فَلَمَّآ ءَاتَىٰهُم مِّن فَضْلِهِۦ بَخِلُوا۟ بِهِۦ وَتَوَلَّوا۟ وَّهُم مُّعْرِضُونَ

“Als Er ihnen aber von Seiner Huld gewährt hatte, geizten sie damit, und sie kehrten sich widerstrebend ab.” — Bubenheim & Elyas

Tafsire

Von KI erstellt
Taberî9-10. Jh.✓ Zitat verifiziert

Taberî'ye göre bu ifade, kişilerin Allah'ın kendilerine bahşettiği fazlından O'na verdikleri sözden dönmelerini anlatır; onlar bu maldan sadaka vermediler, akrabalık haklarını gözetmediler ve Allah hakkı için infak etmediler. 'Tevellev' ifadesi ise onların Allah'a verdikleri ahitten yüz çevirip sırt dönmelerini ifade eder.

يعني بذلك: خالفوا ما كانوا وعدوا الله من قولهم: بفضل الله الذي آتاهم فلم يصدقوا منه ولم يصلوا منه قرابة ولم ينفقوا منه في حق الله {وتولوا} يقول وأدبروا عن عهدهم الذي عاهدوه الله
Kurtubî13. Jh.✓ Zitat verifiziert

Bu müfessire göre metinde geçen ifade, Allah'ın kendilerine verdiği/bahşettiği anlamına gelmektedir. Kurtubî bu kısa açıklamayla ilgili fiili 'i'ta' (verme, bahşetme) fiiliyle eş anlamlı olarak yorumlamıştır.

أي أعطاهم
Beydâvî13. Jh.✓ Zitat verifiziert

Beydâvî'ye göre bu ayet Sa'lebe b. Hâtıb hakkında inmiştir; Sa'lebe Peygamber'e mal verilmesi için dua istemiş, mal verilince zekat vermemek için bahaneler üretmiş ve zekat memurlarına 'bu cizyeye benzer bir şeydir' diyerek karşı çıkmıştır. Sonuçta Allah'ın verdiği nimete karşı nankörlük göstererek verdiği sözden dönmüş, hakkı vermeyi reddetmiş ve itaatten yüz çevirmiştir; bu hali Ebu Bekir, Ömer dönemlerinde de sürmüş ve Osman zamanında ölmüştür.

فلما آتاهم من فضله بخلوا به منعوا حق الله منه. وتولوا عن طاعة الله. وهم معرضون وهم قوم عادتهم الإعراض عنها.

Vergleich

Gemeinsamkeiten

Üç müfessir de ayeti, Allah'ın kendilerine mal/nimet bahşettiği kişilerin bu nimet karşılığında verdikleri sözden (ahitten) dönmesi olarak okur; 'i'ta' (verme/bahşetme) fiilinin bu bağlamda merkezi olduğu ve infak/zekat yükümlülüğünün ihlal edildiği noktasında birleşirler.

Unterschiede

Taberî ayeti daha genel bir dil ve belağat çerçevesinde ele alıp sadaka, akrabalık hakkı ve Allah hakkı için infak etmeme başlıklarını sıralar; Kurtubî ise çok kısa biçimde sadece 'verme/bahşetme' anlamına odaklanarak dil tahliliyle sınırlı kalır. Beydâvî ise ayeti somut bir rivayete, Sa'lebe b. Hâtıb kıssasına bağlayarak olayı kişileştirir ve tarihsel bir süreç (Ebu Bekir, Ömer, Osman dönemleri) içinde anlatır; bu, rivayet tefsiri yönteminin dil tefsirinden ayrıldığı noktadır.

Historischer Kontext

Taberî'nin erken dönem yaklaşımı ayeti dil ve genel ahlaki ilkeler üzerinden yorumlarken, sonraki dönemde Kurtubî bu okumayı özet biçimde sürdürmüş, Beydâvî ise daha sonraki bir aşamada rivayet malzemesini işin içine katarak anlatıyı zenginleştirmiştir. Temel anlam (nimete karşı sözden dönme) sabit kalmış, ancak yorumun somutlaşma derecesi zamanla artmıştır.

Bezug zur Gegenwart

Bu karşılaştırmalı okuma, kişiye bahşedilen imkânların bir emanet olduğu ve bu emanete karşı verilen sözlere bağlı kalmanın önemini hatırlatır. Günümüzde bu, ihlas ve sabırla yürütülen yapıcı bir sorumluluk anlayışının, imkân arttığında bile değişmemesi gerektiği şeklinde düşünülebilir. Toplumsal dayanışma açısından da, sahip olunan nimetin başkalarıyla paylaşılması gerektiği fikri hâlâ anlamlıdır.

KI-Analyse — keine Fatwa oder Urteil, noch nicht durch Fachprüfung freigegeben