وَأُتْبِعُوا۟ فِى هَٰذِهِۦ لَعْنَةً وَيَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ بِئْسَ ٱلرِّفْدُ ٱلْمَرْفُودُ

“A curse is made to follow them in the world and on the Day of Resurrection. Hapless is the gift (that will be) given (them).” — M. M. Pickthall

Tafsirs

AI-generated
Taberî9-10. c.✓ Citation verified

Taberî'ye göre ayette geçen 'lânet' bu kavme dünyada ikinci bir lânetin eklenmesi anlamındadır; yani onlar dünyada boğulma azabıyla cezalandırılmalarının yanında bir de lânete uğramışlar, bu lânete başka bir lânet daha katılmıştır. Bazı rivayetlerde ise bunun dünya lâneti ile âhiret lâneti olmak üzere iki ayrı lânet olduğu belirtilir, yani lânetlerden biri diğerinin ardından gelmiştir (rifd).

يقول الله تعالى ذكره: وأتبعهم الله في هذه، يعني في هذه الدنيا مع العذاب الذي عجله لهم فيها من الغرق في البحر، لعنته. قال: لعنة أخرى
Zemahşerî12. c.✓ Citation verified

Zemahşerî'ye göre âyetteki 'rifd' kelimesi 'yardım/destek' anlamındadır; dünyadaki lânet, âhiretteki azaba bir destek ve pekiştirici olmakta, azap bu lânetle takviye edilmektedir. Ayrıca bir başka görüş olarak 'rifd'in 'verilen bağış/atiyye' anlamına geldiği de nakledilmiştir, buna göre ifade 'ne kötü bağıştır bu verilen' demektir.

بئس العون المعان . وذلك أن اللعنة في الدنيا رفد للعذاب ومدد له ، وقد رفدت باللعنة في الآخرة ، وقيل : بئس العطاء المعطى
Fahreddin er-Râzî12-13. c.✓ Citation verified

Bu metinde 'rifd' kelimesinin 'atiyye' (bağış) anlamına geldiği ve aslında bir şeye yardımcı olan destek anlamı taşıdığı belirtilir. İbn Abbas'ın bu bağlamda 'rifd'i 'lânet üstüne lânet' olarak açıkladığı, Katade'nin de bunu dünyada ve ahirette peş peşe gelen iki lânet olarak yorumladığı nakledilir. Sonuç olarak bir şeye destek/yardımcı kılınan her şeyin 'rifd' olarak isimlendirildiği ifade edilir.

والرفد هو العطية وأصله الذي يعين على المطلوب سأل نافع بن الأزرق ابن عباس رضي الله عنهما عن قوله : قال هو اللعنة بعد اللعنة . قال قتادة : ترادفت عليهم لعنتان من الله تعالى لعنة في الدنيا ولعنة في الآخرة وكل شيء جعلته عونا لشيء فقد رفدته به
Kurtubî13. c.✓ Citation verified

Kurtubî bu ayette 'rifd' kelimesinin anlamını dil âlimlerinden nakillerle açıklar. Kelime hem 'yardım/bağış' hem de 'büyük kadeh' anlamına gelebilir; ayrıca kadehteki içeceğe de 'rifd' denildiği rivayet edilir. Bu bağlamda ayetteki ifade, kâfirlere sunulan azabın (ateşin) ne kötü bir 'bağış' veya 'ikram' olduğunu vurgular; bir görüşe göre de 'rifd' burada 'ziyade' anlamındadır, yani boğulmadan sonra ateşin onlara ilave bir azap olarak verilmesini ifade eder.

حكى الكسائي وأبو عبيدة : رفدته أرفده رفدا أي أعنته وأعطيته واسم العطية الرفد أي بئس العطاء والإعانة والرفد أيضا القدح الضخم قاله الجوهري والتقدير : بئس الرفد رفد المرفود
İbn Kesîr14. c.✓ Citation verified

İbn Kesîr'e göre bu ayette geçen ifade, kâfirlerin ateş azabına ilaveten dünyada bir lanetle de takip edildiklerini bildirir. Mücahid'e göre bu, kıyamet günündeki bir lanetle daha artırılır, böylece iki lanet olur. İbn Abbas, Dahhâk ve Katâde'ye göre ise bu lanet dünya ve ahiret lanetidir.

