Bu müfessire göre metinde geçen ifade, öncesindeki unsurdan bedel olarak ref' konumundadır; yani i'rab açısından merfû bir kelimenin veya cümlenin yerine geçen bir bedel unsuru söz konusudur.
في محل الرفع بدل منإِنِّىٓ أُرِيدُ أَن تَبُوٓأَ بِإِثْمِى وَإِثْمِكَ فَتَكُونَ مِنْ أَصْحَٰبِ ٱلنَّارِ وَذَٰلِكَ جَزَٰٓؤُا۟ ٱلظَّٰلِمِينَ
“Ich will, daß du meine und deine Sünde auf dich lädst und so einer von den Insassen des (Höllen)feuers sein wirst. Das ist der Lohn der Ungerechten."” — Bubenheim & Elyas
Bu müfessire göre metinde geçen ifade, öncesindeki unsurdan bedel olarak ref' konumundadır; yani i'rab açısından merfû bir kelimenin veya cümlenin yerine geçen bir bedel unsuru söz konusudur.
في محل الرفع بدل منBu metin, Habil'in Kabil'e söylediği 'benim günahımı ve kendi günahını yüklenmen' ifadesini üç yönden açıklar: Birincisi, katilin kendisini öldürmeye niyetlendiği anda henüz fiil işlenmeden önce söylenen bir nasihat sözü olduğu; ikincisi, Habil'in kendi katlinin cezasını Allah'tan istediği anlamına geldiği; üçüncüsü ise, kıyamet günü zalimin mazlumu razı edecek bir şey bulamazsa mazlumun günahlarının zalime yükleneceğine dair rivayete dayanarak açıklandığıdır.
روي أن الظالم إذا لم يجد يوم القيامة ما يرضي خصمه أخذ من سيئات المظلوم وحمل على الظالم ، فعلى هذا يجوز أن يقال : إني أريد أن تبوأ بإثمي في أنه يحمل عليك يوم القيامة إذا لم تجد ما يرضيني ، وبإثمك في قتلك إيايBeydâvî'ye göre Habil'in 'senin ve benim günahımı yüklenesin' sözü, kardeşinin kendisine tecavüzünü engellemek için ikinci bir gerekçedir; yani eğer o elini kaldırırsa, hem kendi günahını hem de saldırıya uğrayanın (kendisinin) günahını yüklenmiş olacaktır, çünkü zulme başlayan tarafın vebali daha ağırdır. Alternatif bir görüş olarak 'إثمي' ifadesinin kendi öldürülmesinin günahı, 'إثمك' ifadesinin de kurbanının kabul edilmemesinin günahı olabileceği de belirtilmiştir. Ayrıca Habil'in asıl maksadının kardeşinin işleyeceği günahın kendisine değil karşı tarafa ait olmasını istemek olabileceği, ya da 'إثم' kelimesiyle cezanın kastedilmiş olabileceği ihtimalleri de zikredilmiştir.
إنما استسلم لك إرادة أن تحمل إثمي لو بسطت إليك يدي، وإثمك ببسطك يدك إلي ونحوه المستبان ما قالا فعلى البادئ ما لم يعتد المظلومTaberî, 'إني أريد أن تبوء بإثمي وإثمك' ifadesindeki 'إثمك' kelimesinin tefsirinde müfessirler arasındaki görüş ayrılığını nakleder. Bazıları bunun katilin öldürme suçundan önce işlediği günahlar olduğunu söylerken, bazıları mecazen 'öldürme günahı' anlamında olduğunu ileri sürer. Taberî, kendisi tefsir ehlinin icmasına dayanarak, öldürülenin günahlarının katile yüklenemeyeceğini, katilin sadece kendi işlediği günahtan (katl ve diğer masiyetlerinden) sorumlu tutulacağını tercih eder.
وإنما قلنا ذلك هو الصواب لإجماع أهل التأويل عليهKurtubî, Habil'in 'إني أريد أن تبوء بإثمي وإثمك' sözünün, kardeşinin işleyeceği katil günahının yanında kendi geçmiş günahlarını da yükleneceği anlamına geldiğini nakleder. Çoğu müfessire göre asıl görüş budur: Kabil, Habil'i öldürdüğü günahla beraber daha önce işlediği günahları da taşıyacaktır. Ayrıca bu ifadenin istifham-i inkârî olduğu, ya da 'lâ' harfinin hazfedildiği gibi başka yorumlar da nakledilmiştir.
