وَٱلَّذِينَ يَنقُضُونَ عَهْدَ ٱللَّهِ مِنۢ بَعْدِ مِيثَٰقِهِۦ وَيَقْطَعُونَ مَآ أَمَرَ ٱللَّهُ بِهِۦٓ أَن يُوصَلَ وَيُفْسِدُونَ فِى ٱلْأَرْضِ أُو۟لَٰٓئِكَ لَهُمُ ٱللَّعْنَةُ وَلَهُمْ سُوٓءُ ٱلدَّارِ
“And those who break the covenant of Allah after ratifying it, and sever that which Allah hath commanded should be joined, and make mischief in the earth: theirs is the curse and theirs the ill abode.” — M. M. Pickthall
Fahreddin er-Râzî12-13. c.✓ Citation verified
Bu müfessire göre Ra'd 26. ayet, önceki ayetlerde Allah'ın ahdini bozanların dünyada lanetli ve ahirette azaba uğrayacağının belirtilmesinden sonra gelen bir cevap niteliğindedir; sanki 'eğer bunlar Allah'ın düşmanı olsalardı dünyada nimet kapıları kendilerine açılmazdı' şeklinde bir itiraz varmış gibi, Allah rızkı bazılarına yayıp bazılarına daraltmakla bunun küfür ve imanla bir ilgisi olmadığını, dünyanın bir imtihan yeri olduğunu bildirmektedir. Kâfirin bolluk içinde, müminin ise darlık içinde bulunabileceği vurgulanır.
فأجاب الله تعالى عنه بهذه الآية وهو أنه يبسط الرزق على البعض ويضيقه على البعض ولا تعلق له بالكفر والإيمان ، فقد يوجد الكافر موسعا عليه دون المؤمن ، ويوجد المؤمن مضيقا عليه دون الكافر ، فالدنيا دار امتحان
Kurtubî13. c.✓ Citation verified
Kurtubî'ye göre bu ayet, Allah'a olan bağlılık andını yerine getirenlerin ve emrine bağlı kalanların zikredilmesinin ardından, bunun tersini yapanları, yani ahdi bozanları anlatmaktadır. Ahdi bozmak, Allah'ın emrini terk etmek veya akılları ihmal ederek Allah'ı tanımak için onları kullanmamak şeklinde yorumlanmıştır. Bu kişilerin cezası ise rahmetten kovulmak ve uzaklaştırılmak, sonunda da kötü bir varış yeri olan cehennemdir. Sa'd b. Ebî Vakkâs, yemin ederek bu kimselerin Haruriyye (Hariciler) olduğunu söylemiştir.
وقال سعد بن أبي وقاص : والله الذي لا إله إلا هو إنهم الحرورية
İbn Kesîr14. c.✓ Citation verified
İbn Kesîr, fasıkların bozduğu 'ahd' kavramının tefsirinde müfessirler arasındaki ihtilafı nakleder: bazılarına göre bu, Allah'ın kullarına kitaplarında ve resulleri diliyle verdiği emir ve nehiylerdir; bazılarına göre Ehl-i Kitab'ın kâfirleri ve münafıklarının Tevrat'taki ahdi bozup Muhammed'i (sav) inkâr etmeleridir; başkalarına göre ise bütün küfür, şirk ve nifak ehline yönelik olup Allah'ın tevhide ve peygamberlerin doğruluğuna dair akıllara koyduğu delillerdir. Dahhâk'tan münafıkların altı (veya üç) özelliğine dair bir rivayet de nakledilir. İbn Cerîr ve Zemahşerî'nin de bu son görüşe (aklî delil) yakın durduğu belirtilir.
وقد اختلف أهل التفسير في معنى العهد الذي وصف هؤلاء الفاسقين بنقضه فقال بعضهم هو وصية الله إلى خلقه وأمره إياهم بما أمرهم به من طاعته ونهيه إياهم عما نهاهم عنه من معصيته في كتبه وعلى لسان رسله ونقضهم ذلك هو تركهم العمل به
Beydâvî13. c.✓ Citation verified
Beydâvî'ye göre bu ayet, Allah'a verdikleri sözü (ikrar ve kabul yoluyla bağladıkları misakı) bozan, Allah'ın birleştirilmesini emrettiği şeyi kesip yeryüzünde zulüm ve fitne çıkararak bozgunculuk yapan kimseleri anlatmaktadır. Bu kimselere lanet ve 'sûu'd-dâr' (yurdun kötülüğü) vardır; bu ifade cehennem azabı olarak veya 'ukbe'd-dâr' (ahiret yurdunun güzel sonucu) ile karşıtlık oluşturması sebebiyle dünya hayatının kötü sonucu olarak yorumlanabilir.
