وَلَا تَطْرُدِ ٱلَّذِينَ يَدْعُونَ رَبَّهُم بِٱلْغَدَوٰةِ وَٱلْعَشِىِّ يُرِيدُونَ وَجْهَهُۥ مَا عَلَيْكَ مِنْ حِسَابِهِم مِّن شَىْءٍ وَمَا مِنْ حِسَابِكَ عَلَيْهِم مِّن شَىْءٍ فَتَطْرُدَهُمْ فَتَكُونَ مِنَ ٱلظَّٰلِمِينَ
“Und weise nicht diejenigen ab, die morgens und abends ihren Herrn anrufen im Begehren nach Seinem Angesicht! Dir obliegt in keiner Weise, sie zur Rechenschaft zu ziehen, und ihnen obliegt in keiner Weise, dich zur Rechenschaft zu ziehen. Wenn du sie abwiesest, dann würdest du zu den Ungerechten gehören.” — Bubenheim & Elyas
Taberî9-10. Jh.✓ Zitat verifiziert
Bu müfessire göre ayetteki 'sabah akşam Rablerine dua edenler' ifadesi, farz namazlar ve diğer salih amellerle Allah'ı zikredenleri; 'yüzünü isterler' ifadesi de dünya menfaati beklemeksizin sadece Allah'ın rızasını arayanları anlatır. Ayrıca ayetin, müşrik ileri gelenlerinin Peygamber'den yanındaki fakir Müslümanları (Bilal, Habbab, Ammar, Suheyb vb.) uzaklaştırmasını istemesi üzerine indiği rivayet edilir; Peygamber bunu kabul edip yazılı belge hazırlamaya niyetlendiğinde Cebrail bu ayetle inmiştir.
بذكرهم إياه بالتسبيح والتحميد والتهليل والدعاء والأعمال الصالحة من الصلوات المفروضة وغيرها {يريدون} بفعلهم ذلك {وجهه} لا يريدون عرضا من عرض الدنيا.
Fahreddin er-Râzî12-13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Bu metin, Kur'an'da geçen "tuğdû" fiilinin "salât kılmak" anlamına geldiğini, çünkü dua ile salâtın anlam bakımından aynı kapıdan olduğunu; ya da bu fiilin "talep etmek" anlamına geldiğini, bunun da salât yoluyla talepte bulunmayı içerdiğinden birinci görüşle çatışmadığını belirtir. Ayrıca ayetteki "vech" kelimesinin üç farklı yorumu aktarılır: kişinin işinin yönelişi, ameli Allah'a teslim etmesi, ya da nefsini Allah'a teslim etmesi. Râzî ayrıca müellifin, kavmin zayıf müminleri (Suheyb, Habbab, Bilal, Ammar) kovmasını isteyen Kureyş eşrafının kıssasını ve bunun tefsirî bağlamını nakleder.
أي يصلون ، فإن الدعاء والصلاة من باب واحد في المعنى أو يطلبونه وهذا لا ينافي الأول لأن الطلب قد يكون بالصلاة
Kurtubî13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Kurtubî'ye göre âyet, Hz. Peygamber'in Allah'a yönelen ve O'nun rızasını isteyen fakir/zayıf müminlerle (Suheyb, Bilal, Ammar, Habbab gibi) birlikte oturmasını, onları eşraftan olan kimseler hatırına yanından uzaklaştırmamasını emretmektedir. Sabah-akşam ibadete devam eden bu müminlerin rızık ve karşılıklarının Allah'a ait olduğu, Peygamber'in de kendi rızık ve karşılığının Allah'a ait olduğu vurgulanır; eğer onları kovarsa zalimlerden olacağı belirtilir, ancak bunun ondan vaki olmasından Allah'ın onu koruduğu ifade edilir.
فإذا نحن جئناك فأقمهم عنك فإذا نحن فرغنا فاقعد معهم إن شئت قال : ( نعم ( قالوا : فاكتب لنا عليك كتابا
İbn Kesîr14. Jh.✓ Zitat verifiziert
İbn Kesîr'e göre bu ayet, Peygamber'in fakir ve zayıf müminlerle (Suheyb, Bilal, Ammar, Habbab gibi) birlikte oturmaya, onlardan yüz çevirmemeye ve onlarla sabretmeye emrolunduğunu bildirmektedir. Kureyş'in eşrafından bazı kişilerin Peygamber'den bu yoksul müminleri kendisinden uzaklaştırmasını istemesi üzerine bu ayetin indiği rivayet edilmektedir. Ayet, Allah'ı sabah akşam zikreden ve rızasını arayan bu kimselerle beraber oturmanın değerini vurgulamaktadır.
