وَٱلسَّارِقُ وَٱلسَّارِقَةُ فَٱقْطَعُوٓا۟ أَيْدِيَهُمَا جَزَآءًۢ بِمَا كَسَبَا نَكَٰلًا مِّنَ ٱللَّهِ وَٱللَّهُ عَزِيزٌ حَكِيمٌ

“Der Dieb und die Diebin: trennt ihnen ihre Hände ab als Lohn für das, was sie begangen haben, und als ein warnendes Beispiel von Allah. Allah ist Allmächtig und Allweise.” — Bubenheim & Elyas

Tafsire

Von KI erstellt
Taberî9-10. Jh.✓ Zitat verifiziert

Taberî'ye göre âyette geçen 'es-sârik ve's-sârika' ifadeleri, Abdullah b. Mesud'un kıraatinde 'es-sârikûn ve's-sârikât' şeklinde okunmasına dayanılarak merfû (fâil) konumundadır ve bu, hırsızlık yapan belirli kişilere değil, genel olarak hırsızlık fiilini işleyenlere işaret eder. Ayrıca kesilecek organın 'sağ el' olduğu, yine bu kıraatteki 'fakta'û eymânehümâ' ifadesinden çıkarılmaktadır. Hırsızlık haddinin uygulanacağı miktar konusunda ise Taberî, çeşitli görüşleri aktardıktan sonra Hz. Peygamber'den rivayet edilen 'çeyrek dinar ve üzeri' hadisini tercih ederek, âyetin özel olarak belli bir miktardaki hırsızları kastettiğini savunur.

والصواب من القول في ذلك عندنا قول من قال: الآية معني بها خاص من السراق، وهم سراق ربع دينار فصاعدا أو قيمته، لصحة الخبر عن رسول الله صلى الله عليه وسلم أنه قال: «القطع في ربع دينار فصاعدا»
Fahreddin er-Râzî12-13. Jh.✓ Zitat verifiziert

Bu müfessire göre 'yed' (el) kelimesinin çoğul olarak gelmesi ('eydî'), sarık ve sarikada üç eli kesmeyi gerektiren zahirî bir hükme işaret eder; ancak bu hüküm ilk uygulanışında terk edilmiş, üçüncü hırsızlıkta uygulanır kılınmıştır. Ayrıca İbn Mesud'un 'eymânehümâ' kıraatinin şaz olduğu ve mütevatir kıraati bozamayacağı, dolayısıyla Kur'an olmadığına hükmedildiği belirtilir. Metin ayrıca hadin bir ta'zil ve tahkir maksadıyla uygulandığını, bunun da büyük günahın sevabı iptal ettiğine (ihbat) delil olduğunu tartışır.

ولفظ الأيدي لفظ جمع ، وأقله ثلاثة ، والظاهر يقتضي وجوب قطع ثلاثة من الأيدي في السارق والسارقة ، ترك العمل به ابتداء فيبقى معمولا به عند السرقة الثالثة . فإن قالوا : إن ابن مسعود قرأ فاقطعوا أيمانهما ، فكان هذا الحكم مختصا باليمين لا في مطلق الأيدي
Kurtubî13. Jh.✓ Zitat verifiziert

Kurtubî bu ayette hırsızlık suçunun cezası olan el kesmenin hükmünü açıklamakta, hem cahiliye döneminde hem İslam'da uygulanışını, ilk kesilen erkek ve kadın hırsızların kimliklerini zikretmekte, ayrıca ayetin zahirinin her hırsızı kapsadığı görünse de Hz. Peygamber'in hadisiyle bu hükmün belirli bir miktar (nisab, dörtte bir dinar veya üç dirhem) çalınmasına tahsis edildiğini belirtmektedir. Ayrıca hırsızın kestirilen malın bedelini (gasp/tazminat) ödemesi meselesinde mezhepler arası ihtilafı ve dilbilimsel olarak 'yed' kelimesinin tekil-çoğul kullanımına dair sarf-nahiv tartışmasını da aktarmaktadır.

وظاهر الآية العموم في كل سارق وليس كذلك لقوله عليه السلام ( لا تقطع بعض السراق دون بعض فلا تقطع يد السارق إلا في ربع دينار أو فيما قيمته ربع دينار
Zemahşerî12. Jh.✓ Zitat verifiziert

Zemahşerî bu metinde 'من قبل' ifadesinin 'اتخذوا' fiiline bağlı olduğunu, yani 'bu kişiler geri kalarak münafıklık etmeden önce mescit edindiler' anlamına geldiğini açıklar. Ayrıca İbn Mesud'un bazı ziyade lafızların Kur'an'dan nesh edildiğine dair görüşüne ve Hz. Aişe'nin evinde bir sayfanın hayvan tarafından yenildiğine dair rivayetin zındık ve Râfizîlerin uydurması olduğuna işaret eder.

