeri mülk edinen Allah'ı bırakıp zarar veya fayda vermeye, yaratmaya güç yetiremeyen ve idrak ile fiilden âciz olan varlıklara ibadet edenlerin durumunu anlatır. Bu kimseler şiddetli bir azaptan dolayı feryat edip 'yâ veylâh' diyecekleri için özellikle 'veyl' ifadesiyle nitelenmiştir.
وإنما خص هؤلاء بالويل ، لأن المعنى يولولون من عذاب شديد ويصيحون منه ويقولون يا ويلاه
Kurtubî13. c.✓ Citation verified
Kurtubî, bu ayette geçen 'veyl' kelimesinin anlamının Bakara suresinde daha önce açıklandığını hatırlatır. Ardından Zeccâc'ın görüşünü nakleder: 'veyl' şiddetli azap ve helâk için, yani cehennemdeki azabı ifade etmek için kullanılan bir kelimedir. Bu azabın kapsamı melek, kul ve tüm yaratılmışları içerecek şekilde geneldir.
قد تقدم معنى الويل في البقرة وقال الزجاج : هي كلمة تقال للعذاب والهلكة من عذاب شديد أي في جهنم ملكا وعبدا وخلقا
İbn Kesîr14. c.✓ Citation verified
İbn Kesîr, ayette geçen sıfatın kıraat farklılıklarına göre iki farklı şekilde anlaşılabileceğini belirtir: merfû okunuşta müstakil bir cümle, mecrûr okunuşta ise Allah lafzına sıfat (ıtbâ veya atf-ı beyân) olarak değerlendirilir. Ardından bu kişilerin dünya hayatını ahirete tercih ettiklerini, dünya için çalışıp ahireti unutarak onu arkalarına attıklarını açıklar. Allah'ın ise her ikisinin (dünya ve ahiretin) Rabbi, sahibi ve hükmüne itiraz edilemeyen hâkimi olduğunu vurgular.
ثم وصفهم بأنهم يستحبون الحياة الدنيا على الآخرة أي يقدمونها ويؤثرونها عليها ويعملون للدنيا ونسوا الآخرة وتركوها وراء ظهورهم
Beydâvî13. c.✓ Citation verified
Beydâvî'ye göre bu ayet, kitaba (vahye) küfredip onunla karanlıklardan aydınlığa çıkmayanlar için şiddetli bir azap vaadidir (vaîd). Dünya hayatını ahirete tercih edenler, insanları imandan alıkoyanlar ve Allah yolunu eğri göstermeye çalışanlar tarif edilmekte, bunların haktan uzak bir sapkınlık içinde oldukları belirtilmektedir.
وويل للكافرين من عذاب شديد وعيد لمن كفر بالكتاب ولم يخرج به من الظلمات إلى النور، والويل نقيض الوأل وهو النجاة، وأصله النصب لأنه مصدر إلا أنه لم يشتق منه فعل لكنه رفع لافادة الثبات.
Comparison
Common ground
Müfessirlerin çoğu 'veyl' ifadesinin şiddetli bir azabı, cehennem cezasını ve/veya inkâr edenlerin bu azap karşısında çekecekleri feryadı ifade ettiğinde birleşir. Taberî, Zemahşerî, Râzî, Kurtubî ve Beydâvî bu azabın Allah'ı inkâr edip başkasına ibadet etmek veya haktan sapmakla ilişkili olduğunu vurgular.
Differences
Taberî konuyu daha çok cehennemdeki fiziksel azap (sadîd vadisi) üzerinden somutlaştırırken, Zemahşerî ve Râzî 'veyl' kelimesinin dilsel kökenine ve feryat/figan anlamına odaklanır. Kurtubî nakil yoluyla Zeccâc'ın dilbilimsel görüşünü aktararak azabın kapsamını genelleştirir. İbn Kesîr kıraat farklılıklarının îrab açısından yarattığı anlam çeşitliliğine değinip dünya-ahiret tercihi meselesine eğilir. Beydâvî ise konuyu vahye küfür ve insanları haktan uzaklaştırma eylemiyle ilişkilendirerek daha geniş bir ahlaki-toplumsal çerçeve çizer.
Historical context
Erken dönem müfessirler (Taberî) rivayet ve bağlamsal okumaya dayanırken, orta dönem müfessirler (Zemahşerî, Râzî, Kurtubî) dil ve belağat tahliline daha çok yer vermiştir. Geç dönem müfessirler (İbn Kesîr, Beydâvî) ise kıraat farklılıkları ve gramer incelemeleriyle birlikte ayetin ahlaki-toplumsal boyutunu (dünya-ahiret tercihi, insanları haktan uzaklaştırma) daha belirgin işlemiştir. Temel azap vurgusu sabit kalmış, yöntem ve vurgu noktaları zamanla çeşitlenmiştir.
Modern connection
Bu karşılaştırmalı okuma, dünya hayatının geçici kazançlarına dalıp ahiret sorumluluğunu ihmal etmenin bireysel ve toplumsal sonuçları üzerine düşünmeye vesile olabilir. Ayrıca farklı müfessirlerin aynı ayete dil, bağlam ve rivayet yöntemleriyle yaklaşması, bilimsel/dilsel inceleme ile imani duruşun bir arada yürütülebileceğine, ilim ile iman arasında bir çatışma olmadığına işaret eder. Bu çeşitlilik, metni anlama çabasında sabır ve hoşgörüyle farklı yöntemlere açık olmanın kıymetini hatırlatabilir.
AI analysis — not a fatwa or ruling, not yet reviewed by a scholar