بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ أَوْفُوا۟ بِٱلْعُقُودِ أُحِلَّتْ لَكُم بَهِيمَةُ ٱلْأَنْعَٰمِ إِلَّا مَا يُتْلَىٰ عَلَيْكُمْ غَيْرَ مُحِلِّى ٱلصَّيْدِ وَأَنتُمْ حُرُمٌ إِنَّ ٱللَّهَ يَحْكُمُ مَا يُرِيدُ
“O die ihr glaubt, haltet die Abmachungen! Erlaubt (zu essen) sind euch die Vierfüßler unter dem Vieh, außer dem, was euch verlesen wird, ohne daß ihr jedoch das Jagdwild als erlaubt betrachtet, während ihr im Zustand der Pilgerweihe seid. Allah ordnet an, was Er will.” — Bubenheim & Elyas
Taberî9-10. Jh.✓ Zitat verifiziert
Taberî'ye göre 'akitleri yerine getirin' ifadesi, müminlerin Allah'a karşı üstlendikleri ahid ve taahhütlere tam olarak riayet etmelerini, bunları eksiksiz yerine getirmelerini ve bozmamalarını ifade eder. Müfessirler arasında 'ukûd' kelimesinin ne olduğu konusunda görüş ayrılığı vardır; bir grup bunun cahiliye döneminde insanların birbirleriyle yardımlaşma ve destek üzerine yaptıkları anlaşmalar (hilf) olduğunu söylerken, çoğunluk bunun genel olarak 'ahidler' anlamına geldiğini belirtmiştir.
والعقود: جمع عقد، وأصل العقد: عقد الشيء بغيره، وهو وصله به، كما تعقد الحبل بالحبل: إذا وصل به شدا، يقال منه: عقد فلان بينه وبين فلان عقدا فهو يعقده
Zemahşerî12. Jh.✓ Zitat verifiziert
Zemahşerî bu ayette, söz konusu şeyin haram kılındığına dair asıl hükmün Mâide sûresinde yer aldığını belirtiyor; bu ayeti o hükme bir işaret/atıf olarak okuyor.
آية تحريمه ، وذلك قوله في سورة المائدة
Fahreddin er-Râzî12-13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Bu metinde Râzî, ayetin başındaki 'el-behîme' ve 'el-en'âm' kelimelerinin anlamını dilbilimsel olarak açıklar; behîmenin kara ve denizde dört ayaklı her canlıyı kapsayan mübhem bir isim olduğunu, en'âmın ise bunlardan deve, sığır, koyun ve keçiyi belirttiğini ifade eder. Ardından 'ûfû bi'l-ukûd' hükmünün genel olarak tüm akitleri (bey', şirket, yemin, nezir, sulh, nikah) kapsadığını ve bu akitlere vefa gerekliliğini ortaya koyduğunu belirtir. Ayrıca ayetteki 'uhıllet' fiilinin zâta izafe edilmesinden dolayı lafzın mücmel kaldığını, bu yüzden istisna ile mücmelin tafsil edildiğini açıklar.
فقال صاحب ( الكشاف ) : البهمة مبهمة في كل ذات أربع في البر والبحر ، فبينت بالأنعام وهي الإبل والبقر والضأن والمعز
Kurtubî13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Kurtubî'ye göre bu ayetteki hitap imanı tam olarak yerine getiren herkese yöneliktir ve ayet, Arapların cahiliye döneminde deve/hayvanlar hakkındaki (bahîre, sâibe, vasîle, hâm gibi) batıl âdet ve kuruntularını kaldırmak için inmiştir. 'Bahîmetü'l-en'âm' ifadesi deve, sığır ve koyunu kapsar; 'bahîme' konuşma ve idraki kısıtlı dört ayaklı hayvanlara, 'en'âm' ise yürüyüşünün yumuşaklığından dolayı bu hayvanlara verilen isimdir. Ayrıca metinde 'illâ mâ yutlâ' istisnasının Basra dilcilerine göre hem 'bahîmetü'l-en'âm'dan hem de 'ganir muhillî's-sayd'dan olmak üzere iki farklı istisna olduğu tartışılır.
والبهيمة اسم لكل ذي أربع سميت بذلك لإبهامها من جهة نقص نطقها وفهمها وعدم تمييزها وعقلها ومنه باب مبهم أي مغلق وليل بهيم وبهمة للشجاع الذي لا يدرى من أين يؤتى له والأنعام : الإبل والبقر والغنم سميت بذلك للين مشيها
İbn Kesîr14. Jh.✓ Zitat verifiziert
İbn Kesîr'e göre 'akitleri yerine getirin' emrindeki 'ukûd' kelimesi 'uhûd' (ahidler) anlamındadır ve İbn Abbas, Mücahid gibi müfessirlerin görüşüne dayanarak Allah'ın helal kıldığı, haram kıldığı ve Kur'an'da farz kıldığı her şeyi kapsar; bu konuda İbn Cerîr icma nakletmiştir. Ayrıca bazı âlimler bu ayeti bey' meclisinde muhayyerlik olmadığına delil getirmişse de, sahih hadisler (Buhari-Müslim) taraflar ayrılmadıkça muhayyerliğin bulunduğunu göstermektedir ve bu, akdin bağlayıcılığıyla çelişmez. Metinde ayrıca 'behîmetu'l-en'âm' ifadesinin deve, sığır ve koyunu kapsadığı, ceninin annesinin kesilmesiyle helal olacağına dair hadisler de zikredilmiştir.