أي أتبعناهم زيادة على عذاب النار لعنة في الدنيا قال مجاهد زيدوا لعنة يوم القيامة فتلك لعنتان وقال علي بن أبي طلحة عن ابن عباس قال لعنة الدنيا والآخرة وكذا قال الضحاك وقتادة
Beydâvî13. c.✓ Citation verified

Beydâvî, Firavun'un kavmini kıyamet günü nasıl ateşe götürdüğünü, dünyada onları dalalete sürüklediği gibi sürükleyeceğini açıklar; 'vird' kelimesinin su içmek için gidilen yere benzetilerek ironik biçimde ateş için kullanıldığını, oysa ateşin serinlik ve susuzluğu giderme yerine tam tersini verdiğini belirtir. Ayrıca bu ayeti, önceki ayette geçen 'Firavun'un işi rüşd üzere değildir' sözünün delili veya açıklaması olarak okur. Son olarak 'rifd' kelimesinin asıl anlamının yardım/destek olduğunu, burada methedilenin zıddına, lanetin kastedildiğini ifade eder.

فأوردهم النار ذكره بلفظ الماضي مبالغة في تحقيقه ونزل النار لهم منزلة الماء فسمى إتيانها موردا ثم قال: وبئس الورد المورود أي بئس المورد الذي وردوه فإنه يراد لتبريد الأكباد وتسكين العطش والنار بالضد

Comparison

Common ground

Tüm müfessirler 'rifd' kelimesinin asıl anlamının yardım/destek/bağış olduğunu, ancak burada ironik biçimde ('ne kötü bağış/destek') kullanılarak lânetin veya azabın pekiştirilmesini ifade ettiğinde birleşir. Ayrıca İbn Abbas, Katade, Mücahid gibi tabiin ve sahabe rivayetlerine dayanarak dünya lâneti ile âhiret lânetinin peş peşe (biri diğerine destek olacak şekilde) geldiği yorumu ortak biçimde nakledilir.

Differences

Taberî ve İbn Kesîr meseleyi ağırlıklı olarak rivayet zinciriyle (Mücahid, İbn Abbas, Katade, Dahhak) temellendirirken, Zemahşerî, Kurtubî ve Beydâvî kelimenin dil ve belâgat tahliline (rifd'in bağış, büyük kadeh, ziyade gibi anlamlarına) daha çok yer verir. Kurtubî dilcilerden (Kisâî, Ebû Ubeyde, Asmaî) yaptığı geniş nakillerle kelimenin somut anlamlarını (kadeh, içecek) da tartışırken, Beydâvî ayrıca 'vird' kelimesiyle bağlantı kurarak ironik bir edebi okuma sunar; bu, diğerlerinde bulunmayan ayrı bir vurgudur.

Historical context

Erken dönem müfessiri Taberî ile daha sonraki Zemahşerî, Râzî, Kurtubî, İbn Kesîr ve Beydâvî arasında temel yorum (lânetin pekiştirilmesi) sabit kalmış, ancak zamanla dil ve belâgat analizinin ayrıntılandığı, kelimenin farklı sözlük anlamlarının (bağış, kadeh, ziyade) daha sistematik biçimde tartışıldığı görülür; bu, tefsir usulünün rivayetten dil tahliline doğru zenginleştiğini gösterir, birbirini çelişki olarak değil tamamlayıcı katman olarak sunar.

Modern connection

Bu karşılaştırma, bir kelimenin görünürde iyi bir anlam (yardım, bağış) taşırken bağlama göre tam tersi bir sonuca işaret edebileceğini hatırlatır; bu da dil ve niyet arasındaki uyumun önemine, sözlerin ve eylemlerin sonuçlarını düşünerek hareket etmenin gerekliliğine dair bir ders sunar. Toplumsal ve ailevi ilişkilerde iyi niyetle yapılan şeylerin de sabır, ihlas ve doğru bir amaçla yapılmadığında beklenenin tersi sonuçlar doğurabileceği şeklinde ihtiyatlı bir çağrışım yapılabilir.

AI analysis — not a fatwa or ruling, not yet reviewed by a scholar