أولئك لهم اللعنة ولهم سوء الدار عذاب جهنم أو سوء عاقبة الدنيا لأنه في مقابلة عقبى الدار.
Taberî9-10. c.✓ Citation verified
Taberî'ye göre, kâfirlere Allah'tan gelen lanetle birlikte ahirette kötü bir son (dâru's-sû') da vardır; bu laneti Mücahid, Allah'ın rahmetinden uzak tutulma ve cennetinden kovulma olarak açıklamıştır. Ayrıca İbn Abbas'tan nakledilen bir rivayete göre büyük günahların en büyüğü Allah'a şirk koşmaktır.
فهؤلاء لهم اللعنة، وهي البعد من رحمته والإقصاء من جنانه
Zemahşerî12. c.✓ Citation verified
Zemahşerî'ye göre 'sûu'd-dâr' ifadesi iki şekilde anlaşılabilir: birincisi dünyanın kötü âkıbeti (çünkü bu, âhiret evinin karşılığında zikredilmiştir), ikincisi ise 'dâr' ile cehennemin kastedilmesi ve 'sûu'ha' ile onun azabının kastedilmesidir. Ayrıca ilgili fiillerde 'te' ve 'ye' harfleriyle okunan kıraat farklılıklarına da işaret edilmiştir.
يحتمل أن يراد سوء عاقبة الدنيا
Comparison
Common ground
Müfessirlerin çoğu ayeti 'ahdi bozanlar' temasıyla ilişkilendirir; lanet ve kötü akıbetin (sûu'd-dâr) bunlara has olduğu, bunun rahmetten uzaklaşma ve/veya cehennem azabı anlamına geldiği konusunda ortaklaşırlar. Râzî hariç çoğu, önceki ayetlerle bağlantıyı vurgular.
Differences
Râzî ayeti rızkın bolluk-darlığının iman-küfürle ilgisi olmadığına dair bir itiraz-cevap bağlamında okurken, Kurtubî ve İbn Kesîr 'ahd'in kime ve neye işaret ettiği konusunda farklı rivayetler nakleder (Hariciler, Ehl-i Kitap, genel küfür ehli). Beydâvî ve Zemahşerî ise dil/belağat odaklı olup 'sûu'd-dâr' ifadesinin dünya mı ahiret mi olduğu üzerinde durur; Zemahşerî ayrıca kıraat farklılıklarına değinir. Taberî rivayet temelli açıklamalarla laneti ve şirkin büyüklüğünü öne çıkarır.
Historical context
Taberî gibi erken dönem müfessirler rivayet ağırlıklı bir yöntemle ayeti sahâbe ve tabiin sözleriyle açıklarken, Zemahşerî ve Beydâvî gibi sonraki müfessirler dil ve belağat tahliline daha çok yer verir; Râzî ise akli ve bağlamsal tartışmayı öne çıkarır. Kurtubî ve İbn Kesîr farklı rivayetleri bir arada sunarak ihtilafı derler. Bu, tefsir yönteminin zamanla rivayetten dil/akıl analizine doğru çeşitlendiğini, ancak ahdi bozmanın kötü sonucu fikrinin sabit kaldığını gösterir.
Modern connection
Bu karşılaştırmalı okuma, verilen söze ve üstlenilen sorumluluğa bağlılığın, hem bireysel ahlakta hem toplumsal ilişkilerde önemli bir denge unsuru olduğunu hatırlatabilir. Dünya hayatındaki bolluk veya darlığın iman ölçüsü olmadığı vurgusu, sabır ve ihlas temalarıyla düşünüldüğünde günümüz insanına ölçülü bir bakış sunabilir. Ayrıca ahdin farklı yorumlanabilmesi, ilim geleneğinde çok yönlü düşünmenin ve hoşgörülü yaklaşımın bir örneği olarak değerlendirilebilir.
AI analysis — not a fatwa or ruling, not yet reviewed by a scholar