أَمْ يَقُولُونَ ٱفْتَرَىٰهُ قُلْ فَأْتُوا۟ بِسُورَةٍ مِّثْلِهِۦ وَٱدْعُوا۟ مَنِ ٱسْتَطَعْتُم مِّن دُونِ ٱللَّهِ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ

“Or say they: He hath invented it? Say: Then bring a surah like unto it, and call (for help) on all ye can besides Allah, if ye are truthful.” — M. M. Pickthall

Tafsirs

AI-generated
Taberî9-10. c.✓ Citation verified

Taberî'ye göre bu ayette müşrikler Kur'an'ı Muhammed'in kendinden uydurduğunu söylemektedirler; Allah bunu yalanlayarak Kur'an'ın uydurma olmadığını, hak ve doğru olduğunu, Rabb'inden gelen bir inzâl olduğunu bildirir. Ardından meydan okuma gelir: eğer iddia ettikleri gibi Muhammed onu kendisinden uydurmuşsa, onlar da Arap olduklarından ve aynı dili kullandıklarından, benzeri bir sure -hatta on sure- getirmeleri ve bunun için Allah'tan başka kim isterlerse ondan yardım almaları istenir; bunu yapamamaları Kur'an'ın Allah katından olduğunun delilidir.

ثم أكذبهم تعالى ذكره فقال: ما هو كما تزعمون وتقولون، من أن محمدا افتراه، بل هو الحق والصدق من عند ربك يا محمد، أنزله إليك لتنذر قوما بأس الله وسطوته
Zemahşerî12. c.✓ Citation verified

Zemahşerî'ye göre 'أم يقولون افتراه' ifadesindeki hemze, müşriklerin bu Kur'an'ı Muhammed'in kendisinin yalan yere uydurduğu iddiasını inkâr ve bu iddiaya taaccüb (şaşkınlık) ifade eder. Meydan okuma, onların iddialarının çelişkisini ortaya koymak içindir: eğer Muhammed bunu kendi gücüyle uydurabildiyse, bütün Arap belagat ustalarının da benzerini getirebilmesi gerekirdi; ancak onlar bunu yapamamışlardır ki bu da Kur'an'ın Allah'tan geldiğinin delilidir. Yani Muhammed'in bunu iftira etmiş olması, aynı zamanda tüm topluma karşı bir mucize olur ve Allah yalancıyı bu şekilde doğrulamaz.

ومعنى الهمزة أم : الإنكار والتعجيب ، كأنه قيل : دع هذا واسمع قولهم المستنكر المفضى منه العجب ، وذلك أن محمدا كان لا يقدر عليه حتى يقوله ويفتريه على الله ، ولو قدر عليه دون أمة العرب لكانت قدرته عليه معجزة لخرقها العادة ، وإذا كانت معجزة كانت تصديقا من الله له ، والحكيم لا يصدق الكاذب فلا يكون مفتريا
Fahreddin er-Râzî12-13. c.✓ Citation verified

Bu müfessire göre âyette müşriklerin haşri ve peygamberi inkâr durumları açıkça zikredilirken tevhid konusunda söylemleri açık ifade edilmemiştir; çünkü onlar haşir ve resûl konusunda tüm hallerde ısrarla inkârcı iken, tevhidi anlam bakımından zaten kabul ediyorlardı. Ayrıca müfessir, âyetteki hitabın kime yöneldiği konusunda ihtilaf bulunduğunu, bir görüşe göre bunun müslümanlara yönelik olduğunu belirtir. Metin ayrıca Kur'an'ın i'câzı, tahaddî (meydan okuma) mertebeleri ve Mu'tezile'nin Kur'an'ın mahlûk olduğuna dair bu âyetle istidlal etmesi meselesini de tartışır.

وذلك لأنهم كانوا مصرين في جميع الأحوال على إنكار الحشر والرسول ، وأما الوحدانية فكانوا يعترفون بها في المعنى
Kurtubî13. c.✓ Citation verified

Kurtubî'ye göre bu ayette geçen 'em' harfi münkatıa olup 'bel' (aksine) manasındadır ve öncesindeki söylemden bir başka söze geçişi ifade eder; 'iftera' fiili ise Hz. Peygamber'in Kur'an'ı kendi nefsinden uydurduğu iddiasını taşır. Müfessir, bu istifhamın inkâr ve taaccüp (hayret) ifade ettiğini, yani Allah'ın Kur'an'ın kendinden bir tenzil olduğunu ve şüphe götürmediğini bildirdikten sonra, müşriklerin bu iddialarına geçişle onları kınadığını belirtir. Ayrıca bu hitabın Nuh kıssasıyla bağlantısına dair İbn Abbas'ın görüşünü de zikreder; ona göre hitap Nuh ile kavmi arasındaki muhaveredendir.

وقيل : هي أم المنقطعة التي تقدر بمعنى بل والهمزة كقوله تعالى : الم تنزيل الكتاب لا ريب فيه من رب العالمين أم يقولون افتراه السجدة أي بل يقولون افتراه
İbn Kesîr14. c.✓ Citation verified

İbn Kesîr'e göre bu ayette geçen 'sure' kelimesi, nekre olarak şart siyakında geldiği için hem uzun hem kısa bütün Kur'an sureleri hakkında umum ifade eder. Buna göre i'câz, surelerin uzun ya da kısa olmasına bakılmaksızın hepsinde gerçekleşmiştir ve müfessire göre bu hususta selef ve halef arasında bir ihtilaf bilinmemektedir.

