وَهُوَ ٱلَّذِىٓ أَنشَأَ جَنَّٰتٍ مَّعْرُوشَٰتٍ وَغَيْرَ مَعْرُوشَٰتٍ وَٱلنَّخْلَ وَٱلزَّرْعَ مُخْتَلِفًا أُكُلُهُۥ وَٱلزَّيْتُونَ وَٱلرُّمَّانَ مُتَشَٰبِهًا وَغَيْرَ مُتَشَٰبِهٍ كُلُوا۟ مِن ثَمَرِهِۦٓ إِذَآ أَثْمَرَ وَءَاتُوا۟ حَقَّهُۥ يَوْمَ حَصَادِهِۦ وَلَا تُسْرِفُوٓا۟ إِنَّهُۥ لَا يُحِبُّ ٱلْمُسْرِفِينَ

“Und Er ist es, Der Gärten mit Spalieren und ohne Spaliere entstehen läßt, sowie Palmen und (sonstige) Pflanzen mit unterschiedlichen Erntesorten und Öl- und Granatapfelbäume, die einander ähnlich und unähnlich sind. Eßt von ihren Früchten', wenn sie Früchte tragen, und entrichtet am Tag ihrer Ernte ihre(n) Pflicht(anteil, der darauf steht), doch seid nicht maßlos! - Er liebt nicht die Maßlosen.” — Bubenheim & Elyas

Tafsire

Von KI erstellt
Taberî9-10. Jh.✓ Zitat verifiziert

Bu müfessire göre âyet, Allah'ın haram-helal hükümlerinde haddi aşanları, helali haram veya haramı helal kılarak aşırı gidenleri sevmediğini bildirir; sevdiği şey ise helal kıldığını helal, haram kıldığını haram saymaktır ve emredilen adalet budur. Ayrıca hasat gününde verilecek hakkın zekattan önceki bir hüküm olup olmadığı, yoksa zekatla neshedilip edilmediği konusunda çeşitli rivayetler nakledilmiş; müfessir bunun zekat olmayıp hasat anında orada bulunana yedirmek anlamına geldiğini tercih etmiştir.

والصواب من القول في ذلك عندي أن يقال: إن الله تعالى ذكره نهى بقوله: قال: «ليس بالزكاة، ولكن يطعم من حضره ساعتئذ حصده»
Fahreddin er-Râzî12-13. Jh.✓ Zitat verifiziert

Bu metinde Râzî, ayette geçen 'حصاده' kelimesinin hasat vaktine işaret ettiğini ve bunun sadece ekine özgü olmayıp üzüm, zeytin ve nar gibi meyveleri de kapsadığını belirtir; buna göre ayet, meyvelerde de zekâtın vacip olduğuna delalet eder ki bu Ebû Hanîfe'nin görüşüdür. Ayrıca 'حقه' ifadesindeki hakkın az-çok her mahsulde sabit olduğunu, bu hakkın zekât olduğunu ve dolayısıyla zekâtın azında da çoğunda da vacip olduğunu savunan Ebû Hanîfe'nin delilinin bu ayet olduğunu aktarır.

فنقول : لفظ الحصد في أصل اللغة غير مخصوص بالزرع ، والدليل عليه ، أن الحصد في اللغة عبارة عن القطع ، وذلك يتناول الكل وأيضا الضمير في قوله حصاده يجب عوده إلى أقرب المذكورات وذلك هو الزيتون والرمان ، فوجب أن يكون الضمير عائدا إليه
Kurtubî13. Jh.✓ Zitat verifiziert

Bu metinde Kurtubî cenazenin defnedilmesi bağlamında hızlı yürünmesinin hükmünü ele almakta, Hz. Peygamber'in cenazeyi hızlı taşıma emrine dayanarak ağır yürüme ve durup Kur'an okuma gibi bazı halk uygulamalarını caiz görmemektedir. Ayrıca ayetteki 'معروشات' ve 'غير معروشات' ile 'أكله مختلفا' ifadelerinin dil ve nahiv yönünden tahlilini yapmakta, bu bağlamda hasat vaktinde verilecek hakkın (zekât mı yoksa nafile bir sadaka mı olduğu) müfessirler arasındaki farklı görüşlerini nakletmektedir.

فالحكم الإسراع في المشي لقوله عليه السلام : ( أسرعوا بالجنازة فإن تك صالحة فخير تقدمونها إليه وإن تكن غير ذلك فشر تضعونه عن رقابكم ( لا كما يفعله اليوم الجهال في المشي رويدا والوقوف بها المرة بعد المرة وقراءة القرآن بالألحان إلى مالا يحل ولا يجوز
İbn Kesîr14. Jh.✓ Zitat verifiziert

İbn Kesîr'e göre bu ayette 'hakkını verin' ifadesiyle kastedilen konuda müfessirler arasında ihtilaf vardır: bazıları bunun farz zekat olduğunu, bazıları zekattan başka bir hak olduğunu, bazıları da bunun sonradan öşür veya yarım öşürle nesholunan bir yükümlülük olduğunu söylemiştir. Ayrıca 'israf etmeyin' ifadesinin bağlama göre yemede israf, sadakayı vermemek ya da genel anlamda her şeyde israf olarak yorumlandığı nakledilmektedir. İbn Kesîr kendisi, siyak-sibaka göre bu ifadenin yemekte israfa işaret etmesinin daha zahir olduğunu, ancak zekatın burada şirk ve kirden nefsin temizlenmesi anlamına gelme ihtimalinin de bulunduğunu belirtmektedir.

