فَلَمَّا دَخَلُوا۟ عَلَيْهِ قَالُوا۟ يَٰٓأَيُّهَا ٱلْعَزِيزُ مَسَّنَا وَأَهْلَنَا ٱلضُّرُّ وَجِئْنَا بِبِضَٰعَةٍ مُّزْجَىٰةٍ فَأَوْفِ لَنَا ٱلْكَيْلَ وَتَصَدَّقْ عَلَيْنَآ إِنَّ ٱللَّهَ يَجْزِى ٱلْمُتَصَدِّقِينَ
“And when they came (again) before him (Joseph) they said: O ruler! Misfortune hath touched us and our folk, and we bring but poor merchandise, so fill for us the measure and be charitable unto us. Lo! Allah will requite the charitable,” — M. M. Pickthall
Taberî9-10. c.✓ Citation verified
Taberî'ye göre 'bâdâatin müzcâh' ifadesi, Yusuf'un kardeşlerinin Mısır'a getirdikleri değersiz/az miktardaki mala işaret eder; bu malın niteliği hakkında müfessirler arasında kötü/ayıplı dirhemler, eksik/kalitesiz dirhemler, yün ve yağ gibi bedevi malları, ip ve çuval gibi değersiz eşyalar veya sadece 'az miktar' olduğu şeklinde birbirine yakın çeşitli görüşler nakledilmiştir. Müellif ayrıca 'izcâ' kökünün aslen 'sevk etme, iterek yürütme' anlamına geldiğini şiir örnekleriyle açıklar ve kelimenin bu güçsüz, zorla kabul ettirilen mal anlamına delalet ettiğini belirtir.
وأصل الإزجاء: السوق بالدفع، كما قال النابغة الذبياني
Zemahşerî12. c.✓ Citation verified
Zemahşerî'ye göre Yusuf'un kardeşleri ona 'sadaka ver bize' derken kastettikleri, kendi haklarından fazlasıydı; bunu sadaka diye adlandırmaları, o fazlalığın kendilerine vacip olmayan bir bağış olmasındandır, çünkü sadaka peygamberlere haramdır (bir görüşe göre ise bizim peygamberimiz dışındaki peygamberlere helaldi). Metin ayrıca kardeşlerin Yusuf'a karşı alçak gönüllülük gösterip merhametini talep ettiklerini, bunun üzerine Yusuf'un onlara acıyıp kendini tanıttığını belirtir. Ayrıca 'sadaka' kelimesinin, Allah'tan mükâfat umularak yapılan bağış anlamına geldiği, dolayısıyla Allah'a 'bana sadaka ver' denilemeyeceği, bunun yerine 'bana ver, lütfet, merhamet et' denilmesi gerektiği açıklanır.
فسموا ما هو فضل وزيادة لا تلزمه صدقة ، لأن الصدقات محظورة على الأنبياء ، وقيل كانت تحل لغير نبينا . وسئل ابن عيينة عن ذلك فقال : ألم تسمع أراد أنها كانت حلالا لهم
Kurtubî13. c.✓ Citation verified
Kurtubî, kardeşlerin Yusuf'a gelip 'bize ve ailemize darlık dokundu' demelerini açlık ve ihtiyacın açıkça dile getirilmesi olarak yorumlar; bunun tevekküle aykırı olmadığını, sıkıntı halinde durumu fayda umulan kişiye bildirmenin cevaz hatta gerektiğinde vacip olduğunu belirtir. Ayrıca 'bize sadaka ver' talebinin farklı yorumlarını (fiyat farkını bağışlama, kardeşlerini geri verme, fazlalığı bağışlama gibi) ve 'bidâa-i müzcâe' ifadesinin ne olduğuna dair (kadid-hays, çul-halat, yün-yağ, fıstık/menengiç tanesi gibi) rivayetleri nakleder.
وفي هذا دليل على جواز الشكوى عند الضر أي الجوع بل واجب عليه إذا خاف على نفسه الضر من الفقر وغيره أن يبدي حالته إلى من يرجو منه النفع
İbn Kesîr14. c.✓ Citation verified
İbn Kesîr, Yakup'un oğullarının Mısır'a girip Yusuf'un yanına vardıklarında kıtlık nedeniyle yanlarında getirdikleri erzak bedelinin az ve değersiz (bozuk/kabul edilmeyen türden) olduğunu belirttiklerini açıklar. Bu 'az/değersiz bedel' hakkında Mücahid, Hasan, İbn Abbas, Katade, Süddî, Said b. Cübeyr, Ebû Salih ve Dahhâk gibi müfessirlerden farklı rivayetler nakleder (bozuk dirhemler, çuval-ip gibi değersiz eşyalar, çam fıstığı vb.). Ayrıca 'bidâatin müzcâh' (zorla kabul ettirilmeye çalışılan az mal) ifadesinin dilde 'izcâ' kökünden geldiğini, bunun zayıf bir şeyi güç bela sevk etmek anlamına geldiğini şiirlerden örneklerle destekler; son olarak Süfyan b. Uyeyne ve Mücahid'den nakille peygamberlere sadaka verilmesinin haram kılınıp kılınmadığı meselesine dair bir rivayet aktarır.
