وَلَقَدِ ٱسْتُهْزِئَ بِرُسُلٍ مِّن قَبْلِكَ فَأَمْلَيْتُ لِلَّذِينَ كَفَرُوا۟ ثُمَّ أَخَذْتُهُمْ فَكَيْفَ كَانَ عِقَابِ

“And verily messengers (of Allah) were mocked before thee, but long I bore with those who disbelieved. At length I seized them, and how (awful) was My punishment!” — M. M. Pickthall

Tafsirs

AI-generated
Taberî9-10. c.✓ Citation verified

Bu müfessire göre ayet, kendilerine bir süre mühlet ve erteleme verildikten sonra o kimselere azabın indirildiğini ifade etmektedir. Yani önce imhal (süre tanıma) gerçekleşmiş, ardından ceza inzal edilmiştir.

يقول: ثم أحللت بهم العقاب بعد الإملاء
Zemahşerî12. c.✓ Citation verified

Zemahşerî'ye göre bu ifade, muhataplara helak olan kavimlerin diyarlarından ve meskenlerinden geçtiklerini, bu yıkımın izlerini gözleriyle görüp müşahede ettiklerini bildirmektedir. Bu bir tespit (takrir) cümlesidir ve içinde tacip (şaşırtma, hayret ettirme) anlamı taşımaktadır.

فإنكم تمرون على بلادهم ومساكنهم فتعاينون أثر ذلك . وهذا تقرير فيه معنى التعجيب
Fahreddin er-Râzî12-13. c.✓ Citation verified

Bu müfessire göre ayet, Allah'ın kâfirlere cezayı geciktirerek süre tanımasını (imlâ) ve onları bir müddet güven ve rahatlık içinde bırakmasını, otlakta serbestçe bırakılan hayvan misali, ifade etmektedir. Bu durum, Peygamber'den alay yollu mucize isteyen müşriklere yönelik bir tehdit ve onların akıllarına şaşırma anlamı taşıyan bir uyarıdır. Ayrıca metinde geçen istifham (soru sorma), Nuh kıssasındaki gibi, öğreticinin bilmeyene konuyu açıklamak için sorduğu bir soru tarzında yorumlanmıştır.

والإملاء الإمهال وأن يتركوا مدة من الزمان في خفض وأمن كالبهيمة يملى لها في المرعى . وهذا وعيد لهم وجواب عن اقتراحهم الآيات على رسول الله صلى الله عليه وسلم على سبيل الاستهزاء
Kurtubî13. c.✓ Citation verified

Kurtubî'ye göre bu ifade, Allah'ın önceki yalanlayıcı ümmetlere yaptığı şeyi görüp ibret alma çağrısıdır; yani müşrik kavimlere de yalanlamaları sebebiyle aynı akıbetin uygulanacağına işaret edilmektedir. Ayetteki 'akıbet' ifadesi, yalanlayan toplumların sonunun ne olduğunu sorgulatarak bu sonucun hak/gerçek olduğunu vurgular.

فكيف رأيت ما صنعت بهم فكذلك أصنع بمشركي قومك
İbn Kesîr14. c.✓ Citation verified

İbn Kesîr'e göre bu ayet, Allah'ın azgın kavimlere önce mühlet verip erteleme (imlâ) tanıdığını, ardından onları şiddetli bir şekilde yakaladığını ve cezalandırdığını ifade etmektedir. Bu ceza ve azap, çok şiddetli, acı verici ve elem dolu bir nitelik taşımaktadır.

أي فكيف بلغك عذابي لهم ونكالي بهم قد كان شديدا موجعا مؤلما قال قتادة كان شديدا والله
Beydâvî13. c.✓ Citation verified

Beydâvî'ye göre bu ayet, Peygamber'den önceki peygamberlerin de yalanlanmış olmasını hatırlatarak Hz. Peygamber'e bir teselli, kendisiyle alay edenlere ve ondan mucize/harikuladelik isteyenlere ise bir tehdit içermektedir. İmlâ (mühlet verme), inkârcıların bir zaman dilimi boyunca huzur ve güven içinde bırakılmaları anlamına gelir; ardından Allah onları yakalamıştır ve azabının nasıl olduğu sorusu bu yakalamanın şiddetine dikkat çekmektedir.

