وَلَقَدْ ءَاتَيْنَا مُوسَى ٱلْكِتَٰبَ فَٱخْتُلِفَ فِيهِ وَلَوْلَا كَلِمَةٌ سَبَقَتْ مِن رَّبِّكَ لَقُضِىَ بَيْنَهُمْ وَإِنَّهُمْ لَفِى شَكٍّ مِّنْهُ مُرِيبٍ
“And we verily gave unto Moses the Scripture, and there was strife thereupon; and had it not been for a Word that had already gone forth from thy Lord, the case would have been judged between them, and lo! they are in grave doubt concerning it.” — M. M. Pickthall
Zemahşerî12. c.✓ Citation verified
Zemahşerî, ayette geçen ihtilafın Kur'an hakkındaki 'bazıları haktır bazıları batıldır' türü bir ihtilaf olmadığını, bunun aksine bir topluluğun ona iman edip diğer bir topluluğun küfretmesi türünden bir ihtilaf olduğunu belirtir. Ayrıca 'önceden geçmiş söz'ün kıyamet vaadi olduğunu, husumetlerin o günde çözüleceğini ve bu vaad olmasaydı ihtilafların dünyada hemen hükme bağlanacağını açıklar.
فرق عظيم بين قوله : آمن به قوم وكفر به قوم ، كما اختلف في القرآن فقال بعضهم : هو حق ، وقال بعضهم : هو باطل . والكلمة السابقة : هي العدة بالقيامة ، وأن الخصومات تفصل في ذلك اليوم ، ولولا ذلك لقضى بينهم في الدنيا
Fahreddin er-Râzî12-13. c.✓ Citation verified
Bu müfessire göre ayetteki ifade, peygamberin kavminden olan kâfirlerin bu Kur'an hakkında şüphe ve tereddüt içinde olduklarını anlatmaktadır. Râzî burada ayetin kısa bir anlam açıklamasını yapmakta ve akabinde gelecek ifadeye geçiş yapmaktadır.
يعني أن كفار قومك لفي شك من هذا القرآن مريب
Kurtubî13. c.✓ Citation verified
Kurtubî'ye göre bu ayet, Kur'an konusunda önceki ümmetlerin de kendi kitapları hakkında şüphe içinde olduklarını hatırlatarak Peygamber'i teselli etmektedir; kavminin Kitab hakkındaki ihtilafına üzülmemesi gerektiği, çünkü ondan öncekilerin de kendi kitaplarında ihtilaf ettikleri belirtilir. 'Miras verilenler' ifadesiyle kimin kastedildiği konusunda farklı görüşler nakledilmiş, kimileri Yahudi ve Hristiyanları, kimileri de Mekke müşriklerini kastettiğini söylemiştir.
أي آمن به قوم وكذب به قوم والكناية ترجع إلى الكتاب وهو تسلية للنبي صلى الله عليه وسلم أي لا يحزنك اختلاف قومك في كتابك فقد اختلف من قبلهم في كتابهم
İbn Kesîr14. c.✓ Citation verified
İbn Kesîr'e göre bu ayette Allah, önceki ve sonraki tüm ümmetleri bir araya toplayacağını ve onları amellerine göre cezalandıracağını bildirmiştir; iyilik yapana iyilikle, kötülük yapana kötülükle karşılık verilecektir. Peygamberlerin yalanlanması ve eziyet görmesi konusunda ise, yalanlayanların bu tekzibi kesin bir kanaate dayanarak değil, şüphe içinde ve söyledikleri şeyi tahkik etmeden yaptıkları belirtilmiştir.