وقال ابن عباس الرديء لا ينفق مثل خلق الغرارة والحبل والشيء وفي رواية عنه الدراهم الرديئة التي لا تجوز إلا بنقصان وكذا قال قتادة والسدي وقال سعيد بن جبير هي الدراهم الفسول
Beydâvî13. c.✓ Citation verified
Beydâvî'ye göre Yusuf'un kardeşleri Mısır'a ikinci gelişlerinde açlığın şiddetinden şikayet edip, değersiz veya az bir sermaye (bidâa müzcâh) getirdiklerini söylemişler ve kendilerine ölçeği tam vermesini, kardeşlerini geri bırakmasını yahut mallarını kabul edip fazladan vermesini bir tasadduk olarak talep etmişlerdir. Bu bağlamda peygamberlere sadaka verilmesinin haram olup olmadığı ve bunun sadece Hz. Peygamber'e mi özgü olduğu tartışılmıştır. Ayrıca 'tasadduk' kelimesinin aslında mutlak bir lütuf/bağış anlamına geldiği, ancak örfte Allah rızası için yapılan bağışa tahsis edildiği belirtilmiştir.
واختلف في أن حرمة الصدقة تعم الأنبياء عليهم الصلاة والسلام أو تختص بنبينا صلى الله عليه وسلم. إن الله يجزي المتصدقين أحسن الجزاء والتصدق التفضل مطلقا
Fahreddin er-Râzî12-13. c.✓ Citation verified
Bu müfessire göre metin, denizde gemilerin yürütülmesinin Allah'ın rahmetinden olduğunu, insanların bu sayede rızık ve ticaret arayabildiğini belirtir. Ayrıca metinde 'يتصدق' kavramı tartışılarak, Allah'ın tasadduk etmeyeceği, tasadduk edenin ancak sevap uman kimse olduğu, Allah'tan istenenin ise 'ver' veya 'lütfet' şeklinde olması gerektiği ifade edilir.
لأن الله لا يتصدق إنما يتصدق الذي يبتغي الثواب ، وإنما يقول : اللهم أعطني أو تفضل
Comparison
Common ground
Taberî, Kurtubî ve İbn Kesîr, 'bidâatin müzcâh' ifadesinin kardeşlerin Mısır'a getirdiği az/değersiz malı işaret ettiğinde ve 'izcâ' kökünün 'zorla sevk etme, güç bela kabul ettirme' anlamına geldiğinde birleşirler; bu konuda bozuk dirhemler, yün-yağ, çul-ip gibi somut örnekler ortak rivayet havuzundan aktarılır. Zemahşerî, Beydâvî, İbn Kesîr ve Râzî ise 'tasadduk/sadaka' talebinin, Allah'a veya peygamberlere sadaka isnad edilemeyeceği, bunun yerine 'ver, lütfet' denmesi gerektiği noktasında hemfikirdir; İbn Uyeyne rivayeti bu noktada tekrar eden ortak bir dayanaktır.
Differences
Taberî ve İbn Kesîr ağırlıklı olarak dil tahlili ve rivayet nakli ile sınırlı kalıp 'bidâa' kelimesinin somut içeriğine odaklanırken, Zemahşerî, Beydâvî ve Râzî meseleyi belağat ve fıkhî tartışmaya (peygamberlere sadakanın haramlığı meselesi) taşıyarak daha teorik bir çerçeve sunar. Kurtubî ise ayrıca tevekkül-ihtiyaç bildirme dengesi üzerinde durarak ahlakî/ameli bir boyut ekler; bu farklar müfessirlerin yöntem önceliklerinden (lugavî-rivayet ekolü vs. belağat-fıkıh ekolü) kaynaklanır.
Historical context
Taberî'den Râzî ve Beydâvî'ye uzanan süreçte temel dil ve rivayet malzemesi büyük ölçüde sabit kalmış, fakat zamanla yorum bir kelime tahlilinden fıkhî-kelamî tartışmaya (sadakanın peygamberlere hükmü) doğru genişlemiştir; Kurtubî ve İbn Kesîr'de ise erken dönem rivayetlerin sistematik biçimde toparlanıp derlenmesi öne çıkar.
Modern connection
Bu karşılaştırma, ihtiyaç halinde durumu açıkça dile getirmenin tevekkülle çatışmadığını, hatta bazen gerekli olduğunu hatırlatır; bu da bugün zorluk anında yardım istemenin veya paylaşmanın toplumsal dayanışma açısından meşru bir tutum olduğuna işaret edebilir. Ayrıca kelime tahlillerindeki hassasiyet, ilim ile dil bilgisinin iman konularını anlamada birlikte nasıl çalıştığını gösteren bir örnek olarak düşünülebilir.
AI analysis — not a fatwa or ruling, not yet reviewed by a scholar