أُو۟لَٰٓئِكَ لَمْ يَكُونُوا۟ مُعْجِزِينَ فِى ٱلْأَرْضِ وَمَا كَانَ لَهُم مِّن دُونِ ٱللَّهِ مِنْ أَوْلِيَآءَ يُضَٰعَفُ لَهُمُ ٱلْعَذَابُ مَا كَانُوا۟ يَسْتَطِيعُونَ ٱلسَّمْعَ وَمَا كَانُوا۟ يُبْصِرُونَ
“Such will not escape in the earth, nor have they any protecting friends beside Allah. For them the torment will be double. They could not bear to hear, and they used not to see.” — M. M. Pickthall
Taberî9-10. c.✓ Citation verified
Taberî bu ayette müşriklerin dünyada bir sığınakları olduğu halde yeryüzünde Allah'tan kaçıp O'nu aciz bırakamayacaklarını, Allah'ın onları cezalandırmak istediğinde kendilerini Allah'tan koruyacak yardımcıları bulunmadığını açıklar. Ayrıca azabın katlanarak verileceğini, yani bir yerine iki kat azap yapılacağını belirtir. Son olarak 'işitmiyor ve görmüyorlardı' ifadesinin yorumunda ihtilaf olduğunu, bazılarına göre bunun hakkı işitip görmemelerinin bir vasfı, bazılarına göre ise işitip görebildikleri halde bundan yararlanmadıkları için azaplarının katlanacağı anlamına geldiğini nakleder.
يقول: ولم يكن لهؤلاء المشركين إذا أراد عقابهم من دون الله أنصار ينصرونهم من الله، ويحولون بينهم وبينه إذا هو عذبهم، وقد كانت لهم في الدنيا منعة يمتنعون بها ممن أرادهم من الناس بسوء
Zemahşerî12. c.✓ Citation verified
Bu müfessire göre ayet, kâfirlerin dünyada Allah'ı azap etmekten âciz bırdıklarını değil, Allah'ın onları kendi isteğiyle bu güne kadar ertelediğini ve onları Allah'ın azabından koruyacak bir yardımcılarının bulunmadığını ifade etmektedir. Ayrıca 'işitmeye güç yetiremezler' ifadesi, onların hakkı işitmekten aşırı kaçınıp ondan nefret etmelerinden dolayı sanki gerçekten işitemiyormuş gibi tasvir edilmelerine dayanır, gerçek bir işitme âcizliği değildir.
أي ما كانوا يعجزون الله في الدنيا أن يعاقبهم لو أراد عقابهم ، وما كان لهم من يتولاهم فينصرهم منه ويمنعهم من عقابه ، ولكنه أراد إنظارهم وتأخير عقابهم إلى هذا اليوم
Kurtubî13. c.✓ Citation verified
Kurtubî bu bölümde ayetteki 'yudâafu' fiilinin farklı kıraatlerini (fetha, kesre, teşdid ile) aktarmakta ve bunların anlam farklılıklarını belirtmektedir. Ayrıca İbn Abbas'tan naklen 'fâitîn' (kaçıp kurtulanlar) ifadesinin, kâfirlerin Allah'ın azabından kaçamayacakları, Allah'ın dilerse yeri onların üzerine çökertebileceği anlamına geldiği aktarılmaktadır. Azabın kişilerin küfür ve günahlarının derecesine göre kat kat artırılacağı belirtilmektedir.
وقرأ بن كثير وبن عامر ويعقوب ( يضعف ) بفتح العين وتشديدها أي فائتين من عذاب الله وقال بن عباس : لم يعجزوني أن آمر الأرض فتنخسف بهم أي على قدر كفرهم ومعاصيهم
İbn Kesîr14. c.✓ Citation verified
İbn Kesîr'e göre bu ayette Allah'ın inkarcılar üzerindeki mutlak kudreti ve onları kuşatan gücü anlatılmaktadır; kâfirler Allah'ın kudreti ve tasarrufu altındadır ve O, dünyada da ahirette de onlardan intikam almaya kadirdir. Onlara verilen işitme, görme ve kalp gibi nimetler, hakkı işitip ona tabi olmadıkları için kendilerine fayda vermemiştir; bu yüzden ateşe girdiklerinde sağır ve kör olarak nitelendirilmişlerdir. Sonuçta Allah onları asla aciz bırakamayacak, aksine onlara en şiddetli azabı verecektir.
