وَقَالَ نِسْوَةٌ فِى ٱلْمَدِينَةِ ٱمْرَأَتُ ٱلْعَزِيزِ تُرَٰوِدُ فَتَىٰهَا عَن نَّفْسِهِۦ قَدْ شَغَفَهَا حُبًّا إِنَّا لَنَرَىٰهَا فِى ضَلَٰلٍ مُّبِينٍ
“And women in the city said: The ruler's wife is asking of her slave-boy an ill-deed. Indeed he has smitten her to the heart with love. We behold her in plain aberration.” — M. M. Pickthall
Taberî9-10. c.✓ Citation verified
Taberî, kadınların Yusuf'un Aziz'in karısını baştan çıkarmaya çalışmasını ve ona olan sevgisinin galebe çalmasını açık bir hata ve sapma olarak gördüklerini, bunu söylemelerinin ve konuşmalarının aslında Yusuf'u görmeleri için bir hile olduğunu belirtir. Ayrıca 'şeğafe' kelimesinin anlamı üzerinde durur; bu kelimenin kalbin zarını/perdesini ifade ettiğini ve Yusuf'un sevgisinin kadının kalbinin bu perdesine kadar ulaşıp kalbine hakim olduğunu açıklar. Kıraat farklılıklarını (şeğafe/şeafe) da tartışır ve 'ayn' ile okunan kıraatin de sevginin kişiyi her yöne sürüklemesi anlamında olduğunu, ancak kendisine göre doğru kıraatin 'ğayn' ile olduğunu belirtir.
وقوله: يقول قد وصل حب يوسف إلى شغاف قلبها، فدخل تحته حتى غلب على قلبها. وشغاف القلب: حجابه وغلافه الذي هو فيه
Zemahşerî12. c.✓ Citation verified
Zemahşerî'ye göre 'النسوة' kelimesi kadın topluluğu için tekil bir isimdir ve müennesliği gerçek (hakiki) değil, 'اللمة' kelimesinin müennesliği gibi mecazidir; bu yüzden fiiline müennes tâsı eklenmemiştir. Ayrıca bu kelime 'kesir' veya 'zamme' ile okunabilen iki lugatle gelir. Şehirdeki kadınların beş kişi olduğunu ve bunların sakinin, fırıncının, hayvan sahibinin, zindancının ve kapıcının eşleri olduğunu belirtir.
والنسوة اسم مفرد لجمع المرأة وتأنيثه غير حقيقي كتأنيث اللمة ، ولذلك لم تلحق فعله تاء التأنيث . وفيه لغتان : كسر النون وضمها
Fahreddin er-Râzî12-13. c.✓ Citation verified
Râzî, 'şegaf' kelimesinin kalbi çevreleyen zar, kalbin en iç noktası (sevâda) ya da kalbin sarılışı anlamına gelebileceğini aktararak, bu ifadenin kadının sevgisinin şiddetini ve aşkının derinliğini ifade eden bir kinaye olduğunu belirtir. Ayrıca sahabe ve tabiinden bir grubun aynı kelimeyi 'ayn' harfiyle ('şe'afe') okuduğunu, bunun da sevginin kalbi yakma derecesine ulaşması anlamına geldiğini nakleder.
وبالجملة فهذا كناية عن الحب الشديد والعشق العظيم
Kurtubî13. c.✓ Citation verified
Kurtubî bu ayette 'نسوة' kelimesinin okunuşlarını ve kıraat farklılıklarını, ayrıca 'شغفها' / 'شعفها' kelimelerinin farklı kıraatlerini ve anlamlarını ele almaktadır. Şeğaf ile şa'af arasındaki fark üzerinde durur: şeğaf kalbin zarfı/örtüsü, şa'af ise kalbin en iç noktası (sevâdâ) olarak açıklanır ve bu ayrımın önemine değinilir. Ayrıca 'fetâ' kelimesinin kimi işaret ettiği (Yusuf mu, hizmetçi mi) konusunda rivayetler nakledilmiştir.