أي لا تبعد هؤلاء المتصفين بهذه الصفات عنك بل اجعلهم جلساءك وأخصاءك
Beydâvî13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Beydâvî'ye göre bu ayet, Hz. Peygamber'in müttakî olmayanları uyarmakla emrolunmasının ardından, müttakîleri -yani sabah akşam Rablerine ihlasla dua eden fakir müminleri- ikram edip yakınlaştırması ve Kureyş'i hoşnut etmek için onları kovmamasıyla emrolunduğunu belirtir. Rivayete göre Kureyş müşrikleri Ammar, Suheyb, Habbab ve Selman gibi fakir sahabîlerin meclisten çıkarılmasını istemiş, Peygamber bunu reddetmiş, ardından bu ayet inmiştir. Ayrıca 'hesaplarından sana bir şey yok' ifadesinin, onların imanının hakikatinin veya rızıklarının Peygamber'e ait bir sorumluluk olmadığı şeklinde yorumlandığını nakleder.
روي أنهم قالوا: لو طردت هؤلاء الأعبد يعنون فقراء المسلمين كعمار وصهيب وخباب وسلمان. جلسنا إليك وحادثناك فقال: «ما أنا بطارد المؤمنين»
Zemahşerî12. Jh.✓ Zitat verifiziert
Zemahşerî'ye göre ayet, müşriklerin fakir müslümanları (Ammar, Suheyb, Bilal, Habbab, Selman gibi) meclisten kovmasını talep etmesi üzerine inmiştir; Hz. Peygamber'e bu müminleri kovmaması, sabah akşam Rablerine dua eden ve rızasını arayan bu kimseleri kovmasının kendisini zalimlerden yapacağı bildirilmiştir. Metne göre 'vech' ile kastedilen kişinin zâtı ve hakikatidir, yani onların ibadetlerindeki ihlas kastedilmektedir. Ayrıca bu kimselerin hesabının kendilerine ait olduğu, Hz. Peygamber'in sadece zahiri hale ve takva alametine bakmakla sorumlu olduğu belirtilir.
فقال عليه الصلاة والسلام : ما أنا بطارد المؤمنين
Vergleich
Gemeinsamkeiten
Tüm müfessirler ayeti aynı nüzul olayına bağlıyor: Kureyş eşrafının Hz. Peygamber'den fakir/zayıf müminleri (Bilal, Ammar, Suheyb, Habbab, Selman gibi) meclisten uzaklaştırmasını istemesi ve Peygamber'in bunu kabul etmemesi. Ortak vurgu, 'sabah akşam Rablerine dua etme' ifadesinin ihlasla yapılan ibadet ve zikri, 'yüzünü isteme' ifadesinin de dünyevi bir karşılık beklemeksizin sadece Allah'ın rızasını aramayı ifade ettiğidir. Rivayet malzemesi (sahabe ve tabiin nakilleri) hemen hepsinde temel dayanak olarak kullanılmıştır.
Unterschiede
Taberî ve İbn Kesîr daha çok rivayet zincirlerine ve sened değerlendirmesine ağırlık verirken, Râzî ve Zemahşerî 'vech' ve 'tuğdû' gibi kelimelerin dilsel/belağî tahliline daha fazla yer ayırır. Kurtubî i'rab ve nahiv tahliliyle rivayeti birleştirir; Beydâvî ise kıraat farklılıklarına (İbn Âmir okuyuşu gibi) ayrıca dikkat çeker. Zemahşerî 'vech'i kişinin zâtı/hakikati olarak yorumlarken, Râzî bu konuda üç farklı görüşü yan yana sunar; bu farklılıklar müfessirlerin filolojik (Zemahşerî, Râzî) veya rivayet-hadis merkezli (Taberî, İbn Kesîr) yöntem tercihlerinden kaynaklanır.
Historischer Kontext
Taberî'den İbn Kesîr'e kadar nüzul sebebi ve temel mesaj konusunda dikkate değer bir süreklilik görülür; hiçbir müfessir bu tarihi bağlamı reddetmez. Zamanla (özellikle Zemahşerî ve Râzî ile) dil ve belağat tahlili daha sistemli hale gelmiş, kelimelerin anlam katmanları daha ayrıntılı işlenmiştir. Beydâvî gibi daha sonraki müfessirlerde ise önceki birikimin özetlenerek harmanlandığı, kıraat farklarına dair teknik ayrıntıların da eklendiği görülür.
Bezug zur Gegenwart
Bu ayet, bir toplulukta kişilerin değerinin maddi statüsüyle değil, samimiyet ve gönül temizliğiyle ölçülmesi gerektiğine dair bir hatırlatma olarak okunabilir. Farklı sosyal konumdan insanları bir arada tutan, dışlamayan bir yaklaşım; toplumsal dayanışma ve hoşgörü açısından günümüz için de düşündürücü bir örnek sunar. Ayrıca ihlasla yapılan ibadetin, dünyevi çıkar beklentisinden bağımsız bir samimiyet ölçüsü olarak değerlendirilmesi, günlük hayattaki niyet ve amaç sorgulamasına ışık tutabilir.
KI-Analyse — keine Fatwa oder Urteil, noch nicht durch Fachprüfung freigegeben