ثم اختار ابن جرير قول عطاء أنه نهى عن الإسراف في كل شيء ولا شك أنه صحيح لكن الظاهر والله أعلم من سياق الآية حيث قال تعالى أن يكون عائدا على الأكل أي لا تسرفوا في الأكل لما فيه من مضرة العقل والبدن
Beydâvî13. Jh.✓ Zitat verifiziert

Beydâvî'ye göre ayette geçen 'حقه يوم حصاده' ifadesi hakkında iki görüş vardır: bir görüşe göre bu, o dönemde hasat günü verilen sadaka türünden bir bağıştır, belirli bir zekât miktarı değildir; çünkü zekât Medine'de farz kılınmıştır ve bu ayet Mekkî'dir. Diğer görüşe göre ise ayet Medenî'dir ve burada kastedilen zekâttır; hasat günü verilmesinin emredilmesi, o zaman önem verilip ödeme vaktinin geçirilmemesi ve vücûbun ürünün olgunlaşmasıyla (idrak) değil de temizlenmesiyle değil de olgunlaşmasıyla başladığının bilinmesi içindir. Ayrıca 'ولا تسرفوا' ifadesi sadakada aşırıya gitmemeyi, Allah'ın israf edenleri hoş görmediğini belirtir.

وآتوا حقه يوم حصاده يريد به ما كان يتصدق به يوم الحصاد لا الزكاة المقدرة لأنها فرضت بالمدينة والآية مكية. وقيل الزكاة والآية مدنية والأمر بإيتائها يوم الحصاد ليهتم به حينئذ حتى لا يؤخر عن وقت الأداء وليعلم أن الوجوب بالإدراك لا بالتنقية.
Zemahşerî12. Jh.✓ Zitat verifiziert

Zemahşerî, 'ma'rûşât' kelimesini yerden yükseltilip çardak yapılmış asmalar olarak açıklar; bir başka görüşe göre ise bu, insanların dikip özenle çardaklandırdığı bağ-bahçe bitkileri, buna karşılık çardaksız olanlar ise dağ ve kırlarda kendiliğinden yetişenlerdir. Ayrıca 'muhtelifen ekluhu' ifadesindeki zamirin hem hurma hem ekine şamil olduğunu, 'muhtelifen'in ise takdiri bir hal olduğunu belirtir. Hasat günü hakkın verilmesiyle ilgili olarak da bunun ya zekat farz kılınmadan önceki gönüllü sadaka uygulaması ya da bizzat farz zekat olduğu yönünde iki görüş nakleder.

يقال : عرشت الكرم ، إذا جعلت له دعائم وسمكا تعطف عليه القضبان

Vergleich

Gemeinsamkeiten

Taberî, İbn Kesîr, Beydâvî ve Zemahşerî'nin ortak odağı 'hasat günü hakkın verilmesi' ifadesinin zekât mı yoksa zekâttan önceki/ayrı bir gönüllü hak mı olduğu tartışmasıdır; hepsi bu konuda sahâbe-tabiîn rivayetlerine dayanır ve kesin bir hükme varmaktan çekinip ihtilafı nakletmekle yetinir. Ayrıca Kurtubî, Beydâvî ve Zemahşerî ayetin dil/nahiv yapısını (ma'rûşât, hasâd, muhtelifen ekluhu gibi ifadeler) ayrıntılı incelemede birleşir.

Unterschiede

Râzî ayeti daha çok fıkhi-lügavî bir zeminde ele alıp Ebû Hanîfe'nin meyvelerde zekâtın vücûbuna dair görüşünü temellendirmeye yönelirken, Beydâvî ve Zemahşerî meseleyi ayetin Mekkî/Medenî oluşuyla ilişkilendirerek tarihsel bir çerçeveye oturtur. Kurtubî ise konuyu cenaze taşıma hadisiyle ilişkilendirip fıkhi-hadis eksenli bir sapma gösterir; İbn Kesîr 'israf' ifadesini yeme bağlamında değerlendirirken diğerleri bunu daha çok sadaka/zekâtla sınırlı tutar. Bu farklar kısmen müfessirlerin ekolsel eğilimlerinden (Râzî'nin kelamî-fıkhi derinliği, Kurtubî'nin hadis odaklılığı, Zemahşerî'nin belâgat vurgusu) kısmen de kullandıkları rivayet malzemesinin çeşitliliğinden kaynaklanır.

Historischer Kontext

Taberî'den Beydâvî'ye uzanan süreçte temel ihtilaf (zekât mı değil mi) sabit kalmış, ancak zamanla dilbilimsel ve fıkhi çıkarımlar daha sistematik hale gelmiştir; en eski (Taberî) rivayet ağırlıklı bir tercih sunarken en yeç (Beydâvî, Zemahşerî) döneme ait yorumlar meseleyi Mekkî/Medenî ayrımı gibi daha analitik bir çerçeveyle ele almıştır. Bu, tefsir geleneğinin rivayet nakli üzerinden dilbilimsel-fıkhi sistematiğe doğru evrildiğini gösterir, fakat kesin bir sonuca ulaşılmamıştır.

Bezug zur Gegenwart

Bu karşılaştırmalı okuma, hem infakta ölçülü olma hem de üretimden/kazançtan pay ayırma bilincinin zamanla farklı biçimlerde şekillenebileceğini, ancak temel ruhun sabit kaldığını hatırlatır. Günümüzde bu, bereketin bir kısmını ihtiyaç sahipleriyle paylaşma ve israftan kaçınma şeklinde toplumsal dayanışma ve ihlas temaları etrafında düşünülebilir. Ayrıca müfessirlerin dil ve bağlam üzerinden yürüttüğü tartışma, ilim ile dinî metni anlama çabasının nasıl bir uyum içinde ilerleyebileceğine dair mütevazı bir örnek sunar.

KI-Analyse — keine Fatwa oder Urteil, noch nicht durch Fachprüfung freigegeben