وَشَرَوْهُ بِثَمَنٍۭ بَخْسٍ دَرَٰهِمَ مَعْدُودَةٍ وَكَانُوا۟ فِيهِ مِنَ ٱلزَّٰهِدِينَ

“And they sold him for a low price, a number of silver coins; and they attached no value to him.” — M. M. Pickthall

Tafsirs

AI-generated
Fahreddin er-Râzî12-13. c.✓ Citation verified

Bu metinde Râzî, Hz. Yusuf'un kardeşleri tarafından az bir bedelle satılması meselesini ele almaktadır. Fiyatın az sayılan dirhemlerle (yirmi veya yirmi iki dirhem) ödendiğini, bunun sebebinin de az miktarların sayılıp çok miktarların tartılması âdetinden kaynaklandığını belirtir. Ayrıca kardeşlerin on bir kişi olup dirhemleri paylaştıklarını, ancak Yehûdâ'nın hiçbir şey almadığını nakleder.

وعن ابن عباس كانت عشرين درهما ، وعن السدي اثنين وعشرين درهما . قالوا والإخوة كانوا أحد عشر فكل واحد منهم أخذ درهمين إلا يهوذا لم يأخذ شيئا
Kurtubî13. c.✓ Citation verified

Kurtubî'ye göre Yusuf'u satanların (kardeşleri veya onu bulan yolcular) asıl amacı ondan mali kazanç sağlamak değil, babalarının yüzünden onu uzaklaştırmaktı; bu yüzden aldıkları ücret gerçek değerinin çok altında, düşük ve önemsiz bir bedeldi. Ayrıca 'bahs' kelimesinin haram/zulüm anlamına gelip gelmediği, satılan bedelin miktarı (yirmi, yirmi iki veya kırk dirhem gibi) ve dirhemlerin o dönemde tartılmaksızın sayılarak işlem gördüğü konusunda çeşitli rivayet ve görüşler nakledilmektedir. Bu ayetten hareketle önemli bir malın az bir bedelle satılmasının cevazına ve bu satışın bağlayıcılığına dair fıkhi bir hüküm de çıkarılmaktadır.

أي نقص وهو هنا مصدر وضع موضع الاسم أي باعوه بثمن مبخوس أي منقوص ولم يكن قصد إخوته ما يستفيدونه من ثمنه وإنما كان قصدهم ما يستفيدونه من خلو وجه أبيهم عنه
İbn Kesîr14. c.✓ Citation verified

İbn Kesîr, Hz. Yusuf'u satan kişilerin kardeşleri olduğunu, satın alanların ise yolcu kervanı olduğunu belirtir; 'şerav' fiilinin zamirinin kardeşlere ait olduğunu vurgular çünkü kervan Yusuf'u bulunca sevinmiş ve onu bir mal olarak gizlemiştir, kıymetsiz görselerdi satmazlardı. 'Bahs' (düşük değer) kelimesinin haram veya zulüm anlamına gelebileceğini ama burada kastedilenin bu olmadığını, çünkü bunun herkesçe bilinen bir husus olduğunu söyler; asıl kastın kardeşlerin onu çok düşük bir fiyata, eksik veya sahte paralarla satmış olmaları olduğunu belirtir.

فترجح من هذا أن الضمير في ( شروه ) إنما هو لأخوته وقيل المراد بقوله ( بخس ) الحرام وقيل الظلم وهذا وإن كان كذلك لكن ليس هو المراد هنا لأن هذا معلوم يعرفه كل أحد
Beydâvî13. c.✓ Citation verified

Beydâvî'ye göre Yûsuf'u satın alan veya satan öznenin zamiri iki ihtimale açıktır: kardeşleri ya da kervandaki kişiler olabilir. Satış bedeli olan 'bahis' fiyat, ayarı bozuk veya eksik dirhemler anlamına gelir; bunların sayısı yirmi ya da yirmi iki dirhem olarak rivayet edilmiştir. 'Zâhidîn' ifadesi hem kardeşlere hem de bulan-satan kervan halkına uygulanabilir; kardeşler zaten ondan bezmişlerdi, kervan halkı ise bulduğu şeyi hafife alıp elden çıkarmaya acele eden biri olarak veya onu kaçak bir köle zannederek ona değer vermemiştir.