وما كان تكذيبهم له عن بصيرة منهم لما قالوا بل كانوا شاكين فيما قالوا غير محققين لشيء كانوا فيه هكذا وجهه ابن جرير وهو محتمل والله أعلم
Beydâvî13. c.✓ Citation verified
Beydâvî'ye göre Musa'ya verilen kitap (Tevrat) hakkında ihtilaf edilmesi, kavminden bazılarının ona iman edip bazılarının inkâr etmesi şeklinde gerçekleşmiştir; bu durum Kureyş'in Kur'an hakkındaki ihtilafına benzetilmiştir. Allah'ın önceden verdiği söz (kıyamete kadar mühlet tanıma) olmasaydı, hak ile batılın hemen ayırt edilmesi için aralarında hüküm verilirdi. Ayrıca müminler ve kâfirler dahil tüm ihtilaf edenlerin amellerinin karşılığının kendilerine tastamam verileceği bildirilmektedir.
ولولا كلمة سبقت من ربك يعني كلمة الإنظار إلى يوم القيامة. لقضي بينهم بإنزال ما يستحقه المبطل ليتميز به عن المحق.
Taberî9-10. c.✓ Citation verified
Taberî'ye göre, kendilerine kitap verilen Yahudilerden bâtıl üzere olan grup, kitaplarındaki hüküm konusunda şüphe içindedir; onların bu konuda söyledikleri kesin bilgiye dayanmayıp sadece zanna dayanmaktadır. Ayrıca Hz. Muhammed'e, Musa kavminin ona yaptığı gibi kendi kavminin de kendisini yalanlamasının üzülmemesi gerektiği, bunun önceki ümmetlerin sünnetlerinden olduğu belirtilir.
وإنما قالوه ظنا
Comparison
Common ground
Müfessirlerin çoğu ayeti bağlamsal okuma yöntemiyle ele alıp, ihtilafın kitap (Tevrat veya Kur'an) hakkında iman-inkâr şeklinde ortaya çıktığını ve Hz. Peygamber'in kavminin kendisini yalanlamasına üzülmemesi gerektiğine dair bir teselli mesajı içerdiğini vurgular. Kıyamet vaadinin ihtilafların nihai çözüm yeri olacağı fikri de (Zemahşerî ve Beydâvî'de açıkça) ortak bir temadır.
Differences
Zemahşerî ve Beydâvî dil/belağat analizine ağırlık verirken, Kurtubî ve Taberî rivayet ve önceki müfessir görüşlerini nakletmeyi öne çıkarır; İbn Kesîr ise cezalandırma-mükâfatlandırma boyutunu vurgulayıp aktardığı yorumu kesin değil 'muhtemel' olarak sunar. Kurtubî ve Taberî ayrıca 'miras verilenler' ifadesinin kime işaret ettiği konusunda (Yahudi-Hristiyanlar mı, Mekke müşrikleri mi) farklı rivayetleri nakleder; bu farklılık ekolden değil, her müfessirin hangi rivayet zincirini veya dilbilimsel detayı öncelediğinden kaynaklanır.
Historical context
Taberî'den Beydâvî'ye uzanan süreçte temel çerçeve (ihtilafın iman-inkâr ayrımı ve teselli mesajı) sabit kalmış, zamanla dil/belağat analizi (Zemahşerî, Beydâvî) ve farklı rivayetlerin sistematik karşılaştırılması (Kurtubî) daha belirgin hale gelmiştir; İbn Kesîr'in ihtiyatlı 'muhtemel' ifadesi de yorum çeşitliliğinin zamanla nasıl temkinli bir dille aktarıldığını gösterir.
Modern connection
Bu ayet, farklı topluluklar arasındaki görüş ayrılıklarının şüphe ve kesin bilgi eksikliğinden kaynaklanabileceğini hatırlatarak, günümüzde de anlaşmazlıklar karşısında sabırlı ve araştırmacı bir tutum benimsemenin önemine işaret edebilir. Aynı zamanda ilim ile iman arasındaki dengeyi koruyarak, hüküm vermeden önce bilgiye dayanma ve hoşgörülü bir diyalog kurma çağrısı olarak da düşünülebilir.
AI analysis — not a fatwa or ruling, not yet reviewed by a scholar