فأمليت للذين كفروا تسلية لرسول الله صلى الله عليه وسلم. ووعيد للمستهزئين به والمقترحين عليه، والإملاء أن يترك ملاوة من الزمان في دعة وأمن. ثم أخذتهم فكيف كان عقاب أي عقابي إياهم.

Comparison

Common ground

Taberî, Fahreddin er-Râzî, İbn Kesîr ve Beydâvî 'imlâ' (mühlet/süre tanıma) kavramı üzerinde birleşir: azgın/yalanlayıcı kavimlere önce bir süre güven ve rahatlık verildiği, ardından şiddetli bir şekilde yakalanıp cezalandırıldıkları vurgulanır. Kurtubî ve Zemahşerî ise ibret/tespit boyutuna odaklanarak önceki kavimlerin akıbetinin görülüp müşahede edilmesine, bunun bir uyarı ve şaşırtma unsuru taşımasına dikkat çeker. Tüm müfessirler ayeti geçmiş kavimlerin cezalandırılması bağlamında ele alır ve bunu Hz. Peygamber dönemindeki inkârcılara yönelik bir tehdit/ibret unsuruyla ilişkilendirir.

Differences

Taberî ve İbn Kesîr daha çok dilbilimsel açıklama ve rivayet temelli aktarımla imlâ-azap sırasını nakletmekle sınırlı kalırken, Zemahşerî ve Beydâvî belâgat inceliğine (takrir, tacip, istifhamın işlevi) daha fazla eğilir. Râzî, ayeti doğrudan Peygamber'den mucize isteyen müşriklere yönelik özel bir tehdit bağlamına yerleştirerek Nuh kıssasıyla ilişkilendirir ve istifhamın öğretici işlevine değinir. Kurtubî ise cezanın gerçekleşme sürecinden çok, sonucun 'hak/gerçek' olduğunu vurgulayan bir ibret okumasını öne çıkarır. Bu farklar, erken dönem dilbilimsel-tefsirî yaklaşımdan (Taberî) daha sonraki belâgat ve edebî tahlile dayalı yorumlara (Zemahşerî, Râzî, Beydâvî) geçişin izlerini taşır.

Historical context

En eski müfessir Taberî'den en yeni olan Beydâvî'ye kadar imlâ-azap teması sabit kalmış, temel çerçeve değişmemiştir. Ancak zaman içinde yorum yöntemi zenginleşmiş; sözlük/rivayet ağırlıklı okuma yerini giderek belâgat, retorik unsurların (tacip, istifham, takrir) daha sistematik analizine bırakmıştır. Bu, tefsir usulünün dilbilimsel ve edebî derinliğe doğru evrildiğini gösterir; içerikte köklü bir kırılma yoktur.

Modern connection

Bu ayet, geçmişten ders çıkarma ve sabır bilinciyle ilişkilendirilebilir: bir mühlet veya rahatlık dönemi, kişinin ahlaki sorumluluklarını ihmal etmesi için bir bahane olmamalı, aksine ibret alma ve kendini hesaba çekme fırsatı olarak görülebilir. Toplumsal düzeyde bu, hemen sonuç göremesek de yapılan iyi veya kötü davranışların bir karşılığının olacağı bilinciyle sabırlı ve ihlaslı bir tutum geliştirmeyi hatırlatabilir. Ayrıca ilim yoluyla tarihten ve tabiattan ders çıkarma çağrısı, bilimsel merakla ahlaki duyarlılığı birleştiren bir bakış açısını teşvik edebilir.

AI analysis — not a fatwa or ruling, not yet reviewed by a scholar