وَمَا مَنَعَهُمْ أَن تُقْبَلَ مِنْهُمْ نَفَقَٰتُهُمْ إِلَّآ أَنَّهُمْ كَفَرُوا۟ بِٱللَّهِ وَبِرَسُولِهِۦ وَلَا يَأْتُونَ ٱلصَّلَوٰةَ إِلَّا وَهُمْ كُسَالَىٰ وَلَا يُنفِقُونَ إِلَّا وَهُمْ كَٰرِهُونَ
“Und nichts (anderes) verhindert, daß ihre Ausgaben von ihnen angenommen werden, als daß sie Allah und Seinen Gesandten verleugnen, sich nur schwerfällig zum Gebet begeben und nur widerwillig ausgeben.” — Bubenheim & Elyas
Taberî9-10. Jh.✓ Zitat verifiziert
Taberî'ye göre münafıkların infaklarının kabul edilmemesinin sebebi Allah'a ve Resulüne olan küfürleridir; onlar infaklarını sevap ümidiyle veya cezadan korkarak değil, sadece müminlerin kendilerine zarar vermesinden korktukları için gösteriş amacıyla yaparlar. Ayrıca bu ayetin, Hz. Peygamber'in Abdullah b. Übey'in cenaze namazını kılması üzerine indiği rivayet edilmektedir.
ما منع قبول نفقاتهم إلا كفرهم بالله. يقول: لا يأتونها إلا متثاقلين بها؛ لأنهم لا يرجون بأدائها ثوابا ولا يخافون بتركها عقابا
Zemahşerî12. Jh.✓ Zitat verifiziert
Zemahşerî'ye göre bu ifade, insanların ve cinlerin tüm çabalarıyla bir araya gelseler bile Kur'an'ın benzerini getirmekten aciz kalacaklarını belirtir; oysa Araplar arasında belagat ve söz ustaları bulunmaktaydı. Ayrıca müfessir, Kur'an'ın kadim olduğunu iddia edip aynı zamanda mucize olduğunu kabul edenlerin çelişkisine dikkat çeker; çünku aciz kalma ancak kudretin mümkün olduğu yerde anlamlıdır, imkânsız olan şeyde (kıdem gibi) acizlikten söz edilemez.
لو تظاهروا على أن يأتوا بمثل هذا القرآن في بلاغته وحسن نظمه وتأليفه ، وفيهم العرب العاربة أرباب البيان لعجزوا عن الإتيان بمثله ، والعجب من النوابت ومن زعمهم أن القرآن قديم مع اعترافهم بأنه معجز ، وإنما يكون العجز حيث تكون القدرة
Kurtubî13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Kurtubî'ye göre ayette münafıkların infaklarının kabul edilmemesinin sebebi küfürleridir; Kûfeliler 'أن يقبل' kıraatini fiilin tekil müzekker olması sebebiyle tercih etmiştir. Ayrıca İbn Abbas'a dayanarak münafığın cemaatteyken namaz kıldığı ama tek başına kalınca kılmadığı, çünkü namazdan sevap ummadığı ve terkinden ceza beklemediği belirtilir; nifak ibadette tembelliğe yol açar. Münafıklar infakı bir zarar (mağrem) sayıp ondan kaçınmayı kazanç (mağnem) görürler, bu yüzden infakları kabul görmez ve karşılığında sevap da yoktur.
قال بن عباس : إن كان في جماعة صلى وإن انفرد لم يصل وهو الذي لا يرجو على الصلاة ثوابا ولا يخشى في تركها عقابا فالنفاق يورث الكسل في العبادة لا محالة
İbn Kesîr14. Jh.✓ Zitat verifiziert
İbn Kesîr'e göre bu ayette Allah, münafıkların bozuk iç yüzlerini/kalplerini tasvir etmektedir. Hz. Peygamber'in sadık haberine göre Allah usanmaz, ta ki kullar usanıncaya kadar; ve Allah temizdir, ancak temiz olanı kabul eder. Bu sebeple Allah bu kimselerden ne bir infakı ne de bir ameli kabul eder, çünkü Allah ancak müttakilerden kabul eder.