فما أغنى عنهم سمعهم ولا أبصارهم ولا أفئدتهم بل كانوا صما عن سماع الحق عميا عن اتباعه
Beydâvî13. c.✓ Citation verified
Beydâvî'ye göre âyetteki 'ma kanu yestetı'una's-sem' ve 'ma kanu yubsirun' ifadeleri, müşriklerin hakka karşı sağır ve âyetlere karşı kör olmalarından kaynaklanır; bu durum azabın katlanmasının gerekçesi olabileceği gibi, kendilerine putlardan veli olamayacağının bir açıklaması da olabilir, çünkü işitmeyen ve görmeyen bir şey velilik yapmaya elverişli değildir. Ayrıca 'hüsran'ları, Allah'a ibadeti bırakıp putlara ibadeti satın almalarından veya elde ettiklerinin kendilerinden kaybolup yalnızca hasret ve nedametin kalmasından ileri gelir.
وما كانوا يبصرون لتعاميهم عن آيات الله، وكأنه العلة لمضاعفة العذاب. وقيل هو بيان ما نفاه من ولاية الآلهة بقوله: وما كان لهم من دون الله من أولياء فإن ما لا يسمع ولا يبصر لا يصلح للولاية
Fahreddin er-Râzî12-13. c.✓ Citation verified
Bu müfessire göre âyette geçen 'i'câz' kavramı, kişinin murad ettiği şeye ulaşmasının engellenmesi anlamına gelir; kâfirlerin yeryüzünde 'mu'cizîn' olamayacakları ifadesi, Allah'ın azabından kaçamayacaklarını, çünkü kulun Allah'ın azabından kaçmasının imkânsız olduğunu bildirir. Ayrıca âyet, onların kendilerini Allah'ın azabından koruyacak dostları (evliya) olmadığını, putların şefaatçi olacağı iddiasının reddini de içerir. Metin ayrıca azabın kat kat artırılmasının sebebini, hem kendi sapkınlıklarında ısrar etmeleri hem de başkalarını dinden çevirmeye çalışmaları olarak tartışır.
معنى الإعجاز المنع من تحصيل المراد
Comparison
Common ground
Tüm müfessirler ayetin, müşrik/kâfirlerin Allah'ın kudretinden kaçıp O'nu aciz bırakamayacaklarını ve kendilerini azaptan koruyacak bir yardımcı/veli bulamayacaklarını anlattığında birleşir. Ayrıca azabın katlanarak (kat kat) verileceği ve 'işitip görememe' ifadesinin, hakka karşı gösterdikleri isteksizlik/inatla ilişkili olduğu noktasında da ortak bir eğilim vardır.
Differences
Taberî ve Beydâvî 'işitmiyor-görmüyorlardı' ifadesinin gerçek bir yeti kaybı mı yoksa hakkı kabul etmemenin bir tasviri mi olduğu konusundaki ihtilafı nakletmekle yetinirken, Zemahşerî bunu doğrudan belâgat temelli bir mübalağa/temsilî anlatım olarak yorumlar. Kurtubî meseleye kıraat farklılıkları ve İbn Abbas rivayeti üzerinden yaklaşırken, İbn Kesîr ayeti başka ayetlerle irtibatlandırarak bağlamsal bir okuma sunar. Râzî ise 'i'câz' kavramını dilbilimsel tahlile dayanarak açıklar ve azabın katlanma sebebini başkalarını da saptırma çabasına bağlayarak farklı bir boyut ekler. Bu farklar, müfessirlerin ekol (dil/belâgat ağırlıklı, rivayet ağırlıklı, kıraat ağırlıklı) ve yöntem tercihlerinden kaynaklanır.
Historical context
Erken dönem müfessir Taberî ihtilafları nakletmekle sınırlı kalırken, sonraki dönemlerde Zemahşerî ve Beydâvî gibi belâgat odaklı müfessirler ayeti daha edebi bir çerçevede işlemiş, Kurtubî kıraat farklılıklarına ağırlık vermiş, İbn Kesîr ayetler arası bütünlüğü öne çıkarmış, Râzî ise dilbilimsel ve mantıksal tahlili derinleştirmiştir. Temel mesaj (Allah'ın kudretinden kaçışın imkânsızlığı) sabit kalmış, ancak yorum araçları ve vurgular dönemin ilmî yöntemlerine göre çeşitlenmiştir.
Modern connection
Bu karşılaştırmalı okuma, insanın sahip olduğu işitme, görme ve akletme gibi nimetlerin hakka yönelmediğinde bir fayda sağlamayacağını hatırlatır; bu da ilim ile iman arasındaki uyumun, gerçeği araştırma ve kabul etme çabasıyla anlam kazandığını düşündürür. Ayrıca ayetin, kişinin sadece duyu ve bilgiye sahip olmasının yetmediği, bunu doğru bir istikamette kullanmasının önemine dair bir ders taşıdığı söylenebilir; bu da bugün eğitim ve ahlaki gelişim bağlamında düşünmeye değer bir noktadır.
AI analysis — not a fatwa or ruling, not yet reviewed by a scholar