وقال علي بن أبي طلحة عن ابن عباس في قوله يعني العهود يعني ما أحل الله وما حرم وما فرض وما حد في القرآن كله ولا تغدروا ولا تنكثوا
Beydâvî13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Beydâvî'ye göre 'ukûd' kelimesi, Allah'ın kulları üzerine yüklediği teklifleri kapsayan akitlerle, insanların kendi aralarında yaptıkları emanet ve muamele akitlerini birlikte içine alır; bunlara vefa göstermek vaciptir, emir lafzını hem vücûb hem nedb arasında müşterek sayarsak müstehap da olabilir. Ayrıca 'behîmetü'l-en'âm' ifadesi açıklanarak bunun sekiz çift hayvanı (ve bazı görüşlere göre ceylan ve yaban öküzünü) kapsadığı, 'illâ mâ yutlâ aleyküm' ifadesinin ise daha önce haram kılınmış şeylere (ölü hayvan gibi) işaret ettiği belirtilir. 'Gayra muhillî's-sayd' ifadesinin ihram halindeyken avlanmanın yasak olduğuna dair bir hal cümlesi olduğu açıklanır.
ولعل المراد بالعقود ما يعم العقود التي عقدها الله سبحانه وتعالى على عباده وألزمها إياهم من التكاليف، وما يعقدون بينهم من عقود الأمانات والمعاملات ونحوها مما يجب الوفاء به
Vergleich
Gemeinsamkeiten
Taberî, Râzî, Kurtubî, İbn Kesîr ve Beydâvî 'ukûd' kavramının geniş bir anlam alanına sahip olduğunu, hem Allah'a karşı üstlenilen dinî sorumlulukları hem de insanlar arası anlaşma ve muameleleri kapsadığını kabul eder; ayrıca 'behîmetü'l-en'âm' ifadesinin deve, sığır ve koyunu içerdiği hususunda da genel bir mutabakat vardır.
Unterschiede
Taberî 'ukûd' kelimesinin cahiliye dönemi ittifak/yardımlaşma anlaşmaları mı yoksa genel ahidler mi olduğu tartışmasını rivayet ve dil tahliliyle aktarırken, Zemahşerî ayeti Mâide'deki başka bir hükme atıf olarak okur. Râzî ve Beydâvî dil/belağat ve nahiv tahlillerine (izafet, hal-istisna, mücmel-müfesser) ağırlık verip fıkhi ihtilafları (mesela meclis muhayyerliği, ihram hükümleri) tartışırken, Kurtubî ve İbn Kesîr cahiliye adetlerinin kaldırılması bağlamını ve sahâbe-tabiîn rivayetlerini, hadislerle desteklenen fıkhi çıkarımları ön plana çıkarır; bu farklar müfessirlerin dilci, kelamcı veya hadis-fıkıh eksenli yöntem tercihlerinden kaynaklanır.
Historischer Kontext
Erken dönem müfessir Taberî rivayet ağırlıklı bir yaklaşımla temel anlam tartışmasını naklederken, sonraki dönemlerde Zemahşerî ve Beydâvî'nin dil/belağat ve intertextual okumaları, Râzî'nin kelamcı-fıkhi derinleşmesi ve Kurtubî ile İbn Kesîr'in rivayet-hadis-fıkıh sentezine dayanan daha sistematik yaklaşımı öne çıkar; temel anlam (akit ve ahidlere vefa) sabit kalmakla birlikte yorum yöntemleri zamanla çeşitlenip derinleşmiştir.
Bezug zur Gegenwart
Bu karşılaştırmalı okuma, verilen söze ve üstlenilen sorumluluklara bağlılığın hem kişisel ahlakın hem de toplumsal güvenin temel taşı olduğunu hatırlatır. Aile içi, iş hayatı ve toplumsal ilişkilerde sözünde durma ve emanete riayet, dayanışmayı güçlendiren yapıcı bir tutum olarak düşünülebilir. Ayrıca farklı müfessirlerin aynı ifadeyi çok yönlü ele alması, ilim geleneğinde titiz ve sabırlı bir inceleme çabasının değerine işaret eder.
KI-Analyse — keine Fatwa oder Urteil, noch nicht durch Fachprüfung freigegeben