وقد أخبر الصادق المصدوق صلى الله عليه وسلم أن الله لا يمل حتى تملوا وأن الله طيب لا يقبل إلا طيبا فلهذا لا يقبل الله من هؤلاء نفقة ولا عملا لأنه إنما يتقبل من المتقين
Fahreddin er-Râzî12-13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Bu müfessire göre ayet, bu amellerin kabulünü engelleyen tek şeyin küfür olduğunu açıkça bildirmektedir; buna göre fısk itaatleri hiçe indirmez. Münafıkların infakı, kulluk ve itaat gayesiyle değil, dünyevi bir menfaat kaygısıyla yaptıkları, bu yüzden Allah'ın onları infaktan hoşlanmamalarıyla kınadığı belirtilir. Amellerin ruhunun, kulluk ve itaat amacıyla yapılmasında olduğu, bu amaç bulunmazsa faydasız, hatta zararlı olabileceği ifade edilir.
لا مؤثر في منع قبول هذه الأعمال إلا الكفر
Beydâvî13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Beydâvî'ye göre münafıkların infaklarının kabul edilmemesinin sebebi Allah'a ve Resûlü'ne karşı gösterdikleri küfürdür; namaza tembelce ve isteksizce gelmeleri, infakı da gönülsüzce yapmaları bu küfürden kaynaklanır çünkü ne sevap ummakta ne de terkinde cezadan korkmaktadırlar. Mal ve evlatlarının çokluğu ise imrenilecek bir şey değildir, zira bu Allah'ın onları dünya hayatında bu vesileyle azaplandırması ve kâfir olarak canlarının çıkması için bir istidraçtır.
لأنهم لا يرجون بهما ثوابا ولا يخافون على تركهما عقابا
Vergleich
Gemeinsamkeiten
Taberî, Kurtubî, İbn Kesîr, Râzî ve Beydâvî; münafıkların infak ve ibadetlerinin kabul edilmeyişini onların Allah'a ve Resûlü'ne karşı içteki küfür ve nifaklarına bağlar. Ortak vurgu, bu amellerin sevap ümidi veya ceza korkusu gibi samimi bir kulluk saikiyle değil, gösteriş veya dünyevi çıkar kaygısıyla yapılmasıdır; bu yüzden ibadette isteksizlik ve tembellik görülür.
Unterschiede
Taberî ve Kurtubî nüzul sebebi rivayetlerine (İbn Abbas, Abdullah b. Übey olayı) ve kıraat/dil farklılıklarına odaklanırken, Râzî ayetin fıkhi-ahlaki boyutuna, amellerin 'ruhu' meselesine eğilir. Beydâvî konuyu istidraç kavramıyla ilişkilendirip mal-evlat çokluğunun aslında bir imtihan olduğunu ekler. Zemahşerî ise farklı bir ayet bağlamında Kur'an'ın mucizeliği ve kelam tartışmalarına (Kur'an'ın kıdemi meselesi) yönelerek konudan ayrışır, bu da onun akli/kelamî yöntemini yansıtır.
Historischer Kontext
Taberî'den Beydâvî'ye uzanan süreçte rivayet ağırlıklı yaklaşımdan dil ve kıraat analizinin daha sistematik işlenişine geçiş görülür; temel ahlaki-teolojik çıkarım (küfrün ameli geçersiz kılması) değişmeden korunmuştur. Zemahşerî ve Râzî'de kelam ve akli istidlalin daha belirgin olması, dönemin kelam ilmindeki gelişmeleriyle ilişkilendirilebilir.
Bezug zur Gegenwart
Bu karşılaştırmalı okuma, bir davranışın değerini belirleyenin sadece dışa yansıyan biçimi değil, kalpteki niyet ve samimiyet (ihlas) olduğunu hatırlatır. Günümüzde de yardımlaşma ve ibadetlerin gösterişten uzak, içten bir bağlılıkla yapılması, toplumsal dayanışmayı ve ibadet ruhunu daha anlamlı kılabilir.
KI-Analyse — keine Fatwa oder Urteil, noch nicht durch Fachprüfung freigegeben