لأنها نكرة في سياق الشرط فتعم كما هي في سياق النفي عند المحققين من الأصوليين كما هو مقرر في موضعه فالإعجاز حاصل في طوال السور وقصارها وهذا لا أعلم فيه نزاعا بين الناس سلفا وخلفا
Beydâvî13. c.✓ Citation verified

Beydâvî'ye göre bu Kur'an, Allah'tan başkası tarafından iftira edilmiş (uydurulmuş) olamaz; aksine kendisinden önceki ilahî kitapları doğrulayan ve akide ile şeriat esaslarını açıklayan, hiçbir şüphe barındırmayan Rabb'ül-âlemin'den gelen bir kitaptır. Bu metin, Kur'an'ın mucize oluşu sebebiyle önceki kitaplara ölçü ve onların doğruluğuna şahit olduğunu, dolayısıyla yalan olmasının imkânsız olduğunu belirtir. Ayrıca müşriklerin 'onu (Muhammed) uydurdu' iddiasına karşı, benzeri bir sûre getirmeleri şeklinde bir meydan okuma (tahaddî) bulunduğu, çünkü onların da Arapça, fesahat, nazım ve ibarede benzer veya daha usta oldukları vurgulanır.

وما كان هذا القرآن أن يفترى من دون الله افتراء من الخلق. ولكن تصديق الذي بين يديه مطابقا لما تقدمه من الكتب الإلهية المشهود على صدقها ولا يكون كذبا كيف وهو لكونه معجزا دونها عيار عليها شاهد على صحتها

Comparison

Common ground

Tüm müfessirler ayetin, müşriklerin Kur'an'ı Hz. Muhammed'in uydurduğu iddiasını konu edindiğinde ve buna karşı bir tahaddî (meydan okuma) unsuru bulunduğunda birleşir: eğer Kur'an insan sözü olsaydı, aynı dili konuşan Araplar benzerini getirebilirdi; bunu yapamamaları Kur'an'ın ilahî kaynaklı olduğunun delili sayılır. Taberî, Zemahşerî, Kurtubî ve Beydâvî ayrıca ayetteki 'em/hemze' ifadesinin inkâr ve taaccüp (şaşkınlık) anlamı taşıdığında da hemfikirdir.

Differences

Taberî ve Kurtubî ağırlıklı olarak dil-nahiv tartışması ile rivayet malzemesini (İbn Abbas, Mukatil) birleştirirken, Zemahşerî meseleyi daha çok belağat ve mantıksal çelişki (Muhammed uydurduysa neden başkaları yapamadı) üzerinden ele alır. Râzî ise konuyu kelâmî bir tartışmaya taşıyarak Mu'tezile'nin Kur'an'ın mahlûk olduğu iddiasına cevap verir ve hitabın kime yöneldiği konusunda ihtilaf bulunduğunu aktarır. İbn Kesîr farklı bir eksene, 'sure' kelimesinin kapsamına (uzun-kısa tüm sureler) odaklanarak fıkıh usulü mantığıyla i'câzın genelliğini tartışır. Kurtubî ayrıca İbn Abbas'tan nakille ayetin Nuh kıssasıyla bağlantısı olabileceğini de zikreder, bu diğerlerinde yoktur.

Historical context

Erken dönem müfessiri Taberî meseleyi temel dil ve bağlam çözümlemesiyle ele alırken, sonraki dönemlerde Zemahşerî ve Beydâvî belağat inceliklerini daha sistemli işler; Râzî ile birlikte konu kelâmî tartışmalara (Kur'an'ın mahlûk olup olmaması) taşınarak daha teorik bir boyut kazanır. Kurtubî rivayet malzemesini zenginleştirirken, İbn Kesîr fıkıh usulü kavramlarını devreye sokarak meseleyi daha teknik bir çerçevede ele alır. Genel çizgi, temel iddia (Kur'an'ın ilahî kaynaklı olduğu ve tahaddînin geçerliliği) sabit kalmakla birlikte, zamanla argümantasyon araçlarının (dil, kelâm, usul) çeşitlendiği görülür.

Modern connection

Bu karşılaştırmalı okuma, bir metnin veya düşüncenin değerinin sadece iddiayla değil, ortaya konan delil ve tutarlılıkla anlaşılabileceğini hatırlatır; bu da günümüzde ilim ile iman arasındaki uyumu, akıl yürütme ve kanıt arama alışkanlığını teşvik eden bir bakış sunar. Ayrıca farklı müfessirlerin aynı ayete dil, mantık, rivayet gibi farklı yöntemlerle yaklaşması, günümüzde de bir konuyu anlamada çoklu bakış açılarına açık olmanın ve saygılı bir diyalog ruhu taşımanın kıymetini düşündürebilir.

AI analysis — not a fatwa or ruling, not yet reviewed by a scholar