فمن تأليفات الملاحدة والروافض
İbn Kesîr14. Jh.✓ Zitat verifiziert

İbn Kesîr, hırsızlık cezasında elin kesilmesi için nisabın (belirli bir miktarın) şart olup olmadığı ve bu miktarın ne olduğu konusundaki fıkhi görüşleri aktarır. Mâlik üç dirhem, Şâfiî ise çeyrek dinar veya karşılığı değer üzerinden kesilmesi gerektiğini söylerken, cumhur nisabı şart görmüş, bazıları ise sadece hırsızlık fiilinin gerçekleşmesini yeterli bulup nisab ve hırz (koruma altında olma) şartı aramamıştır. Bu görüşler farklı hadis rivayetleri ve sahâbe uygulamalarına (Osman'ın turunç hırsızına verdiği ceza gibi) dayandırılmıştır.

فذهب كل من الأئمة الأربعة إلى قول على حدة
Beydâvî13. Jh.✓ Zitat verifiziert

Beydâvî'ye göre hırsızlık yapan erkek ve kadının elinin kesilmesi emredilmiştir; bu kesme hükmü, malın bir hırzdan (korunaklı yerden) alınmış olması ve alınan malın çeyrek dinar veya değerinde olması şartına bağlıdır. Kesilecek yerin bilek (rüsg) olduğu, Hz. Peygamber'in bir hırsızın sağ elinin bilekten kesilmesini emretmesine dayanılarak belirtilir; Havâric'in bunu köprücük kemiğine (menkib) kadar aldığı görüşü ise cumhur tarafından benimsenmez. Tövbe eden hırsızın günahının Allah tarafından bağışlanacağı, ancak el kesme cezasının bununla düşmeyeceği çünkü bunda mesrûkun-minh'in (malı çalınanın) hakkı bulunduğu ifade edilir.

لأنه عليه الصلاة والسلام أتي بسارق فأمر بقطع يمينه منه

Vergleich

Gemeinsamkeiten

Taberî, Kurtubî, İbn Kesîr ve Beydâvî, ayetin zahirinin tüm hırsızları kapsar görünmesine karşın Hz. Peygamber'in hadisleriyle bu hükmün belirli bir nisaba (çeyrek dinar/üç dirhem) tahsis edildiği konusunda birleşir. Ayrıca kesilecek organın sağ el/bilek olduğu ve bu hususun hadis rivayetleriyle desteklendiği ortak vurgudur.

Unterschiede

Taberî ve Kurtubî, İbn Mesud kıraatini dilbilimsel analiz için kullanırken Râzî bu kıraatin şaz olduğunu ve Kur'an sayılamayacağını savunarak farklı bir usul tercihi sergiler. Râzî ayrıca 'eydî' lafzının çoğulluğundan hareketle üç el kesme gibi zahirî bir hükme dikkat çekip bunu kelamî tartışmaya (ihbat meselesi) taşır; bu, diğerlerinde görülmeyen fıkıh-kelam birleşimidir. Kurtubî ve İbn Kesîr nisab miktarında mezhepler arası ihtilafı (Mâlik, Şâfiî, Kûfeliler) detaylandırırken Beydâvî daha özet bir fıkhi çerçeve sunar. Zemahşerî ise verilen alıntıda farklı bir ayete (mescit edinme meselesine) odaklanmış görünmektedir.

Historischer Kontext

Erken dönem müfessiri Taberî rivayet ve kıraat farklılıklarına dayanarak temel hükmü belirlemeye çalışırken, sonraki dönem müfessirleri (Râzî, Kurtubî, İbn Kesîr, Beydâvî) bu temel üzerine mezhepler arası fıkhi tartışmaları ve dil/belağat inceliklerini daha sistematik şekilde işlemiştir. Temel hüküm (nisab şartı, sağ elin kesilmesi) zaman içinde sabit kalmış, ancak gerekçelendirme ve tartışma zemini (kıraat tenkidi, kelamî meseleler, mezhep görüşleri) dönemsel ilmi gelişmelere paralel olarak zenginleşmiştir.

Bezug zur Gegenwart

Bu karşılaştırmalı okuma, hukuki hükümlerin tek bir lafızdan değil; dil, rivayet ve akıl yürütmenin birlikte değerlendirilmesiyle anlaşıldığını göstermektedir. Bu durum, günümüzde de ilim ile iman arasındaki uyumun, meselelere çok yönlü ve temkinli yaklaşmanın önemine dair bir hatırlatma olarak düşünülebilir. Ayrıca toplumsal düzenin korunmasında hem adaletin hem de bağışlayıcılığın (tövbe vurgusu) bir arada tutulması, aile ve toplum içi dayanışmaya dair düşünmeye kapı açabilir.

KI-Analyse — keine Fatwa oder Urteil, noch nicht durch Fachprüfung freigegeben