بثمن بخس مبخوس لزيفه أو نقصانه. دراهم بدل من الثمن. معدودة قليلة فإنهم يزنون ما بلغ الأوقية ويعدون ما دونها. قيل كان عشرين درهما وقيل كان اثنين وعشرين درهما.
Taberî9-10. c.✓ Citation verified

Taberî'ye göre Yusuf'un kardeşleri onu satarken 'bahs' (düşük/eksik bir bedel) ile satmışlardır; bu satış ve alışverişin kendisi haram sayılmıştır. Ayrıca 'bahs' kelimesi bazı müfessirlerce zulüm, bazılarınca da azlık/kıymetsizlik olarak açıklanmıştır. Taberî, kardeşlerinin Yusuf'a değer vermeyip onun Allah katındaki konumunu ve peygamberliğini bilmediklerini de nakletmektedir.

البخس: هو الظلم، وكان بيع يوسف وثمنه حراما عليهم
Zemahşerî12. c.✓ Citation verified

Zemahşerî'ye göre Yusuf'un satıldığı bedel değerinin altında, ölçüsü eksik veya ayarı düşük bir fiyattır; ödeme dirhem cinsindendir, dinar değildir. 'Ma'dûde' (sayılı) ifadesi ise bu meblağın az olduğunu gösterir, çünkü Araplar kırk dirhemi (ukiyye) bulan miktarları tartar, altında kalanları ise sayarlardı. İbn Abbas'tan bu meblağın yirmi dirhem, Süddî'den ise yirmi iki dirhem olduğu rivayet edilmiştir.

لأنهم كانوا لا يزنون إلا ما بلغ الأوقية وهي الأربعون ، ويعدون ما دونها

Comparison

Common ground

Tüm müfessirler Hz. Yusuf'un düşük, önemsiz bir bedelle (dirhem cinsinden, yirmi veya yirmi iki dirhem gibi) satıldığında birleşir. Bu düşük bedelin sebebini, Arapların az miktarları sayma, çok miktarları tartma âdetine bağlarlar ve bu hususta İbn Abbas ile Süddî'den gelen rivayetlere ortak şekilde atıf yaparlar. 'Bahs' kelimesinin anlamı üzerinde de (düşük/eksik değer) genel bir mutabakat vardır.

Differences

Satan/satın alan öznenin kim olduğu (kardeşler mi, kervan mı) konusunda Râzî ve Taberî kardeşleri öne çıkarırken, İbn Kesîr bu konuda zamirin kesin olarak kardeşlere ait olduğunu vurgular; Beydâvî ise zamiri iki ihtimale (kardeşler/kervan) açık bırakır. Taberî 'bahs' kelimesini zulüm ve haram anlamıyla ilişkilendirip satışın haramlığına dair rivayetleri nakl ederken, İbn Kesîr bu anlamın burada kastedilmediğini belirtir. Kurtubî ise dilbilimsel tahlilin yanına fıkhi bir boyut ekleyerek bu olaydan satışın bağlayıcılığına dair hüküm çıkarır; bu yönüyle diğerlerinden ayrılır.

Historical context

Taberî gibi erken dönem müfessirde rivayet ağırlıklı, çeşitli tabiin nakillerini yan yana sunan bir yöntem görülürken, Zemahşerî ve Beydâvî gibi sonraki dönem müfessirlerde dil ve belâgat tahlili ön plana çıkmıştır. Kurtubî ile İbn Kesîr'de rivayet ve dilbilimsel analiz birlikte kullanılmış, Kurtubî ayrıca fıkhi çıkarımla metni genişletmiştir. Temel anlam (az bedel, dirhem, sayma âdeti) yüzyıllar boyunca sabit kalmış, asıl gelişen husus yöntemsel çeşitlilik ve tahlilin derinleşmesidir.

Modern connection

Bu karşılaştırma, bir insanın veya bir değerin gerçek kıymetinin çoğu zaman ona verilen maddi bedelle ölçülemeyeceğini hatırlatır; toplumsal ilişkilerde ve ailede kıskançlık ya da öfkeyle alınan kararların, değerli olanı hafife almaya götürebileceği düşünülebilir. Ayrıca müfessirlerin farklı yöntemlerle (rivayet, dil tahlili, fıkhi çıkarım) aynı meseleye yaklaşması, ilim geleneğinde çok yönlü ve sabırlı bir araştırma tutumunun örneği olarak görülebilir.

AI analysis — not a fatwa or ruling, not yet reviewed by a scholar