وَٱذْكُرُوا۟ نِعْمَةَ ٱللَّهِ عَلَيْكُمْ وَمِيثَٰقَهُ ٱلَّذِى وَاثَقَكُم بِهِۦٓ إِذْ قُلْتُمْ سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا وَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ إِنَّ ٱللَّهَ عَلِيمٌۢ بِذَاتِ ٱلصُّدُورِ

“Und gedenkt Allahs Gunst an euch und des Abkommens, das Er mit euch getroffen hat, als ihr sagtet: "Wir hören und gehorchen!" Und fürchtet Allah. Gewiß, Allah weiß über das Innerste der Brüste Bescheid.” — Bubenheim & Elyas

Tafsire

Von KI erstellt
Taberî9-10. Jh.✓ Zitat verifiziert

Taberî'ye göre ayetteki 'nimet' ifadesi, Allah'ın müminleri İslam üzere birleştirip aralarında kardeşlik ve ülfet oluşturmasıdır; onlar önceden düşman iken Allah kalplerini İslam ile birbirine bağlamıştır. 'Mîsâk' ise Hz. Peygamber'e itaat üzere yapılan bey'attir; İbn Abbas'ın görüşü tercih edilerek bunun Allah'ın onları İslam'a hidayet etmesi ve Peygamber'e itaat sözü vermeleri olduğu belirtilmiştir. Bu nimetin bir tezahürü de Allah'ın, kendilerine kötülük yapmak isteyen bir topluluğun ellerini müminlerden çekmesidir.

وأولى الأقوال بالصواب في تأويل ذلك: قول ابن عباس، وهو أن معناه: واذكروا أيها المؤمنون نعمة الله عليكم التي أنعمها عليكم بهدايته إياكم للإسلام وميثاقه الذي واثقكم به
Zemahşerî12. Jh.✓ Zitat verifiziert

Zemahşerî'ye göre bu ayet, âyetin başında gizli bir 'إذ قال موسى لقومه اذكروا نعمة الله عليكم' takdiri ile anlaşılmalıdır; yani 'tealla azze rabbüküm' ifadesi de bu bağlama eklenerek okunmalıdır. 'تأذن ربكم' ifadesi 'أذن ربكم' anlamındadır, ancak tefe'ul kalıbı basit fiil kalıbından farklı olarak fazladan bir anlam içerir; bu da kesin, şüphe ve tereddütleri ortadan kaldıran güçlü/etkili bir bildirim anlamıdır.

ولا بد في تفعل من زيادة معنى ليس في أفعل ، كأنه قيل : وإذ أذن ربكم إيذانا بليغا تنتفي عنده الشكوك وتنزاح الشبه
Fahreddin er-Râzî12-13. Jh.✓ Zitat verifiziert

Bu müfessire göre ayette geçen 'ahd/misak' ifadesi hakkında birden fazla görüş nakledilmiştir: İbn Abbas'a göre bu, İsrailoğulları'nın Tevrat'a ve içindeki Hz. Muhammed'in geleceğine dair müjdeye iman sözüdür; Mücahid, Kelbî ve Mukatil'e göre ise Allah'ın Âdem'in sulbünden çıkardığı zürriyetten 'Elestü bi-Rabbiküm' hitabıyla aldığı misaktır. Râzî ayrıca Seyyid'den naklen bu misakın akli ve şer'i deliller olduğu görüşünü de aktarır ki bu, kelamcıların çoğunluğunun tercihidir. Ayrıca ayetin, nimetlerin çokluğunun kula itaat ve boyun eğmeyi gerekli kıldığı ilkesi üzerine bina edildiği belirtilmiştir.

قال ابن عباس رضي الله عنهما : هو الميثاق الذي أخذه الله تعالى على بني إسرائيل حين قالوا آمنا بالتوراة وبكل ما فيها ، فلما كان من جملة ما في التوراة البشارة بمقدم محمد صلى الله عليه وسلم لزمهم الإقرار بمحمد عليه الصلاة والسلام
Kurtubî13. Jh.✓ Zitat verifiziert

Kurtubî'ye göre ayetteki 'nimet' Allah'ın nimeti olan İslam ve hükümlerin beyanıdır, 'hikmet' ise Rasûlullah'ın diliyle açıklanan ve Kitap'ta nas bulunmayan konularda Allah'ın muradını gösteren sünnettir. Ayetteki ahd ve mîsâk konusunda müfessirler arasında görüş ayrılığı bulunmaktadır: Mücahid bunu Âdemoğullarından alınan ezelî misak olarak yorumlarken, bazıları bunu Yahudilere Tevrat'ta verilen emri koruma hitabı saymıştır. Cumhur müfessirler (İbn Abbas ve Süddî gibi) ise bunu, sahabenin Akabe gecesinde ve ağaç altında Hz. Peygamber'e itaat üzerine yaptıkları biat ve ahid olarak açıklamışlardır.

