قُلْ أَرَءَيْتُمْ إِنْ أَتَىٰكُمْ عَذَابُهُۥ بَيَٰتًا أَوْ نَهَارًا مَّاذَا يَسْتَعْجِلُ مِنْهُ ٱلْمُجْرِمُونَ

“Say: Have ye thought: When His doom cometh unto you as a raid by night, or in the (busy) day; what is there of it that the guilty ones desire to hasten?” — M. M. Pickthall

Tafsirs

AI-generated
Taberî9-10. c.✓ Citation verified

Taberî'ye göre bu ayette Hz. Peygamber'e, müşrik kavmine 'Allah'ın azabı size gece veya gündüz ansızın gelse, kıyamet kopsa, bunu kendinizden savmaya güç yetirebilir misiniz?' diye sorması emredilmektedir. Azabın hemen gelmesini isteyip aceleyle isteyenlerin, Allah'a küfreden mücrimler olduğu ve bu azaba ancak onların girip yanacağı, başkalarının değil, belirtilir. Sonuçta bu kimselerin azabı kendilerinden savmaya güçlerinin yetmeyeceği ifade edilir.

قل يا محمد لهؤلاء المشركين من قومك: أرأيتم إن أتاكم عذاب الله بياتا، يقول: ليلا أو نهارا، وجاءت الساعة، وقامت القيامة أتقدرون على دفع ذلك عن أنفسكم؟
Zemahşerî12. c.✓ Citation verified

Zemahşerî'ye göre 'ثُمَّ إِذَا مَا وَقَعَ آمَنْتُمْ بِهِ' ifadesi şart cümlesinin cevabı konumundadır; anlam, azap gerçekleştiğinde iman etmenin artık fayda vermeyeceği bir zamanda gerçekleşeceğidir. Ayrıca istifham harfinin 'ثُمَّ' üzerine girmesi, tıpkı vav ve fa harfleri üzerine girmesi gibi bir dilbilimsel kullanımdır.

والمعنى : إن أتاكم عذابه آمنتم به بعد وقوعه حين لا ينفعكم الإيمان ، ودخول حرف الاستفهام على ثم ، كدخوله على الواو والفاء في قوله
Fahreddin er-Râzî12-13. c.✓ Citation verified

Bu müfessire göre ayetteki ifade şart cümlesi yapısındadır; şartın cevabı 'ماذا يستعجل منه المجرمون' kısmıdır. Anlam, 'eğer bu istenen şey gerçekleşirse, artık ondan acele istediğiniz hangi maksat kalır' şeklindedir. Bunu açıklamak için 'إن أتيتك ماذا تطعمني' örneğiyle benzer bir dil kalıbı gösterilmiştir.

شرط . وجوابه : قوله ماذا يستعجل منه المجرمون ، وهو كقولك إن أتيتك ماذا تطعمني ، يعني : إن حصل هذا المطلوب ، فأي مقصود تستعجلونه منه
Kurtubî13. c.✓ Citation verified

Kurtubî'ye göre bu ifade, müşriklerin 'Bu vaad ne zamandır?' şeklindeki alaycı sorularına verilen bir cevap olup, azabı acele istemelerindeki tutumlarının akılsızlığını ortaya koymaktadır. Yani azap geldiğinde bu istekleri kendilerine bir fayda sağlamayacak, o zaman gösterecekleri iman da kabul edilmeyecektir.

وهو جواب لقولهم : متى هذا الوعد وتسفيه لآرائهم في استعجالهم العذاب أي إن أتاكم العذاب فما نفعكم فيه ولا ينفعكم الإيمان حينئذ
İbn Kesîr14. c.✓ Citation verified

Bu müfessire göre ayette geçen ifade, azap kendilerine geldiğinde onların söyleyecekleri sözü anlatmaktadır; yani söz konusu kavil, azabın gelişi anında dile getirilecektir.

يعني أنهم إذا جاءهم العذاب قالوا
Beydâvî13. c.✓ Citation verified

Beydâvî'ye göre bu ayet, azabın gece veya gündüz herhangi bir vakitte -insanların uykuda veya geçim derdiyle meşgul oldukları anlarda- ansızın gelebileceğini vurgular; günahkârların bu azabı istemekte acele etmelerinin akılsızca olduğunu, çünkü azabın gerçekleştiği anda inanmanın artık fayda vermeyeceğini belirtir. 'el-Mücrimûn' kelimesinin zamir yerine kullanılması, onların işledikleri günahlar sebebiyle azaptan korkmaları gerekirken bunu istemekte acele etmelerinin tutarsızlığına işaret eder. Şart cümlesinin cevabının hazfedilmiş olduğu, bunun 'acele etmelerinden dolayı pişman olacaklar' veya 'hatalarını anlayacaklar' anlamına geldiği belirtilir.

والمجرمون وضع موضع الضمير للدلالة على أنهم لجرمهم ينبغي أن يفزعوا من مجيء العذاب لا أن يستعجلوه، وجواب الشرط محذوف وهو تندموا على الاستعجال، أو تعرفوا خطأه

Comparison

Common ground

Tüm müfessirler ayetin, azabı alaycı şekilde acele isteyen müşrik/mücrimlere yönelik bir uyarı içerdiğinde ve azap gerçekleştiğinde artık iman etmenin veya pişmanlık göstermenin bir fayda sağlamayacağı noktasında birleşirler. Ayrıca bu istemenin akılsızca bir tutum olduğu ve kimsenin azabı kendinden savamayacağı ortak vurgudur.

Differences

Taberî ve Kurtubî bağlamsal okumaya dayanarak ayetin müşriklerin alaycı sorularına verilen cevap olduğunu ve mücrimlerin özel olarak kastedildiğini vurgular. Zemahşerî, Râzî ve Beydâvî ise daha çok dil/belağat ve nahiv tahliline yönelerek şart-cevap ilişkisini, istifham harfinin kullanımını ve hazfedilen unsurları detaylı biçimde açıklarlar; Beydâvî ayrıca kıraat farkına da değinir. İbn Kesîr ise sözün azabın geldiği anda söyleneceğine dair daha sade bir bağlamsal yorum sunar.

Historical context

Erken dönem müfessiri Taberî'nin bağlamsal ve rivayet ağırlıklı yaklaşımı, sonraki dönemlerde Zemahşerî ve Râzî ile daha sistematik bir dil/nahiv incelemesine evrilmiş, Kurtubî ve İbn Kesîr bağlamsal okumayı sürdürürken Beydâvî bu birikimi sentezleyip hem nahiv hem kıraat boyutunu bir arada sunmuştur. Temel anlam yüzyıllar boyunca sabit kalmış, sadece izah yöntemleri (rivayet ağırlıklı mı, dilbilimsel mi) çeşitlenmiştir.

Modern connection

Bu ayet, insanın hayatını sadece anlık meraklar veya alaycı sorularla değil, sabır ve derin düşünceyle şekillendirmesinin önemine işaret edebilir. Ani gelişen zorluklar veya beklenmedik durumlar karşısında ihlasla hazırlıklı olmak, hem bireysel ahlakta hem toplumsal dayanışmada bir denge kurmayı hatırlatabilir. Ayrıca ilim ile iman arasındaki uyumun, düşünmeden acele hüküm vermek yerine derin kavrayışla yaklaşmayı teşvik ettiği söylenebilir.

AI analysis — not a fatwa or ruling, not yet reviewed by a scholar