وقال سعيد بن أبي عروبة عن الحسن : الشغاف حجاب القلب والشعاف سويداء القلب فلو وصل الحب إلى الشعاف لماتت وقال الحسن : ويقال إن الشغاف الجلدة اللاصقة بالقلب التي لا ترى وهي الجلدة البيضاء فلصق حبه بقلبها كلصوق الجلدة بالقلب
İbn Kesîr14. c.✓ Citation verified
İbn Kesîr'e göre bu ayette şehrin kadınları, vezirin karısının kölesine (fetâsına) olan aşkını ve onu nefsinden murad etmeye çalışmasını ayıplayıp kınamaktadırlar; bu davranışın onun aşkının kalbinin en derin noktasına (şeğâf) ulaştığının bir işareti olduğunu belirtmektedir.
قال الضحاك عن ابن عباس الشغف الحب القاتل والشعف دون ذلك والشغاف حجاب القلب أي في صنيعها هذا من حبها فتاها ومراودتها إياه عن نفسه
Beydâvî13. c.✓ Citation verified
Beydâvî bu ayette şehirdeki kadınların sayısının beş olduğunu (hâcibin karısı, sâki, hamurkâr, zindancı ve hayvan sahibinin eşleri) belirtir; ayrıca 'imraetü'l-azîz' ifadesinin Yusuf'un efendisinin hanımının kendi kölesiyle beraberlik istediğini ifade ettiğini açıklar. 'Şeğafehâ hubben' ifadesini de kalbin perdesini yararak fuâda kadar ulaşan aşk olarak yorumlar ve bu kelimenin 'şa'afehâ' şeklindeki farklı bir kıraatle deve yakılmasına benzetilerek okunabileceğini nakleder.
قد شغفها حبا شق شغاف قلبها وهو حجابه حتى وصل إلى فؤادها حبا، ونصبه على التمييز لصرف الفعل عنه. وقرئ «شعفها» من شعف البعير إذا هنأه بالقطران فأحرقه.
Comparison
Common ground
Tüm müfessirler 'şeğafe/şeafe' kelimesinin sevginin kadının kalbine derinlemesine, hatta kalbin en iç noktasına kadar işlediğini ifade eden bir kinaye olduğunda ve bu iki kıraatin (ğayn/ayn) anlam nüansları taşıdığında birleşirler. Ayrıca şehirdeki kadınların kim olduğuna dair (sâki, fırıncı, zindancı, hayvan sahibi eşleri gibi) benzer rivayetler nakledilir ve kadınların bu sözünün kınama görünümünde olsa da Yusuf'u görmek için bir vesile/hile olduğu ortak vurgudur.
Differences
Taberî kıraatler arasında 'ğayn' okuyuşunu tercih ederken, Râzî ve Kurtubî her iki kıraati de aktarıp aralarındaki anlam farkını (zar/örtü ile kalbin en iç noktası) daha sistematik ayırır. Zemahşerî dilbilimsel yönü (النسوة kelimesinin müennesliği, lugat farkları) ön plana çıkarırken, İbn Kesîr rivayet ağırlıklı bir okuma sunar. Beydâvî ise kısa ve özet bir dil/kıraat analizi yaparak farklı kıraatin 'deve yakılması' benzetmesine dikkat çeker; bu ayrım büyük ölçüde ekolsel değil, müfessirin dil analizine ne kadar ağırlık verdiğiyle ilgilidir.
Historical context
Taberî'den Beydâvî'ye kadar geçen süreçte temel yaklaşım (dil tahlili + rivayet) sabit kalmış, farklılık daha çok hangi unsura (kıraat, lugat, rivayet zinciri) ağırlık verildiğinde görülmüştür. Erken dönemde rivayet ağırlıklı nakiller daha belirginken, sonraki müfessirlerde dilbilimsel/belâgat analizinin sistematikleştiği görülür; ancak temel anlam çerçevesi değişmemiştir.
Modern connection
Bu ayet, duygusal yoğunlukların insanı nasıl etkileyebileceğine dair bir hatırlatma olarak, kişinin nefsine ve arzularına karşı sabır ve iffet bilinciyle yaklaşmasının önemine işaret edebilir. Ayrıca farklı kıraat ve yorumların bir arada aktarılması, ilim geleneğinde çeşitli okumalara saygı ve hoşgörüyle yaklaşmanın bir örneği olarak düşünülebilir. Toplumsal düzeyde ise, kişisel zaafların ifşa edilmesi yerine ahlaki bir duyarlılıkla ele alınmasının, aile ve toplum ilişkilerinde dengeleyici bir tutum oluşturabileceği söylenebilir.
AI analysis — not a fatwa or ruling, not yet reviewed by a scholar