والذي عليه الجمهور من المفسرين كابن عباس والسدي هو العهد والميثاق الذي جرى لهم مع النبي صلى الله عليه وسلم على السمع والطاعة في المنشط والمكره إذ قالوا : سمعنا وأطعنا كما جرى ليلة العقبة وتحت الشجرة
İbn Kesîr14. Jh.✓ Zitat verifiziert

Bu müfessire göre ayette geçen ahd/misak, Hz. Peygamber'in hidayet ve delillerle gönderilmesi karşılığında Müslümanların İslam'a girdiklerinde ona verdikleri bey'attır; bu bey'at 'işitip itaat etmek, zorda ve kolayda, başkası tercih edilse de itiraz etmemek' üzerine yapılan sözleşmedir. İbn Cerîr'in bunu Âdem'in sulbünde alınan misak olarak yorumlaması (Mücahid'in de görüşü) nakledilmiş, ancak bu görüş konusunda kesin bir hüküm verilmemiştir.

وهذه هي البيعة التي كانوا يبايعون عليها رسول الله صلى الله عليه وسلم عند إسلامهم كما قالوا بايعنا رسول الله صلى الله عليه وسلم على السمع والطاعة في منشطنا ومكرهنا وأثرة علينا وأن لا ننازع الأمر أهله
Beydâvî13. Jh.✓ Zitat verifiziert

Beydâvî'ye göre ayette geçen 'nimet' Allah'ın İslam nimetidir ve bu, kulun nimeti hatırlayıp şükre yönelmesi içindir. 'Mîsâk' ise Müslümanların Hz. Peygamber'e 'işittik ve itaat ettik' diyerek verdikleri sözdür; bu söz zorlukta-kolaylıkta, isteyerek-istemeyerek işitip itaat etme üzerine yapılan bir bey'attir. Bu mîsâk, Akabe gecesi verilen söz veya Rıdvan bey'ati olarak da yorumlanabilir.

وميثاقه الذي واثقكم به إذ قلتم سمعنا وأطعنا يعني الميثاق الذي أخذه على المسلمين حين بايعهم رسول الله صلى الله عليه وسلم على السمع والطاعة في العسر واليسر، والمنشط والمكره، أو ميثاقه ليلة العقبة أو بيعة الرضوان.

Vergleich

Gemeinsamkeiten

Müfessirlerin çoğu (Taberî, Kurtubî'nin naklettiği cumhur görüşü, İbn Kesîr, Beydâvî) 'mîsâk'ı Hz. Peygamber'e itaat üzerine yapılan bey'at olarak anlar; 'nimet' ifadesi de genellikle İslam'a hidayet ve kalplerin birleştirilmesi şeklinde yorumlanır. Rivayet nakli (İbn Abbas, Mücahid, Süddî vb.) hemen her müfessirde ortak yöntemsel zemindir.

Unterschiede

Zemahşerî dil/belağat tahliline ağırlık verip ayetin gramer yapısını öne çıkarırken, Râzî kelami/akli istidlali de işin içine katarak misakı fıtrî-akli delillerle ilişkilendirir. Kurtubî ve İbn Kesîr, Mücahid'in 'Âdem'in sulbünden alınan ezelî misak' görüşünü de nakleder ancak kesin tercih yapmazlar; bu farklar, müfessirlerin rivayet-dirayet ağırlığındaki yöntem tercihlerinden ve dönemlerinin ilmî meşguliyetlerinden (dil, kelam, fıkıh, siyer) kaynaklanır.

Historischer Kontext

Taberî'den Beydâvî'ye uzanan süreçte rivayet temelli yorum sabit bir zemin oluştururken, sonraki müfessirlerde (Zemahşerî, Râzî) dil ve kelam tahlilinin daha belirgin biçimde işin içine girdiği, Kurtubî ve İbn Kesîr'de ise tarihsel-bağlamsal (siyer) unsurların ön plana çıktığı görülür; temel rivayetler korunmuş, yorumlama araçları çeşitlenmiştir.

Bezug zur Gegenwart

Bu ayet, verilen sözlere ve üstlenilen sorumluluklara sadakatin, toplumsal birlik ve kardeşliğin temelini oluşturduğuna dair bir hatırlatma olarak düşünülebilir. Nimetleri fark edip şükürle karşılamak, bireysel ve toplumsal ilişkilerde güven ve dayanışmayı güçlendiren bir tutum olarak değerlendirilebilir. Farklı yorumların bir arada aktarılması, ilim geleneğinde çeşitliliğe saygı ve hoşgörülü bir okuma alışkanlığına da örnek teşkil edebilir.

KI-Analyse — keine Fatwa oder Urteil, noch nicht durch Fachprüfung freigegeben