قال أكثر العلماء : إن المعنى ترجع بإثم قتلي وإثمك الذي عملته قبل قتليİbn Kesîr'e göre 'إثمك' ifadesi, katilin kendi işlediği cinayet günahı ve daha önce yapmış olduğu diğer günahlar anlamına gelir; maktulün günahlarının katile yüklenmesi değildir. Habil'in 'إثمي وإثمك' sözünden kastının, Kabil'in kendi cinayet günahını ve önceki günahlarını taşıması olduğunu, maktulün günahının katile yüklenmesi anlamına gelmediğini belirtir. Ancak kıyamet günü mahzalim (haksızlıklar) konusunda maktulün katilden hakkını alacağı, katilin hasenatının maktule verileceği, bitince maktulün günahlarının katile yükleneceğine dair sahih hadis bulunduğunu aktarır.
وإنما يؤخذ القاتل بإثمه بالقتل المحرم وسائر آثام معاصيه التي ارتكبها بنفسه دون ماركبه قتيلهGemeinsamkeiten
Tüm müfessirler 'إثمي وإثمك' ifadesinin Habil'in kardeşine söylediği bir söz olduğu konusunda hemfikirdir ve çoğu, 'إثمك' kelimesinin katilin işleyeceği cinayet günahıyla birlikte önceki günahlarını da kapsadığı yönünde ağırlık verir; maktulün günahının doğrudan katile yüklenmesi fikri genelde reddedilir ya da ihtiyatla nakledilir.
Unterschiede
Zemahşerî meseleye salt dil/nahiv (bedel, i'rab) açısından yaklaşırken, Râzî ve Beydâvî ifadeye çok yönlü anlam ihtimalleri (nasihat, dua, kıyamet günü hak devri) katar; Taberî ve İbn Kesîr rivayet ağırlıklı bir yöntemle tefsir ehlinin icmasına dayanarak maktulün günahının katile yüklenemeyeceğini vurgular, Kurtubî ise çoğunluk görüşünü nakletmekle birlikte alternatif dil yorumlarına (istifham-i inkârî, hazf) da yer verir. Bu farklılıklar, müfessirlerin ekolsel eğilimlerinden (Zemahşerî'nin dilci/belağatçı yaklaşımı, Taberî ve İbn Kesîr'in rivayet merkezli yöntemi, Râzî'nin kelamcı çok yönlülüğü) kaynaklanır.
Historischer Kontext
Daha erken dönem müfessiri Taberî rivayet ve icma temelli bir tercihte bulunurken, sonraki dönemlerde Zemahşerî'nin dil analizi, Râzî'nin çok yönlü kelamcı yaklaşımı ve Beydâvî-Kurtubî'nin sentezleyici okumaları eklenmiş; İbn Kesîr ise yine rivayete dönerek Taberî'nin çizgisine yakın durmuştur. Yani zamanla yöntem çeşitliliği artmış, ancak temel rivayet malzemesi ve ana çizgi büyük ölçüde sabit kalmıştır.
Bu ayet, bir kişinin başkasına haksızlık yapmaktan kaçınmasının hem kendi vicdanı hem de toplumsal ilişkiler için taşıdığı ağırlığı hatırlatır. Habil'in kardeşine söylediği söz, çatışma anında bile sabırlı ve uyarıcı bir dil kullanmanın örneğini sunar; bu da günümüzde aile içi veya toplumsal anlaşmazlıklarda hoşgörü ve sağduyuyu teşvik eden bir tutum olarak düşünülebilir. Ayrıca müfessirlerin farklı yorumları, ilim geleneğinde çok yönlü düşünmenin ve rivayetle akıl arasında dengeli bir yaklaşımın değerini gösterir.
KI-Analyse — keine Fatwa oder Urteil, noch nicht durch Fachprüfung freigegeben